Ameliyat Olmadan Fıtıktan Kurtulabilir misiniz?
Bel ve boyun fıtıklarında ameliyatsız iyileşme mümkün mü?


Bel veya boyun fıtığı teşhisi alanların en büyük korkularından biri genellikle aynı: “Ameliyat olmam gerekecek mi?”
Oysa fıtık tanısı konulması, tek başına ameliyat kararı anlamına gelmiyor. Hastanın yaşadığı şikâyetler, muayene sırasında ortaya çıkan bulgular ve görüntüleme sonuçları birlikte değerlendirildiğinde birçok hastada cerrahiye ihtiyaç duyulmadan tedavi süreci yürütülebiliyor.
Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, bel ve boyun fıtıklarında ameliyat kararının kişiye özel verilmesi gerektiğini belirterek, “Bel ve boyun fıtıklarının yaklaşık yüzde 90’ında ameliyata ihtiyaç duyulmuyor” dedi.
Fıtık görüldüğünde neden hemen ameliyat düşünülmüyor?
Bel ve boyun fıtığında omurlar arasındaki disklerden biri yer değiştirerek çevresindeki sinir dokularına baskı yapabiliyor. Ancak görüntülemede fıtık görülmesi, her zaman cerrahi müdahale gerektiği anlamına gelmiyor.
Çünkü bazı hastalarda vücut zaman içerisinde fıtık dokusuna karşı doğal bir yanıt geliştirebiliyor. Bunun sonucunda fıtığın hacminde küçülme meydana gelebiliyor ve hastanın şikâyetleri de azalabiliyor.
Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, bu süreci şöyle açıkladı:
“Vücudun bağışıklık sistemi ve gelişen inflamatuar yanıt sayesinde fıtığın hacmi zaman içinde küçülebiliyor, hatta fıtık dokusu kısmen eriyebiliyor.”
Bu nedenle tedavi planlanırken yalnızca MR görüntüsüne bakmak yerine, hastanın genel tablosunun değerlendirilmesi önem taşıyor.
Ameliyat kararı nasıl veriliyor?
Peki doktorlar ameliyat gerekip gerekmediğine neye göre karar veriyor?
Prof. Dr. Kaya’ya göre burada üç temel unsur birlikte ele alınıyor: hastanın şikâyetleri, muayene bulguları ve radyolojik görüntüleme sonuçları.
Uzman, “Bu kararı hastanın şikâyetlerini, muayene bulgularını ve radyolojik görüntüleme sonuçlarını birlikte ele alarak veriyoruz” ifadelerini kullandı.
Dolayısıyla yalnızca “MR’da fıtık çıktı” bilgisi üzerinden ameliyat kararı verilmesi söz konusu değil.
Cerrahi özellikle sinir dokusunun ciddi şekilde etkilenme ihtimali bulunan veya nörolojik kayıp gelişen hastalarda gündeme geliyor.
Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Cerrahi tedaviyi ciddi nörolojik kayıp veya sinir dokuları açısından risk bulunuyorsa tercih ediyoruz” diye konuştu.
Ameliyat olunmayacaksa ne yapılıyor?
Burada önemli bir yanlış anlaşılma var.
“Ameliyat gerekmiyor” demek, “hiçbir şey yapılmayacak” anlamına gelmiyor.
Cerrahiye ihtiyaç duyulmayan hastalarda ilaç tedavisi ve fizik tedavi gibi yöntemlerden yararlanılabiliyor. Aynı zamanda hastanın şikâyetleri ve bulguları takip ediliyor.
Prof. Dr. Kaya, ameliyatsız takip sürecinin pasif bir bekleyiş olmadığını vurgulayarak, “Bu dönemde hastanın şikâyetlerini ilaç ve fizik tedavi gibi yöntemlerle kontrol altına alırken bulguların seyrini de izliyoruz” dedi.
Bu süreç içerisinde fıtığın çevresindeki ödem azalabiliyor. Fıtığın hacmi küçülebiliyor ve daha uzun bir zaman diliminde fıtık dokusunda kısmi erime görülebiliyor.
Bunun sonucunda başlangıçta ağrı veya başka yakınmalar yaşayan hastanın şikâyetleri, cerrahi müdahaleye gerek kalmadan gerileyebiliyor.
Peki ameliyat gerçekten gerekiyorsa?
Bazı hastalarda ise cerrahi kaçınılmaz hale gelebiliyor.
Bu durumda günümüzde yalnızca fıtığa müdahale etmek değil, mümkün olduğunca çevredeki sağlıklı dokuları korumak da cerrahinin önemli hedefleri arasında yer alıyor.
Minimal invaziv cerrahi olarak adlandırılan yöntemler bu noktada devreye girebiliyor.
Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, minimal invaziv cerrahinin yalnızca küçük bir kesi açılmasından ibaret olmadığını belirtti.
“Minimal invaziv cerrahi, vücuda ve çevredeki dokulara olabildiğince az müdahale edilmesini esas alıyor. Ancak bu yaklaşım yalnızca daha küçük kesilerle ameliyat yapılması anlamına gelmiyor” ifadelerini kullandı.
Bu yöntemlerde cerrahi bölgeye daha sınırlı bir girişimle ulaşılması ve omurganın doğal yapısının mümkün olduğunca korunması hedefleniyor.
Mikrocerrahi ve endoskopik yöntemler ne sağlıyor?
Fıtık cerrahisinde kullanılan mikrocerrahi ve endoskopik yöntemler, uygun hastalarda daha küçük cerrahi girişimlerle çalışmaya imkân sağlayabiliyor.
Prof. Dr. Kaya, cerrahi sırasında omurganın dengesini korumanın ve gerektiğinde ek sabitleme işlemlerine duyulan ihtiyacı azaltmanın hedeflendiğini belirterek, “Tünel benzeri cerrahi yollar kullanarak omurganın iç yapılarına ulaşıyor; gerekli müdahaleyi omurganın dengesini bozmadan gerçekleştirmeyi ve ilave stabilizasyon ihtiyacını azaltmayı amaçlıyoruz” dedi.
Uygun hastalarda bu ileri cerrahi yöntemlerin hastanede kalış süresinin kısalmasına ve iyileşme döneminin daha rahat geçmesine katkı sağlayabildiğini de sözlerine ekledi.
Her fıtık ameliyatlık değil
Bel ve boyun fıtığı konusunda en önemli mesajlardan biri aslında oldukça net:
Fıtık tanısı almak, otomatik olarak ameliyat olmak anlamına gelmiyor.
Bazı hastalarda ilaç tedavisi, fizik tedavi ve düzenli takip yeterli olabilirken, sinir dokusu açısından ciddi risk taşıyan veya nörolojik kayıpla seyreden durumlarda cerrahi gündeme gelebiliyor.
Cerrahi gerekli olduğunda ise hastanın durumuna uygun mikrocerrahi veya endoskopik yöntemler değerlendirilebiliyor.
Bu nedenle “MR’ımda fıtık çıktı, ameliyat olmam gerekiyor” şeklinde düşünmek yerine, görüntüleme sonuçlarının şikâyetler ve muayene bulgularıyla birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.
Kısacası, bel veya boyun fıtığında asıl mesele yalnızca “Ameliyat olacak mıyım?” sorusu değil.
Asıl soru:
“Benim durumumda en doğru tedavi hangisi?”
olmalı. Çünkü uzman değerlendirmesine göre birçok hasta cerrahiye ihtiyaç duymadan takip edilebilirken, cerrahi gereken hastalarda da günümüzde çevre dokuları mümkün olduğunca korumaya yönelik farklı seçenekler bulunuyor.



