

Travmatik bellek, bazı yaşantıların zihinde geçmişte kalamamasına neden olarak kişinin bugününü doğrudan etkileyebiliyor. Uzmanlara göre bu tür anılar yalnızca hatırlanmıyor; tetiklendiğinde beyin, olayı yeniden yaşıyormuş gibi tepki veriyor. Bu durum, günlük hayatta aşırı tepkisellikten bedensel ağrılara, ilişkisel döngülerden kaygı ataklarına kadar pek çok sorunun temelinde yer alabiliyor.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Gül Eryılmaz, travmatik belleğin nasıl oluştuğunu ve kişinin yaşamını nasıl sessizce sabote ettiğini anlatarak, bu görünmeyen yükün ruh sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekiyor.
Travma neden “geçmişte kalamaz”?
Beyin, günlük yaşantıları işlerken zamanı referans alır. Hafıza merkezi olan hipokampüs, yaşanan olaylara bir tür “zaman damgası” ekler. Bu sayede kişi, yaşadıklarının geçmişte kaldığını bilir. Ancak Prof. Dr. Gül Eryılmaz’a göre yoğun duygu yükü içeren travmatik olaylarda bu mekanizma sağlıklı şekilde çalışamaz.
Travmatik yaşantılar hipokampüste yeterince işlenemediğinde, anılar örtük bellekte kalır. Bu da olayın zihinde “geçmiş” olarak konumlanamaması anlamına gelir. Eryılmaz, bu durumu şöyle açıklıyor: Kişi için travmayı hatırlatan bir ses, koku, görüntü ya da durumla karşılaşıldığında beyin olayı hatırlamaz; adeta yeniden yaşar. Tepki, bugüne ait değilmiş gibi değil, o an yaşanıyormuş gibidir.
Travmatik bellek günlük hayatı nasıl etkiler?
Travmatik belleğin etkileri çoğu zaman fark edilmez çünkü belirtiler dağınık ve dolaylıdır. Kişi kendisini “aşırı hassas”, “tepkisel” ya da “duygusal” olarak tanımlayabilir. Oysa bu tepkilerin kökeninde, işlenmemiş bir travmatik kayıt bulunabilir.
Prof. Dr. Gül Eryılmaz’a göre travmatik bellek;
-
ani seslere aşırı irkilme,
-
sebepsiz gibi görünen kaygı atakları,
-
bedensel ağrılar ve nedeni bulunamayan yakınmalar,
-
sürekli aynı ilişki döngülerine girme,
-
kendini sabote eden davranışlar,
-
dikkat ve bellek sorunları
gibi çok farklı alanlarda kendini gösterebilir.
Bu belirtiler zamanla kişinin işlevselliğini düşürür. Günlük yaşam, iş ilişkileri ve özel ilişkiler zarar görürken kişi çoğu zaman “neden böyle olduğunu” anlayamaz.
Travmatik bellek, ilişkileri neden bozar?
Travmatik bellek yalnızca bireyin iç dünyasını değil, başkalarıyla kurduğu bağı da etkiler. Eryılmaz’a göre kişi, farkında olmadan geçmişte yaşadığı duygusal tehditleri bugünkü ilişkilerine taşır. Bu durum, güven sorunları, sınır koyamama ya da zararlı ilişkilerden kopamama şeklinde ortaya çıkabilir.
Kişi bir yandan zarar gördüğünü hissederken, diğer yandan tanıdık gelen bu duygusal zeminden çıkmakta zorlanır. Travmatik bellek, bireyin hem kendisiyle hem de dünyayla kurduğu ilişkiyi bozan görünmez bir filtre gibi çalışır.
“Aşırı duygusalım” demek her zaman kişilik özelliği değildir
Toplumda sıkça dile getirilen “Ben çok duygusal biriyim” ifadesi, bazı durumlarda travmatik belleğin bir yansıması olabilir. Prof. Dr. Gül Eryılmaz, özellikle çocukluk çağında yaşanan travmalardan sonra kişinin kendisini bu şekilde tanımlayabildiğini belirtiyor.
Duyguların sürekli önde olması, mantığın geri planda kalması gibi algılanan durumlar; aslında beynin tehdit algısının sürekli açık kalmasıyla ilişkili olabilir. Beyin, geçmişteki tehlikeyi hâlâ varmış gibi algıladığında duygusal tepkiler öncelik kazanır.
PTSD ile travmatik bellek arasındaki ilişki
Travmatik bellek, posttravmatik stres bozukluğunun (PTSD) temel bileşenlerinden biridir. Ancak her travmatik bellek PTSD tanısı anlamına gelmez. Yine de Eryılmaz, PTSD vakalarında travmatik belleğin belirgin şekilde bulunduğunu vurguluyor.
Bu tabloda kişi;
-
tekrar eden anılar,
-
tetiklenmeler,
-
kaçınma davranışları,
-
aşırı uyarılmışlık hali
yaşayabilir. Beyin, tehlike geçmişte kalmış olsa bile alarm sistemini kapatamaz.
Travmatik bellek tedavi edilebilir mi?
Uzmanlara göre travmatik bellek kader değildir. Prof. Dr. Gül Eryılmaz, travmaya özgü psikoterapilerin ve özellikle EMDR gibi yöntemlerin, işlenmemiş anıların beyinde yeniden düzenlenmesine yardımcı olduğunu belirtiyor. Gerekli durumlarda ilaç tedavileri de sürece destek olabiliyor.
Amaç, anının silinmesi değil; geçmişe ait olarak kodlanmasıdır. Bu gerçekleştiğinde kişi anıyı hatırlayabilir ancak yeniden yaşamaz. Tepki bugüne ait hale gelir.
Beyin geçmişi bugünde tutuyorsa, hayat ilerleyemez
Travmatik bellek, kişinin bugününü şekillendiren ama çoğu zaman fark edilmeyen güçlü bir etkendir. Aşırı tepkiler, ilişkisel tekrarlar ve bedensel sinyaller, beynin “hala oradayım” diyen bir geçmişi taşıdığını gösterebilir.
Prof. Dr. Gül Eryılmaz’ın da altını çizdiği gibi, bu yük fark edildiğinde ve doğru şekilde ele alındığında zihinsel ve duygusal iyileşme mümkündür. Travma geçmişte kalabilir; yeter ki beyin onu oraya yerleştirebilsin.



