

Diyabet, günümüzde yaşam kalitesini ve genel sağlığı tehdit eden en yaygın kronik hastalıklardan biri. Kandaki şeker düzeyinin normalin üzerine çıkmasıyla ortaya çıkan bu hastalık, tarih boyunca insanlığın karşısına çıkan en kalıcı sağlık sorunlarından biri olmayı sürdürüyor. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fulya Akın, diyabetin kontrol altına alınabilmesi için düzenli takip, sağlıklı beslenme, aktif yaşam ve stres yönetiminin hayati önem taşıdığını belirtiyor.
Diyabetin Kökleri Antik Çağlara Uzansa da, Sorun Modern Çağın Hızıyla Büyüyor
Diyabetin ilk kez milattan önce 1500’lerde Mısırlılar tarafından “tatlı idrar hastalığı” olarak tanımlandığı biliniyor. Ancak aradan geçen binlerce yıla rağmen, modern yaşam biçimi hastalığın görülme sıklığını dramatik biçimde artırmış durumda.
Prof. Dr. Fulya Akın’a göre, diyabetin temelinde insülin hormonunun etkisizliği, yetersizliği veya her iki durumun birlikte görülmesi yatıyor. Bu durum, yüksek kan şekeri (hiperglisemi) ile seyreden ve zamanla vücuttaki tüm sistemleri etkileyen bir tabloya yol açıyor.
“Yüzyıllardır bilinen bu hastalıkta en önemli koruyucu faktör, kişinin kendi yaşam tarzıdır. Doğru beslenme, düzenli hareket, yeterli uyku ve stres yönetimi diyabet riskini belirgin ölçüde azaltır,” diyor Prof. Dr. Akın.
Diyabetli Sayısı 2045’te 700 Milyona Ulaşabilir
Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun projeksiyonlarına göre 2045 yılına kadar dünya genelinde diyabetli birey sayısı 700 milyona ulaşacak. Bu artışın en büyük nedeni, hızlı kentleşme, obezite ve hareketsiz yaşam tarzı.
Prof. Dr. Fulya Akın, Türkiye’de de benzer bir tablo olduğuna dikkat çekiyor:
“Ülkemizde 20 yaş üzeri her 100 kişiden yaklaşık 15’i diyabetlidir. Avrupa’da en fazla diyabetli bireye sahip üçüncü ülkeyiz ve mevcut artış hızı devam ederse 2045’te dünyada en yüksek diyabet oranına sahip ilk 10 ülke arasında yer alabiliriz.”
Tip 1 ve Tip 2 Diyabet Arasındaki Fark Ne?
Diyabet temelde iki ana tipe ayrılıyor: Tip 1 ve Tip 2.
Tip 1 diyabet, genetik yatkınlıkla birlikte çevresel faktörlerin tetiklediği bir süreç sonunda gelişiyor. Bu durumda vücut insülin üretemez hale geldiği için insülin tedavisi yaşam boyu zorunludur.
Tip 2 diyabet ise daha çok yaşam tarzı, obezite, yanlış beslenme ve fiziksel hareketsizlik gibi faktörlerle ilişkilidir. Bu tür diyabette vücut insülini üretse bile etkili şekilde kullanamaz.
Prof. Dr. Akın, bu noktada yaşam biçimi değişikliğinin önemini şöyle vurguluyor:
“Tip 2 diyabet, uygun beslenme, kilo kontrolü ve düzenli egzersizle önlenebilir bir hastalıktır. İnsülin direncini azaltmak için doğru beslenme ve fiziksel aktivite şarttır.”
Diyabetin Göz Ardı Edilen Sonuçları: Amputasyon ve Böbrek Yetmezliği
Diyabetin vücuttaki etkileri yalnızca kan şekeri yüksekliğiyle sınırlı kalmaz. Uzun süre kontrolsüz kalan hastalarda damar, böbrek, göz ve sinir sistemi ciddi şekilde etkilenir.
Prof. Dr. Fulya Akın, bu durumun ciddiyetini şöyle ifade ediyor:
“Diyabet, kazalardan sonra en sık amputasyon (uzuv kesilmesi) nedenidir. Diyabetik ayak sendromu, enfeksiyonlar ve dolaşım bozuklukları nedeniyle ayak kaybına yol açabilir.”
Ayrıca diyabetin böbrek yetmezliğinin en yaygın nedeni olduğunu belirten Akın, erken teşhisin bu komplikasyonların önüne geçmede kilit rol oynadığını söylüyor.
Diyabetin Belirtilerini Göz Ardı Etmeyin
Hastalık çoğu zaman sinsi ilerler ve belirtiler uzun süre fark edilmez. Ancak Prof. Dr. Akın, dikkat edilmesi gereken bazı erken sinyalleri şöyle sıralıyor:
-
Sık idrara çıkma
-
Aşırı susama hissi
-
Açlık artışı
-
Halsizlik, yorgunluk
-
Ağız kuruluğu
Bu belirtiler, kan şekeri dengesinin bozulduğunu gösteren ilk işaretlerdir. Erken dönemde teşhis edilen diyabet, yaşam tarzı düzenlemeleri ve uygun tedaviyle kontrol altına alınabilir.
Diyabet Kalp ve Damar Sağlığını da Tehdit Ediyor
Diyabet yalnızca kan şekerini değil, tüm damar sistemini etkiler. Uzun dönemde kalp krizi, felç, körlük ve böbrek yetmezliği riskini ciddi ölçüde artırır.
Prof. Dr. Akın, “Tedavi edilmeyen diyabet, kalp-damar hastalığı riskini üç kata kadar çıkarır,” diyerek uyarıyor. Bu nedenle diyabet yönetimi sadece şeker seviyesini değil, tansiyon, kolesterol ve kilo dengesini de kapsamalıdır.
Küçük Değişikliklerle Büyük Farklar Yaratmak Mümkün
Diyabet, kontrol altına alınmadığında sessizce ilerleyen ama yaşamı kökten etkileyen bir hastalıktır. Ancak yaşam tarzı seçimleriyle bu süreci yönetmek mümkündür.
Sağlıklı beslenme, ideal kilo, düzenli egzersiz, stres yönetimi ve hekim takibi diyabetle yaşamı kolaylaştırmanın en güçlü yolları arasında yer alır.
Prof. Dr. Fulya Akın’ın sözleriyle:
“Diyabeti tamamen önleyemeyebiliriz ama onu kontrol altında tutmayı öğrenebiliriz. Bedenini tanıyan ve yaşam tarzına dikkat eden her birey, sağlıklı bir geleceğe yatırım yapmış olur.”



