Dışkıda Kan ve Açıklanamayan Kansızlık Kolon Kanseri Belirtisi Olabilir
50 Yaş Altında Kolon Kanseri Artıyor: Uzmanından Erken Tanı Uyarısı

Kolon kanseri, genellikle ileri yaşlarda görülen bir hastalık olarak bilinse de son yıllarda 50 yaşın altındaki kişilerde görülme sıklığının artması dikkat çekiyor. Erken evrede tespit edildiğinde tedavi başarısının yüksek olabildiği hastalıkta, düzenli tarama ve belirtilerin zamanında değerlendirilmesi büyük önem taşıyor. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Abdulcabbar Kartal, genç yaşlarda görülen vakalardaki artış nedeniyle tarama yaşının bazı uluslararası kılavuzlarda 45’e indirildiğini belirterek, aile öyküsü ve kişisel risk faktörlerinin de dikkate alınması gerektiğini vurguluyor.
Kolon kanserinde tarama yaşı neden 45’e indirildi?

Kolon kanserinin erken dönemde tespit edilmesi, tedavi süreci açısından önemli avantajlar sağlayabiliyor. Son yıllarda genç yaş grubunda görülen vakalardaki artış, ortalama risk taşıyan bireylerde taramaya başlama yaşının yeniden değerlendirilmesine neden oldu.
Tarama yaşındaki değişime dikkat çeken Prof. Dr. Abdulcabbar Kartal, “Son yıllarda genç yaşlarda görülen kolon kanseri vakalarındaki artış nedeniyle birçok uluslararası kılavuzda, ortalama risk taşıyan bireyler için taramaya başlama yaşı 50’den 45’e indirildi. Ancak ailesinde kolon kanseri bulunan veya belirli risk faktörlerini taşıyan kişilerde taramalara daha erken başlanması gerekebilir. Unutulmamalı ki sağlıklı beslenmek ve hareketli bir yaşam sürmek riski azaltabilir ancak düzenli taramanın yerini tutmaz” dedi.
Kolon kanseri, kalın bağırsağın iç yüzeyini kaplayan hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucunda gelişiyor. Hastalığın ortaya çıkmasında yaş, aile öyküsü ve genetik yatkınlığın yanı sıra beslenme ve yaşam tarzı da etkili olabiliyor.
Risk faktörlerini değerlendiren Kartal, “Hastalığın ortaya çıkmasında yaş, aile öyküsü ve genetik yatkınlık önemli rol oynuyor. Bunun yanında beslenme ve yaşam tarzı da riski etkileyebiliyor. Özellikle işlenmiş etlerin fazla tüketilmesi, aşırı kırmızı et tüketimi, obezite, hareketsizlik, sigara ve alkol kullanımı risk artışıyla ilişkilendiriliyor. Bu nedenle yalnızca yaşa değil, kişinin aile öyküsüne ve yaşam alışkanlıklarına da dikkat etmek gerekiyor” diye konuştu.
Dışkıda kan ve bağırsak alışkanlıklarındaki değişiklikler önemsenmeli
Kolon kanseri erken evrelerde herhangi bir belirti vermeden gelişebiliyor. Bu nedenle kişinin kendisini iyi hissetmesi, bağırsaklarında herhangi bir sorun bulunmadığını göstermiyor.
Hastaların belirtiler ortaya çıkmadan da tarama yaptırmasının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Abdulcabbar Kartal, “Hastaların sık yaptığı hatalardan biri, herhangi bir şikâyetleri olmadığı için bağırsaklarında sorun bulunmadığını düşünmeleri. Oysa kolon kanseri bazen uzun süre hiçbir belirti vermeyebilir. Dışkıda kan görülmesi, bağırsak alışkanlıklarında yeni başlayan ve devam eden değişiklikler, açıklanamayan kilo kaybı, karın ağrısı ve özellikle nedeni belirlenemeyen demir eksikliği anemisi dikkatle değerlendirilmelidir. Elbette bu belirtilerin her biri kanser anlamına gelmez. Ancak özellikle dışkıda kan görülmesi ya da şikâyetlerin devam etmesi durumunda hekime başvurmak gerekir” dedi.
Dışkıda kan görülmesi, bağırsak düzeninde kalıcı değişiklikler, açıklanamayan kilo kaybı ve demir eksikliği anemisi farklı sağlık sorunlarından da kaynaklanabiliyor. Ancak bu belirtilerin devam etmesi durumunda nedenlerinin araştırılması gerekiyor.
Kolonoskopiyle kanser gelişmeden önlem almak mümkün
Kolon kanseri taramalarının temel amacı yalnızca hastalığı erken evrede tespit etmek değil, bazı durumlarda kanser gelişimini önlemek de olabiliyor. Kolon kanserlerinin önemli bir bölümü, bağırsak iç yüzeyinde gelişen polip adı verilen oluşumlarla ilişkili.
Kolonoskopinin bu süreçteki önemini anlatan Kartal, “Kolon kanserlerinin önemli bir bölümü, bağırsak iç yüzeyinde gelişen ve polip adı verilen oluşumlardan kaynaklanır. Bu poliplerin bazıları yıllar içerisinde kansere dönüşebilir. Kolonoskopi sayesinde bu oluşumları henüz kansere dönüşmeden tespit edip aynı işlem sırasında çıkarabiliyoruz. Bu nedenle kolonoskopi hem erken tanı hem de kanserden korunma açısından son derece değerli bir yöntem” ifadelerini kullandı.
Kolonoskopinin yanı sıra dışkıda gizli kan testi ve dışkı DNA testi gibi tarama seçenekleri de bulunuyor. Ancak bu testlerin her biri farklı özellikler taşıyor ve kolonoskopinin birebir karşılığı olarak değerlendirilmemesi gerekiyor.
Diğer tarama seçeneklerine de değinen Kartal, “Dışkıda gizli kanı araştıran testler ve dışkı DNA testleri, uygun kişilerde tarama amacıyla kullanılabiliyor. Ancak bu testler kolonoskopinin birebir karşılığı değildir. Sonuçlarının pozitif çıkması durumunda mutlaka kolonoskopi yapılması gerekir. Ayrıca dışkıda gözle görülür kanama veya açıklanamayan kansızlık gibi belirtileri olan kişilerde yalnızca tarama testleriyle yetinilmemelidir” dedi.
Kapalı ve robotik cerrahi iyileşme sürecini kolaylaştırabiliyor
Kolon kanserinde tedavi planı; hastalığın evresine, tümörün bulunduğu bölgeye ve hastanın genel sağlık durumuna göre belirleniyor. Erken evrelerde temel tedavi çoğunlukla cerrahi olurken bazı hastalarda ameliyat sonrasında kemoterapi de gerekebiliyor. İleri evrelerde ise cerrahi ve ilaç tedavileri hastanın durumuna göre birlikte değerlendirilebiliyor.
Cerrahi tedavide yaşanan gelişmelere dikkat çeken Prof. Dr. Abdulcabbar Kartal, “Hastalığın erken evrelerinde temel tedavi çoğunlukla cerrahidir. Ameliyat sırasında tümörün bulunduğu bağırsak bölümü, çevresindeki ilgili lenf bezleriyle birlikte çıkarılır. Bazı hastalarda ameliyat sonrasında kemoterapi gerekebilir. Hastalığın ileri evrelerinde ise cerrahi, ilaç tedavileri ve diğer yöntemler hastanın durumuna göre birlikte değerlendirilebilir. Günümüzde cerrahi tekniklerde önemli gelişmeler yaşanıyor, laparoskopik yani kapalı cerrahi ve robotik cerrahi, uygun hastalarda daha küçük kesilerle ameliyat yapılmasına olanak sağlıyor. Bu yöntemler ameliyat sonrası ağrının azalmasına, hastanede kalış süresinin kısalmasına ve günlük yaşama daha erken dönülmesine katkı sağlayabiliyor. Ancak her hasta için tek bir yöntemin en iyi olduğunu söylemek doğru değil. Önceliğimiz her zaman kanserin güvenli ve doğru şekilde tedavi edilmesidir” diye konuştu.
Kapalı ve robotik cerrahinin her hasta için uygun olmayabileceğini belirten uzmanlar, tedavi yönteminin hastalığın özelliklerine ve hastanın durumuna göre belirlenmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Tümörün genetik özellikleri kişiye özel tedaviyi yönlendirebiliyor
Kolon kanserinde tedavi kararları yalnızca hastalığın evresine göre verilmiyor. Tümörün hücresel ve moleküler özelliklerinin incelenmesi de özellikle bazı hastalarda tedavi seçeneklerinin belirlenmesine yardımcı olabiliyor.
Moleküler incelemelerin önemini vurgulayan Kartal, “Artık yalnızca kanserin hangi evrede olduğuna bakmıyoruz. Tümörün hücresel ve genetik özelliklerini de değerlendirerek hangi tedavinin daha etkili olabileceğini araştırıyoruz. Bazı hastalarda kanser hücrelerinin belirli özelliklerini hedef alan ilaçlar kullanılabiliyor. İmmünoterapi olarak adlandırılan tedaviler ise uygun moleküler özelliklere sahip tümörlerde, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerine karşı daha etkili çalışmasını sağlayabiliyor” dedi.
İmmünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerin her hastada aynı sonucu vermediğini belirten Kartal, “Özellikle ileri evre hastalıkta moleküler testler tedavi seçiminde önemli rol oynuyor. Bununla birlikte bazı özel tümör tiplerinde immünoterapi daha erken evrelerde de gündeme gelebiliyor. Amaç, hastanın gerçekten yarar görebileceği tedaviyi belirlemek ve gereksiz uygulamalardan kaçınmak” ifadelerini kullandı.
Likit biyopsi hastalığın tekrarlama riskinin değerlendirilmesine yardımcı olabiliyor
Kolon kanseri tedavisinde ameliyat veya ilaç tedavisinin tamamlanması, takip sürecinin sona erdiği anlamına gelmiyor. Tedavi sonrasında hastalığın tekrarlama riskinin değerlendirilmesi için düzenli kontroller önem taşıyor. Bu süreçte muayene, kan testleri, görüntüleme yöntemleri ve gerektiğinde kolonoskopiden yararlanılabiliyor.
Son yıllarda araştırılan yöntemlerden biri de likit biyopsi. Bu yöntemde kanda dolaşan ve tümöre ait olabilen DNA parçaları incelenerek bazı hastalarda hastalığın tekrarlama riskine ilişkin ek bilgiler elde edilmesi amaçlanıyor.
Likit biyopsinin takip sürecindeki olası katkılarına değinen Kartal, “Tedavi sonrasında hastalığın tekrarlama riskini değerlendirmek için muayene, kan testleri, görüntüleme yöntemleri ve gerektiğinde kolonoskopiden yararlanıyoruz. Son yıllarda üzerinde yoğun olarak çalışılan yöntemlerden biri de likit biyopsi. Bu yöntemle kanda dolaşan, tümöre ait DNA parçaları araştırılabiliyor. Böylece bazı hastalarda, hastalığın tekrarlama riskine ilişkin geleneksel yöntemlerle henüz saptanamayan bilgiler elde edilebiliyor” dedi.
Likit biyopsinin umut verici bir yöntem olduğunu ancak her hasta için rutin takip uygulaması hâline gelmediğini belirten Prof. Dr. Kartal, “Bu testlerin sonuçları hastanın klinik durumu ve diğer tetkiklerle birlikte değerlendirilmelidir. Günümüzde en doğru yaklaşım, bilimsel gelişmeleri yakından takip ederek her hasta için uygun ve güvenilir yöntemleri seçmektir” diye konuştu.
Kolon kanserinde erken tanı ve düzenli takip önem taşıyor
Kolon kanserinde erken tanı, uygun tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesi açısından önemli bir rol oynuyor. Belirti bulunmayan kişilerde yaş ve risk durumuna uygun taramaların yapılması, aile öyküsü olanların ise tarama zamanlamasını hekimleriyle görüşmesi gerekiyor.
Dışkıda kan, bağırsak alışkanlıklarında kalıcı değişiklikler, açıklanamayan kilo kaybı veya demir eksikliği anemisi gibi bulguların ortaya çıkması durumunda yalnızca rutin tarama zamanını beklemek yerine sağlık uzmanına başvurulması önem taşıyor. Sağlıklı beslenme ve hareketli yaşam riski azaltmaya katkı sağlayabilse de düzenli taramanın yerini tutmuyor.




