

Meme kanseri, erken evrede herhangi bir belirti vermeden ilerleyebiliyor. Memede veya koltuk altında yeni bir kitle, ciltte çekinti, meme başında değişiklik ya da olağan dışı akıntı fark edildiğinde değerlendirme gerekirken, tarama programlarının kişinin yaşı ve bireysel risk durumuna göre belirlenmesi erken tanı açısından önem taşıyor. Tanısal Radyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Aresh Soudmand, mamografi, ultrason, meme MR’ı ve biyopsinin hangi durumlarda kullanıldığını anlattı.
Meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olmaya devam ederken, hastalığın erken dönemde herhangi bir belirti vermeden ilerleyebilmesi taramanın önemini artırıyor. Özellikle yalnızca memede ağrı veya ele gelen bir kitle ortaya çıktığında doktora başvurmak, bazı erken dönem bulguların gözden kaçmasına neden olabiliyor.
Meme dokusunda meydana gelen her değişiklik kanser anlamına gelmese de yeni ortaya çıkan ve kalıcı olan bulguların değerlendirilmesi gerekiyor. Kistler, fibroadenomlar, enfeksiyonlar, yağ nekrozu ve hormonal değişikliklere bağlı oluşumlar da memede kitleye yol açabiliyor.
Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Tanısal Radyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Aresh Soudmand, meme sağlığında tarama ve tanısal görüntülemenin kişinin yaşı, meme yapısı ve risk faktörleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Meme kanseri her zaman kitle veya ağrıyla ortaya çıkmıyor
Meme kanseriyle ilgili en yaygın yanlış inanışlardan biri, hastalığın mutlaka ele gelen bir kitle veya ağrıyla başlayacağı düşüncesi. Oysa özellikle erken evrede tümörler kişinin kendi kendine fark edemeyeceği kadar küçük olabilir.
Uzm. Dr. Aresh Soudmand, “Meme kanseri erken evrelerde ağrıya ya da kişinin fark edebileceği belirgin bir kitleye neden olmayabilir. Bu nedenle yalnızca şikayet ortaya çıktığında yapılan kontroller yeterli olmayabilir. Kişinin yaşına, meme yapısına, aile öyküsüne ve bireysel risk faktörlerine göre uygun takip planının oluşturulması önemlidir.” diyor.
Bu nedenle meme sağlığında yalnızca belirtilere odaklanmak yerine kişinin risk profiline uygun tarama ve takip programının oluşturulması önem taşıyor.
Memede hangi değişiklikler ciddiye alınmalı?
Kişinin kendi meme yapısını tanıması, zaman içerisinde ortaya çıkan olağan dışı değişiklikleri fark etmesini kolaylaştırabilir. Ancak meme farkındalığı, düzenli tarama yöntemlerinin alternatifi olarak görülmemeli.
Özellikle şu değişikliklerin ortaya çıkması halinde sağlık profesyoneline başvurulması gerekiyor:
- Memede veya koltuk altında yeni ortaya çıkan kitle,
- Meme boyutunda veya şeklinde belirgin değişiklik,
- Ciltte çekinti veya çökme,
- Portakal kabuğunu andıran cilt görünümü,
- Meme başında yeni gelişen içe çekilme,
- Olağan dışı meme başı akıntısı,
- Memede kalıcı ve açıklanamayan değişiklikler.
Her kitle veya değişiklik kanser olmadığı gibi, her meme kanseri de kişinin kendi kendine fark edebileceği bir bulguya yol açmayabiliyor.
Soudmand, “Kişinin memesindeki değişiklikleri fark etmesi önemlidir ancak bu durum düzenli hekim değerlendirmesinin ve gerekli görülen radyolojik incelemelerin yerine geçmez. Bazı lezyonlar henüz elle hissedilmeyecek boyuttayken görüntüleme yöntemleriyle saptanabilir.” ifadelerini kullanıyor.
Mamografi erken dönemdeki bazı bulguları ortaya çıkarabiliyor
Meme kanseri taramasında kullanılan temel görüntüleme yöntemlerinden biri mamografi. Düşük doz X-ışını kullanılarak meme dokusunun görüntülenmesini sağlayan mamografi, özellikle henüz elle hissedilemeyen bazı değişikliklerin ve mikrokalsifikasyonların değerlendirilmesine yardımcı olabiliyor.
Mamografide radyasyon kullanılması bazı kadınlarda endişeye neden olsa da günümüzde kullanılan sistemlerde görüntüleme için gereken doz düşük seviyelerde tutuluyor. Bununla birlikte mamografinin gerekliliği ve uygulanma aralığı herkes için aynı değil.
Uzm. Dr. Soudmand, “Mamografinin uygun kişide ve uygun aralıklarla kullanılması meme kanseri taramasının önemli bileşenlerinden biridir. Burada amaç her hastaya aynı yaklaşımı uygulamak değil; kişinin yaşı, aile öyküsü ve bireysel risk durumuna göre uygun görüntüleme planını belirlemektir.” diyor.
Ultrason mamografinin alternatifi değil
Meme ultrasonografisi, radyasyon içermemesi nedeniyle özellikle belirli hasta gruplarında önemli bir tamamlayıcı görüntüleme yöntemi olarak kullanılıyor. Kistik ve solid yapıların ayırt edilmesine, bazı lezyonların özelliklerinin değerlendirilmesine ve gerektiğinde biyopsi işlemlerine rehberlik edilmesine yardımcı olabiliyor.
Ancak ultrasonografi ile mamografi aynı bilgiyi sağlayan iki yöntem değil. Hangi yöntemin kullanılacağı; yaş, meme dokusunun yoğunluğu, kişinin şikayetleri ve risk profili gibi faktörlere göre belirleniyor.
Soudmand, “Ultrasonografi ile mamografi aynı bilgiyi veren iki yöntem değildir. Hastanın yaşı, meme yoğunluğu, yakınmaları ve risk durumuna göre bu yöntemlerden biri veya birkaçı gerekli görülebilir.” değerlendirmesinde bulunuyor.
Bu nedenle “Ultrason yaptırdım, mamografiye gerek yok” ya da “Mamografi yeterli, ultrasona ihtiyaç duyulmaz” şeklindeki genellemeler doğru bir yaklaşım değil.
Meme MR’ı herkese rutin olarak yapılmıyor
Manyetik rezonans görüntüleme, yani meme MR’ı, meme kanseri taramasında her kadın için rutin olarak kullanılan bir yöntem değil. Bununla birlikte bazı yüksek riskli kişilerde ve belirli klinik durumlarda önemli bilgiler sağlayabiliyor.
Genetik yatkınlığı bulunan yüksek riskli kişiler, meme implantlarının değerlendirilmesi, bilinen meme kanserinin yayılımının araştırılması veya diğer görüntüleme yöntemleriyle açıklığa kavuşmayan bazı bulguların incelenmesi MR’ın değerlendirilebileceği durumlar arasında bulunuyor.
MR kararının kişinin klinik ve radyolojik özellikleri dikkate alınarak verilmesi gerekiyor.
BI-RADS sonucu neden önemli?
Meme görüntüleme raporlarında karşılaşılan BI-RADS sınıflandırması, bulguların standart bir sistem üzerinden değerlendirilmesine yardımcı oluyor. Raporlardaki bu kategori, görüntüleme bulgusunun özelliklerine göre izlem, ek görüntüleme veya doku örneklemesi gibi sonraki adımların belirlenmesinde yol gösterici olabiliyor.
Uzm. Dr. Soudmand, “BI-RADS yalnızca raporda yer alan bir sayı olarak değerlendirilmemelidir. Sınıflandırma, radyolojik bulgunun nasıl yönetilmesi gerektiğine ilişkin standart bir yaklaşım sunar.” diyor.
Dolayısıyla raporda yer alan BI-RADS kategorisinin tek başına yorumlanması yerine, bulgunun klinik değerlendirme ve önceki görüntülemelerle birlikte ele alınması gerekiyor.
Şüpheli kitlede biyopsi gerekebilir
Görüntüleme yöntemleri bir meme lezyonunun özellikleri hakkında önemli bilgiler sağlasa da bazı durumlarda kesin tanı için dokudan örnek alınması gerekiyor. İğne biyopsileri, görüntüleme eşliğinde şüpheli bölgeden örnek alınmasını ve dokunun patolojik olarak incelenmesini sağlıyor.
Toplumda zaman zaman biyopsinin kanserin yayılmasına neden olabileceğine yönelik bir inanış bulunuyor. Ancak gerekli görülen durumlarda yapılan iğne biyopsileri, meme kanseri tanı sürecinin standart yöntemleri arasında yer alıyor.
Uzm. Dr. Soudmand, “Görüntüleme yöntemleri bize bir lezyonun özellikleri hakkında önemli bilgiler verir ancak gerekli görülen vakalarda kesin tanı için doku örneklemesine ihtiyaç duyulabilir. Biyopsi, tanı sürecinin standart yöntemlerinden biridir ve işlem gerekliliği hastanın bulgularına göre değerlendirilir.” ifadelerini kullanıyor.
Meme kanseri riski her kadın için aynı değil
Meme kanseri açısından risk düzeyi yaş, aile öyküsü, genetik özellikler ve yaşam tarzı gibi çok sayıda faktöre bağlı olarak değişebiliyor.
İleri yaş, ailede meme veya yumurtalık kanseri öyküsü, BRCA1 ve BRCA2 gibi bazı genetik değişiklikler, belirli hormonal ve üreme özellikleri, alkol kullanımı, obezite ve fiziksel hareketsizlik risk değerlendirmesinde dikkate alınabiliyor.
Ancak herhangi bir belirgin risk faktörünün bulunmaması, kişinin meme kanseri geliştirmeyeceği anlamına gelmiyor. Bu nedenle tarama yaklaşımının yalnızca ailesinde kanser öyküsü bulunan kadınlarla sınırlandırılmaması gerekiyor.
Tarama yaşı ve sıklığı kişiye göre değişebiliyor
Meme kanseri taramasına hangi yaşta başlanacağı ve kontrollerin ne sıklıkta yapılacağı konusunda farklı bilimsel kuruluşların önerileri arasında bazı farklılıklar bulunabiliyor. Bu nedenle tek bir tarama takviminin bütün kadınlar için geçerli olduğu düşünülmemeli.
Ortalama risk grubundaki kadınlarda yaşa uygun tarama programı izlenirken, ailesinde meme kanseri bulunan, genetik olarak yüksek risk taşıyan veya daha önce şüpheli bulgular saptanan kişilerde daha erken yaşta değerlendirme ve farklı görüntüleme yöntemlerinin kullanılması gündeme gelebiliyor.
Burada temel belirleyici, kişinin bireysel risk profilinin doğru şekilde ortaya konulması.
Meme görüntülemesinde yapay zeka ve tomosentez dönemi
Meme radyolojisindeki teknolojik gelişmeler, tanısal değerlendirmeye yeni araçlar ekliyor. Üç boyutlu tomosentez, meme dokusunun farklı açılardan alınan görüntülerle katmanlar halinde incelenmesine olanak sağlarken, yapay zeka destekli sistemler belirli görüntüleme bulgularının değerlendirilmesinde radyologlara yardımcı olabiliyor.
Ancak bu teknolojiler uzman değerlendirmesinin yerine geçmiyor.
Uzm. Dr. Soudmand, “Görüntüleme teknolojilerindeki gelişmeler radyologlara daha fazla veri sunuyor. Ancak görüntünün hastanın klinik bilgileri, önceki tetkikleri ve risk faktörleri ile birlikte yorumlanması gerekiyor. Teknoloji, uzman değerlendirmesini destekleyen önemli bir araçtır.” ifadelerini kullanıyor.
Meme kanserinin erken dönemde sessiz ilerleyebilmesi nedeniyle yalnızca ağrı veya kitle ortaya çıkmasını beklemek doğru değil. Meme sağlığında en doğru yaklaşım, kişinin yaşına ve bireysel risk durumuna uygun tarama programını sürdürmesi ve memede yeni ya da olağan dışı bir değişiklik fark edildiğinde gecikmeden değerlendirme alması.
Bu yaklaşım, şüpheli bulguların erken dönemde fark edilmesine ve gerektiğinde tanı ve tedavi sürecinin daha erken planlanmasına katkı sağlayabiliyor.



