

Çocukluk çağı obezitesi, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam nedeniyle dünya genelinde alarm veren bir hızla artıyor. Küresel projeksiyonlara göre 2050 yılına gelindiğinde 5–19 yaş aralığında 746 milyon çocuğun obezite ile mücadele edeceği, Türkiye’de ise bu sayının en az 3,39 milyon olacağı tahmin ediliyor. Önlenebilir ölüm nedenleri arasında sigaranın ardından ikinci sıraya yerleşen obezitenin kalıcı tedavisi ancak çok yönlü, kapsamlı ve disiplinler arası bir yaklaşımla mümkün oluyor.
Memorial Bahçelievler Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Obezite Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. M. Celal Kızılkaya, çocukluk çağı obezitesinin nedenlerinden tedavi prensiplerine kadar önemli değerlendirmelerde bulunarak, erken mücadelenin hayati önem taşıdığını vurguluyor.
Teknolojik alışkanlıklar ve modern yaşam çocukları hareketsiz bırakıyor
Son yıllarda teknolojik gelişmelerin yaşamın merkezine yerleşmesi, çocukların ekran başında geçirdiği süreyi belirgin biçimde artırdı. Bu durum, fiziksel aktivitenin azalmasıyla birlikte obezite riskinin yükselmesine neden oluyor.
Doç. Dr. Kızılkaya, özellikle güvenli oyun alanlarının yetersizliği ve akademik baskının çocukları eve kapattığını belirterek şu bilgiyi aktarıyor:
“Çocukların daha çok evde kalması ve ekranla vakit geçirmesi fiziksel aktiviteyi düşürüyor. Aynı zamanda yağ oranı yüksek diyetler, şekerli içecekler ve yüksek karbonhidrat tüketimi obezitenin en önemli tetikleyicileridir.”
Beslenme içeriğindeki bozukluk yalnızca kilo artışına değil, vitamin ve mineral eksikliklerine de yol açıyor.
Araştırmalar, kahvaltı alışkanlığı olmayan çocuklarda obezite riskinin belirgin şekilde yükseldiğini gösteriyor.
Doç. Dr. Kızılkaya ayrıca ebeveyn faktörüne dikkat çekiyor:
“Anne ve babanın her ikisi de obez ise çocukta obezite riskinin çok daha yüksek olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçek.”
Çocuklarda obezite tanısı erişkinlerden farklı değerlendiriliyor
Çocukluk çağında obezite tanısı yalnızca kilo üzerinden yapılmıyor. İki yaş altı çocuklarda boya göre ağırlık değerlendirilirken, daha büyük çocuklarda vücut kitle indeksi (VKİ) yaş ve cinsiyete göre değerlendiriliyor.
VKİ’nin %85–95 arasındaki değerleri “fazla kilolu”, %95 üzeri ise “obez” olarak kabul ediliyor.
Bel çevresi ölçümü ise organ yağlanması ve metabolik risk değerlendirmesinde tamamlayıcı bir gösterge olarak kullanılıyor.
Genetik yatkınlık her zaman belirleyici değil ancak etkili olabilir
Genetik yapı obezite riskini artırsa da çocukluk çağında her kilolu çocukta genetik bir bozukluk var demek doğru değil.
Doç. Dr. Kızılkaya, bu konuda önemli bir ayrım yapıyor:
“Erken yaşta şişmanlıkla birlikte gelişme geriliği, dikkat eksikliği, öğrenme güçlüğü gibi bulgular da varsa nadir görülen genetik sendromlar akla gelmeli ve bu çocuklar mutlaka çocuk endokrinolojisi tarafından değerlendirilmelidir.”
Ancak genel nüfusta görülen çocukluk çağı obezitesinin büyük çoğunluğu “basit obezite” olarak tanımlanıyor ve yaşam tarzı değişiklikleriyle kontrol altına alınabiliyor.
Çocukların obeziteden korunmasında en güçlü araç: Aktif yaşam
Fiziksel aktivite ve sağlıklı beslenme, obezitenin önlenmesinde en etkili iki bileşen.
Uzmanlara göre çocukların;
-
Düzenli egzersiz yapması
-
Ekran süresinin sınırlandırılması
-
Uyku düzeninin sağlanması
-
Sebze–meyve ağırlıklı, dengeli öğünlerle beslenmesi
-
Şekerli içeceklerden uzak durması
şart.
Doç. Dr. Kızılkaya,
“Yaşam tarzı değişiklikleri uygulanmadan hiçbir tedavinin tam etkili olması mümkün değildir. Bazı çocuklarda ilaç tedavileri gündeme gelse de davranış değişiklikleri olmazsa sonuçlar kalıcı değildir.”
diyerek ailelere önemli bir uyarıda bulunuyor.
Çocukluk çağı obezitesinde cerrahi her çocuk için uygun değil
Erişkinlerde yaygın kullanılan bariatrik cerrahinin çocuklar için standart bir yöntem olmadığını vurgulayan uzmanlar, bu müdahalenin yalnızca çok özel koşullarda gündeme gelebileceğini belirtiyor.
Doç. Dr. Kızılkaya,
“Cerrahi yaklaşım, gelişimini büyük oranda tamamlamış, başka tedavilerle ilerleme sağlanamamış ve metabolik riskleri artmış seçilmiş olgularda değerlendirilebilir.”
ifadeleriyle cerrahinin bir istisna olduğunu vurguluyor.
Bu çocukların mutlaka çocuk endokrinolojisi, genel cerrahi, psikiyatri, diyetisyen ve diğer branşların bulunduğu deneyimli merkezlerde takibe alınması gerekiyor.
Kalıcı başarı multidisipliner yaklaşımla mümkün
Obezitenin altında birçok fiziksel ve psikolojik faktör olduğu için tedavinin tek bir branşla yürütülemeyeceğini belirten Doç. Dr. Kızılkaya, multidisipliner yaklaşımın önemine dikkat çekiyor:
“Obezitenin tedavisinde genel cerrahi, endokrinoloji, gastroenteroloji, psikiyatri, kardiyoloji, göğüs hastalıkları, diyetisyen, fizyoterapi gibi branşların birlikte çalışması gerekir. Bu ekip, hastayı tüm açılarıyla değerlendirdiğinde sonuçlar daha kalıcı olur.”
Takip dışına çıkan ve tedaviyi sürdüremeyen çocuklarda geri kilo alımının çok yaygın olduğunu hatırlatan uzman,
“Obezite kronik bir hastalıktır. Tedavi tamamlandıktan sonra bile yaşam tarzı değişikliklerinin ömür boyu sürdürülmesi gerekir.”
diyerek sürecin sürekliliğine dikkat çekiyor.



