ÇocukGüncelÖzel İçerikler

Duygu Dostu İletişim Nasıl Olur?

Dünyayı Duygular Yönetiyor

Bir insan ne ile varlığını sürdürür diye sorsak bunun hiç şüphesiz ilk cevabı duygulardır. Duygularımız olmadan bitkisel hayatta yaşam sürdürmekten başka hiç bir işe yaramayacağımız aşikar. Seviyoruz, seviliyoruz, bazen korkuyoruz, bazen endişeleniyoruz, bazen üzülüyoruz, bazen saldırganlaşıyoruz… Tüm bu duyguların neticesinde de bir davranışa yönelmeyi seçiyoruz. Hayvanların aksine ince ince, ilmek ilmek işlediğimiz bir duygu dünyamız var ve biz bu duygu dünyasını anlayarak ya da anlatmaya çalışarak yaşamımızı sürdürüyoruz.

Editörün Gözünden programına konuk olan Eğitimci Prof. Dr. Nalan Kuru, dünyayı duyguların yönettiğini söylüyor ve duyguları anlamadan davranışları değiştirmenin mümkün olmayacağının altını çiziyor.

 “Türkiye duygusal bir toplum”

Prof. Dr. Nalan Kuru – Gazeteci Elif Nur Güder

Türkiye’nin aslında duygusal bir toplum olduğunu belirten Prof. Dr. Nalan Kuru, “Aslında oldukça karmaşık bir yapımız var. Bulunduğumuz coğrafyadan, genetik kökenlerimizden kaynaklı olarak duygularımızı çok uç noktalarda yaşayabiliyoruz. Aşırı reaksiyonlar veriyoruz. Bu noktada artılarımız eksilerimiz var. Ancak duygusal olmakla duygu okur yazarı olmak aynı şey değil. Bizim ihtiyacımız olan şey ise duygusal okur yazarlık becerilerimizi geliştirmek” dedi.

Dünyanın neresine gidilirse gidilsin duyguların hayatımızın her yerinde olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Nalan Kuru, “Aslında dünyayı duygular yönetiyor. Çünkü insan davranışlarının altında duygular ve ihtiyaçlar yatıyor. Eğer biz o duyguları fark edersek, bizim üzerimizdeki etkilerini fark edersek davranışları da yönetebiliriz. Tüm bunlar sadece evde gerekmiyor, işte, okulda, her yerde lazım olan beceriler bunlar. Bir yöneticiye lazım, anneye lazım, öğretmene lazım, eşe lazım, komşuya lazım. Ancak biz hep akademik yönleri geliştirmeye odaklanıyoruz. Oysa ki yapılan araştırmalar başarının anahtarının sosyal ve duygusal zeka becerilerinden geçtiğini söylüyor. Çünkü eğer bu beceri yoksa akademik başarı ne kadar yüksek olursa olsun yaşam başarısına dönüşemiyor. İletişim becerisi olmayan bir doktor düşünün. Hastaya teşhisini söyleme biçimi, iletişimi o kadar önemli ki. Teşhisinizden önce sizin duygularınızı anlamasına ihtiyaç duyuyorsunuz. Hekim ya da kişi eğer sizin bu ihtiyacınızı fark edip buna göre size yaklaşıyorsa işte biz buna duygu dostu iletişim diyoruz” dedi.

Duygu dostu iletişim nörobilimsel bir teknik

Duygu dostu iletişimin bir iletişim tekniği olduğunu belirten Prof. Dr. Nalan Kuru,” Nörobilimsel bir teknik olan duygu dostu iletişim tekniğinde kişi karşısındakinin duygusunu önce kabul ediyor. Anlaşıldığını ifade ediyor. Kabul duygusunu vererek onu rahatlatıyor ve kendini güvende hissetmesini sağlıyor. Bu duygu dostu iletişim yolu daha etkili, daha verimli bir tedavi sürecine de dönüşebiliyor. Aynı şey gittiğiniz bir banka şubesinde de geçerli, aynı şey tabii ki bir öğretmenle öğrenci arasındaki iletişimde de geçerli ve aynı şey tabii ki bir ebeveynle çocuk arasındaki iletişimde de geçerli. O yüzden duygu dili dediğimiz şey sadece insanın duygularının farkına varması ya da çok yanlış anlaşılan bir ifadeyle “duygu dostu iletişim hep çok mutlu olmak” falan demek değildir. Duygu dostu iletişim karşımızdaki kişinin duygularını anladığımız ve kendi duygularımızı doğru ifade ederek doğru davranışlarla ifade ederek ortak çözümler, yollar bulduğumuz empatik bir iletişim metodu aslında ve bunun dört tane adımı var. Bu dört adımı, tekniği öğrenmek çok kolay ama önce felsefesini ve bakış açısını oturtmak çok çok daha kıymetli” diye konuştu.

“Öğrenmek de duygusal bir davranıştır”

Yapılan çalışmalarda öğrenmenin doğru bağ kurulduğunda gerçekleştiğini söyleyen Prof. Dr. Nalan Kuru,”  Örneğin OECD’nin raporları OECD’nin ve TÜSİAD’ın raporları bunu göstermektedir. TÜSİAD 2019 yılında bir rapor yayınladı. Yakınlarda bir tanesi daha çıkacak ve o raporda diyor ki “ey eğitim camiası, siz bize çok uzun yıllardır beyaz yakalılar gönderiyorsunuz. Evet, bu insanlar çok iyi yerlerden mezun, önemli üniversiteleri bitirmişler, master, doktoraları, yabancı dilleri var. Ama biz bu insanları bir araya koyduğumuzda birlikte çalışsınlar diye yürümüyor. Bir şey eksik. Nedir o eksik ? Liderlik, risk alma, karar alma, problem çözme, işbirliği yapabilme, iletişim becerileri. Şimdi bütün bunlar olmadığı sürece bizim mesleki kalifikasyonlarımız, niteliklerinizin de çok anlamı kalmıyor. O yüzden duygular her yerde. O yüzden duygusal okuryazarlık becerileri çok küçük yaşlardan itibaren desteklenmeli” dedi.

“Evlerimizde egosu şişirilmiş prens ve prensesler yetiştiriyoruz”

Yeni nesil ebeveynlerin duyguları anlamak yerine çocukların egosunu şişirdiğini belirten Prof. Dr. Nalan Kuru, “Yeni jenerasyon anne babalar gerçekten ideal şeyler yapmaya çalışırken aslında doğru duyguyu okuyamadıkları için, doğru yanıt veremedikleri için özgüveni çok yüksek, daha doğrusu ona özgüven demeyelim, gereksiz şişirilmiş egolarla evlerde prensler ve prensesler yetiştiriyorlar. Her evde prensler var, her evde prensesler var. Ve tabii ki bu çocuklar sosyal ortamlarda bir araya geldiklerinde, yarın aynı bir iş yerinde birlikte çalışmaya başladıklarında ya da işte okula gittiklerinde tabii ki ister istemez sorunlar ortaya çıkıyor. Ebeveynlerin genel olarak çocukların duygularına yaklaşımları noktasında nasıl davrandıkları ile ilgili sayısız araştırma var. Bunların Türkiye’de önemli bir kısmını ben ve ekibim de yürütüyoruz” dedi.

Ebeveynlerin 2 yanlış tutumu

  1. Antipatik Tutum: Ağlayan çocuğa “Ağlanacak bir şey yok, sil gözünün yaşını” Verdiğimiz mesaj : Ben senin olumsuz duygunu reddediyorum.
  2. Sempatik Tutum: Ağlayan çocuğa “Hadi gel sana dondurma vereyim” Verdiğimiz mesaj: Ben senin olumsuz duygunu erteliyorum.

Duygu değişmeden davranış değişmez

Ailelerin sıklıkla ili tutumu benimsediklerini ama en çok sempatik tutum olarak tabir ettikleri tutuma yöneldiklerini söyleyen Prof. Dr. Nalan Kuru, “Çocuklarda her iki tutumda davranışı değiştirmiyor. Çünkü birinde reddediyoruz, diğerinde de erteliyoruz. Çocuğun duygusuna giremediğimiz ve inemediğimiz için duygusu değişmeyen çocuk aynı davranışı sürdürmeye devam ediyor. Ağlayan çocuğun neden ağladığını ya da hangi duyguyla ağladığını bilmediğimiz öğrenmediğimiz için çocuk başka bir zaman diliminde yine ağlamaya devam edecektir. Biz duygu dostu iletişimde gerçek iletişim dilini kullanarak duyguyu görüyor ve davranışı yönetebiliyoruz. Çoğu zaman öfkenin kontrol edilmesi gereken bir duygu olduğu söyleniyor. Aslında duygular kontrol edilmez. Duyguların hepsi kabullenilir. Ancak öfkelendiğimiz zaman eğer şiddete başvuruyorsak ki bu bir duygu değil, davranıştır işte biz davranışı yönetebiliriz. Duygu dostu iletişim de bunu temel alıyoruz” diye konuştu.

 

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün