Türkiye’de Çocuk Kanserleri ve Araştırmalar: Prof. Dr. Tezer Kutluk Anlatıyor
Prof. Dr. Tezer Kutluk, Türkiye’de çocuk kanserleri alanındaki mevcut durumu, yapılan araştırmaları ve erken teşhisin önemini açıklıyor. Kanserle mücadelede atılması gereken adımlar haberde.

Editörün Gözünden programının bu bölümünde, çocuk kanserleri alanında Türkiye’nin önde gelen isimlerinden Prof. Dr. Tezer Kutluk konuk oldu. Prof. Dr. Kutluk, Türkiye’de çocuk kanserlerinin mevcut durumu, yapılan araştırmalar ve erken teşhisin önemi hakkında çarpıcı bilgiler paylaştı. Program, hem aileler hem de sağlık profesyonelleri için Türkiye’de kanser araştırmalarının ne noktada olduğunu anlamak açısından önemli bir kaynak niteliğinde.
Prof. Dr. Tezer Kutluk:“O Hikayeden Sonra Daha Farklı Bir Onkolog Oldum”
O günden bugüne binlerce çocuğun hayatına dokunan Prof. Dr. Tezer Kutluk, “Çocuklarla iç içe olmak, ağır mücadele gerektiren hastalıklarda onlarla süreci paylaşmak büyük bir sorumluluk gerektiriyor. Zor bir hastalık. Böyle bir hastalık tanısı aldığı zaman, öncelikle çocuk değil, anne-baba ile uğraşıyorsunuz. Anne baba şokta… Hiçbir bilgileri yok, neyle karşılaştıkları konusunda hiçbir fikirleri yok.”

Kutluk, yıllar boyunca çocuklarla doğrudan diyalog kurmanın önemini anladığını ve bu farkındalığın onu daha farklı bir onkolog yaptığına dikkat çekiyor: “Yıllardaki öğrenme döneminden sonra çocuklara da hastalık, onların hastalığı, onlarla da uğraşıp bir diyalog kurmanın önemini anladığım gün daha farklı bir onkolog oldum diye düşünüyorum.”
Her çocuğun duygularına söz hakkı vermenin kritik olduğunu belirtiyor: “Çocuğun tepkilerini ölçmezsiniz. Onu dinlemezsiniz. Ama küçücük çocuk bile aslında duyguları var. Bir gün bir hastam bana şöyle söylemişti: ‘Doktor bana yalan söyledi’ demiş benim için. Halbuki yalan söylemedim ama bir bilgi eksik kalmış. Ben de çocuğa açıkça sordum. Bu kadar açık sözlü bir çocuğa karşı neyin yalan söylediğimi sordum. O sorusunu sordu, ben anlattım. Öyle olunca farklı boyuta geldi.”
Sadece tedavi değil, aynı zamanda küçük hastaların dünyasına dokunmanın önemini anlatan Kutluk, bir diğer anısını şöyle paylaşıyor: “Bir genç kız hastam vardı, vefat etti. Bana öğrettiğini kimse öğretemedi. Gözümün içine bakıp, ‘Bırakalım bunları, güzel şeyler konuşalım’ dedi. O diyaloğu yaşamak, tıp fakültesinde okumakla kazanılacak bir şey değil. Çok büyük bir deneyimdi benim için. O nedenle annelerle babalarla konuşurken, çocukları ihmal etmemek için özen gösteriyorum.”
“Prof. Dr. Tezer Kutluk: 40-50 Yıl Öncesinde Çocuk Kanserlerinde İyileşme Yüzde 25’ti”
“Kanser”e yaklaşımda büyük değişimlerin olduğunu belirten Prof. Dr. Tezer Kutluk, “O yıllarda hatırlıyorum bir hastaya biyopsi yapacağız deyince, anne-baba ve çocuk arkasını döndü, kaçıyorlardı. Paniğe kapıldılar. Hemen koşa koşa önlerine gittim, kapıyı tuttum, dedim ki ‘Lütfen biraz konuşalım. Gereğini yapalım.’ Sonunda konuştuk, ikna ettik. O çocuğun tedavi edilebilir bir kanseri vardı ve iyileşti. O yıllarda tedaviye erişim iyiydi ama nadir bazı durumlarda yurtdışı arayışları daha çoktu. Şimdi Türkiye’de çocuk ve erişkin kanserlerinde yurtdışı arayışları neredeyse yok. Onkoloji ve kanser kavramı çok değişti, konuşulabilir hale geldi. 1981’den beri bugünlere gelmek inanılmaz. 1975’li yıllarda hedefe yönelik tedaviler, monoklonal antikorlar konuşuluyordu. Bugün immünoterapi ve akıllı ilaçlar uygulanabiliyor. İnsanlık tarihi içinde son 100 yıl kanserin tanı ve tedavisinde muazzam gelişmeler yaşandı. Bugün baktığınızda kanserden kaybedilen hasta var mı? Tabii ki var. Ama 40-50 yıl önce bir çocuk kanser olduğunda “tamam, öleceğim” gözüyle bakılırdı. Belki 2-3 yıl en fazla ömür verilirdi. Bugün ise erken evrede yakalanan birçok kanserde hastalar normal hayatlarına devam edebiliyor, tedaviler başarılı bir şekilde uygulanıyor” dedi.
Prof. Dr. Tezer Kutluk: “Türkiye’de Kanser Araştırmalarının Önündeki En Büyük Engel Bütçe ve Zaman Eksikliği”
Prof. Dr. Tezer Kutluk, Türkiye’de kanser araştırmalarının neden sınırlı kaldığını şöyle özetliyor: “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu yıllardan beri tıp eğitimine özel bir önem vermiş ve Türkiye’de tıp fakülteleri iyi bir noktada. Klinik uygulamalarda hastalıkların tanı ve tedavisinde de Türkiye iyi bir yerde. Ancak araştırma ciddi bir bütçeyi gerektiriyor ve Türkiye’de maalesef bırakın kanser araştırmalarını, ARGE dediğimiz araştırma-geliştirme alanında çok sınırlı bütçe harcanıyor. Sağlık alanında çalışanlar, klinik tıpla o kadar yoğun ki araştırma yapmaya vakitleri yok. Bu iki nedenle Türkiye’den sağlık alanında ses getiren araştırma çıkmıyor.”
Kutluk, son yıllarda endüstri destekli araştırmaların arttığını belirtiyor, fakat devlet ve sağlık kuruluşlarının da araştırmalara imkan yaratmasının önemine dikkat çekiyor: “Üst gelir kategorisinde olmasak bile, kendi ligimizde en iyisi olabiliriz. Sağlığı planlayanların—Sağlık Bakanlığı, üniversiteler ve özel kurumlar—araştırmalara daha fazla zaman ve kaynak ayırması gerekiyor. Bizim görevimiz de araştırmaya zaman ayırmak. Aksi halde potansiyelimizden tam olarak faydalanamayız.”
Prof. Dr. Tezer Kutluk: “Küba kanser araştırmalarına yatırım yapıyor — ama sağlık turizmi adı altında suistimal ediliyor”
Küresel ölçekte dikkat çeken bir örnek olarak Küba’yı değerlendiren Prof. Dr. Tezer Kutluk, “Küba enteresan bir ülke. Gitmedim ama uluslararası toplantılarda ortamı biliyorum. Küba sağlık alanında araştırmalara yatırım yapıyor ve bazı ilaçları keşfediyor. Yani teknolojiye yatırım yapıyor ve bunu kendi halkına da sunabiliyor. Bu güzel bir şey. Ama yolda giderken başka tarafa kayıyor. En son yıllarda akciğer kanserinde bir ilaç araştırması dünyaya sunuldu; benim öngörüm bu işin aracılar tarafından suistimal edildiği yönünde. Gitmemesi gereken çok sayıda insan gereksiz yere Küba’ya gitti. Küba’nın araştırmaya yatırım yaptığı doğru ama sağlık turizmi adı altında insanlar dolandırılıyor” dedi.




