Duygusal Sağlığım İçin Kendi “Mavi Bölgemi” Yaratıyorum…

45 yaşımı bitirdiğim şu günlerde duygularımla yeniden tanışmaya, onları anlamaya çalışıyorum. Çünkü bedenimi bildiğim ya da tahmin ettiğimden ne kadara daha fazla etkilediğini artık biliyorum. Bunun üzerine düşünürken birden “kendi mavi bölgemi yaratsam ya” derken buldum kendimi..
Sağlık Bütüncüldür..
Dünya Sağlık Örgütü, sağlığı sadece hastalıktan yoksun olmak olarak değil, fiziksel, zihinsel ve sosyal olarak tam bir iyilik hali olarak tanımlıyor. İşte bu tanımın merkezinde yer alan en önemli kavramlardan biri de duygusal sağlık. Duygusal sağlığımız, sadece ruh halimizi değil, aynı zamanda fiziksel sağlığımızı da doğrudan etkiliyor. Kronik stres, kalp hastalıkları, diyabet ve bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi birçok sağlık sorununa yol açabiliyor. Üstüne bir de günümüzü global olan, ekonomik sıkıntıları, siyasi belirsizlikleri, sosyal medyanın ve teknolojinin hızı ve yarattığı baskı gibi birçok dış etken de eklenince duygusal sağlığımız olumsuz etkiliyor. Bu durum, anksiyete, depresyon gibi ruh sağlığı sorunlarının artmasına neden oluyor.
İnsan ömrü uzuyor, nüfus yaşlanıyor, doğum oranları azalıyor… Bu çerçeveden bakınca bedensel sağlığın önemli bir faktörü duygusal sağlığımızı bir kenara atmamalıyız bence… Yaşam kalitesi, günümüzün hızla değişen dünyasında giderek daha önemli bir kavram haline geliyor. Özellikle fiziksel sağlık kadar duygusal sağlığımız da yaşam kalitemizin ana unsurlarından biri. Mavi bölgeler olarak bilinen ve insanların daha uzun, sağlıklı ve mutlu yaşadığı coğrafi alanlardan ilham alarak soruyorum, bireysel olarak kendi mavi bölgemizi yaratmak mümkün mü?
Bence mümkün! Sağlığın temek koruyucularını bir huy haline getirmek aslında sandığımız kadar zor hatta sistemin yüklediği algıda olduğu gibi pahalı ve ulaşılmaz değil bana göre. Ben 45 yaşımı severek başladım işe. Çünkü birikmiş birçok deneyimim ve daha yapacağım birçok yeni başlangıcın olduğu önemli bir dönüm noktası oldu benim için. Bedensel sağlığımı dikkate almaya başladım ve bu süreçte, duygusal sağlığımın önemi daha da belirginleşti.
Ancak duygusal sağlığımız yalnızca ilişkilerimizden değil, maruz kaldığımız dış etkenlerden de etkileniyor. Gürültü kirliliği, sürekli bilgi akışı ve günlük yaşamın stres faktörleri, zihinsel ve duygusal dengemizi tehdit edebilir. Ünlü sinir bilimci Dr. Daniel Levitin, beynimizin sürekli dikkat dağınıklığı yaratan uyaranlara karşı hassas olduğunu ve bu durumun uzun vadede bilişsel yorgunluğa yol açabileceğini belirtiyor. Bu yüzden, dinlediklerimiz, okuduklarımız ve çevremizdeki uyaranlara karşı daha seçici olmak, duygusal sağlığımız için kritik öneme sahiptir.
Özellikle sosyal medya, modern dünyada maruz kaldığımız dış uyaranların en büyük kaynaklarından biri haline gelmiştir. Haber ve bilgi akışı artık geleneksel kaynaklardan değil, sosyal medya platformlarından sağlanıyor. Oxford Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma, sosyal medyada yayılan yanlış bilgilerin, doğru bilgilerden daha hızlı yayıldığını ve kullanıcıların duygusal durumlarını etkilediğini ortaya koydu. Özellikle kaygı, korku ve öfke duygularının artmasına neden olan bu bilgi kirliliği, duygusal sağlığımız üzerinde olumsuz bir etki yaratmaktadır. Ayrıca, sosyal medyada diğer insanların mükemmel hayatlarını görerek kendimizi yetersiz hissetmemiz, öz güven sorunlarına yol açabiliyor.
Diğer yandan Harvard Üniversitesi tarafından yapılan uzun süreli bir araştırmaya göre, güçlü sosyal bağlara sahip olan bireylerin, daha mutlu ve daha uzun bir yaşam sürme eğiliminde olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmada, yakın ilişkilerdeki duygusal destek ve güvenin kronik stresle mücadelede etkili olduğu vurgulanıyor. Bunun yanı sıra, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) raporlarına göre, duygusal sağlık, depresyon ve anksiyete gibi yaygın ruhsal sağlık sorunlarının önlenmesinde temel bir rol oynuyor.
Duyduklarımız, Dinlediklerimiz ve Gürültünün Duygusal Sağlığımıza Etkisi
Günümüzde, bilgiye erişimimizin kolaylaşmasıyla birlikte, duyduğumuz, dinlediğimiz ve maruz kaldığımız sesler, görseller ve bilgiler adeta bir gürültü kirliliği oluşturuyor. Bu durum, yalnızca işitsel bir sorun olmaktan öte, duygusal sağlığımız üzerinde derin etkiler bırakıyor.
Çevresel gürültü, sadece işitme sistemini değil, aynı zamanda beyin ve sinir sistemini de etkileyerek çeşitli psikolojik sorunlara yol açabiliyor. Yapılan araştırmalar, sürekli ve yüksek ses seviyesine maruz kalmanın stres, anksiyete, uykusuzluk, dikkat eksikliği, sinirlilik ve hatta depresyon gibi sorunlara neden olabileceğini gösteriyor. Özellikle şehirlerde yaşayan insanlar, trafik gürültüsü, inşaat sesleri ve sosyal ortamlardaki yüksek ses seviyeleri gibi çeşitli gürültü kaynaklarına maruz kalıyor. Bu durum, uzun vadede duygusal sağlığı ciddi şekilde olumsuz etkiliyor.
Burada bahsetmeden geçmek istemediğim bir konu daha var. O da “Sözcüklerin Büyülü Dünyası”
“Sözcükler, düşüncelerin aynasıdır. Düşünceler ise hayatlarımızı şekillendirir.” Bu basit gerçeği göz önünde bulundurduğumuzda, kullandığımız dilin gücünü daha iyi anlarız. Sözcükler, sadece iletişim kurmak için değil, aynı zamanda duygularımızı ifade etmek, düşüncelerimizi şekillendirmek ve dünyayı algılama biçimimizi belirlemek için de kullanırız. Kullandığımız her kelime, beynimizde farklı nöronal ağları aktive eder ve düşünce süreçlerimizi etkiler. Olumlu veya olumsuz kelimeler kullanmak, olaylara bakış açımızı ve duygusal tepkilerimizi direkt olarak etkiler.Bu yüzden söylediklerimize özen göstermemizin ötesinde duyduklarımız, dinlediklerimiz de seçici olmak duygusal sağlığımız için hem bireysel hem de toplumsal düzeyde büyük etki yaratıyor. Günlük konuşmalarımızda ve düşüncelerimizde kullandığımız kelimeleri bilinçli olarak seçmeliyiz. Olumlu ve yapıcı ifadeler kullanmak, hem kendimiz hem de çevremiz için daha iyi bir yaşam yaratmamıza yardımcı olur.
Duygusal Sağlık İçin…
Duygusal sağlık, hayatımızın her alanını etkileyen önemli bir faktördür. Günümüzün zorlu koşullarında duygusal sağlığımızı korumak için çaba göstermemiz gerekiyor. Peki nasıl derseniz, önce hepimizin bir şekilde okuduğu dinlediği, ancak gereken önemi vermediği basit temel önerileri hatırlayalım
- Kendinize zaman ayırın: Her gün kendinize sadece birkaç dakika ayırarak meditasyon yapabilir, kitap okuyabilir veya bir hobi edinebilirsiniz.
- Sosyal ilişkilerinizi güçlendirin: Aileniz ve arkadaşlarınızla düzenli olarak vakit geçirin. Yeni insanlar tanışmak için sosyal etkinliklere katılın.
- Sağlıklı beslenin ve düzenli egzersiz yapın: Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz, hem fiziksel hem de zihinsel sağlığınız için çok önemlidir.
- Uyku düzeninize dikkat edin: Yeterli ve kaliteli uyku, duygusal sağlığınız için çok önemlidir.
- Profesyonel yardım alın: İhtiyaç duyarsanız, bir psikolog veya psikiyatr ile görüşmekten çekinmeyin.
Ben bunlara bir – iki madde daha eklemek istiyorum.
- Doğa ile Bağ Kurmak: Birleşmiş Milletler tarafından 2023 yılında yayınlanan bir rapora göre, doğada geçirilen zamanın zihinsel sağlık üzerindeki olumlu etkisi bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. Doğa, binlerce yıldır insanlara şifa ve huzur kaynağı olmuştur. Yeşil alanlarda vakit geçirmek, stresi azaltır, mutluluk hormonlarının salgılanmasını sağlar ve genel olarak ruh sağlığını iyileştirir. Araştırmalar, doğada vakit geçirmenin dikkat dağınıklığını azalttığını, yaratıcılığı artırdığını ve depresyon belirtilerini hafiflettiğini göstermektedir. Almanya’da yapılan bir araştırma, doğada sessiz zaman geçirmenin, beynin stresle ilişkili bölgelerinde aktiviteyi azalttığını ve daha yüksek bir zihinsel rahatlama sağladığını ortaya koydu. Japonya’da uygulanan “ormanda banyo” terapisi (Shinrin-yoku) de bu bağlamda oldukça etkili. Bu terapi, bireylerin bilinçli bir şekilde doğada vakit geçirmesini teşvik ederek stres hormonu seviyelerini düşürmeyi ve duygusal dengeyi artırmayı hedefliyor.
- Sosyal Medya ve Teknoloji Kullanımını Kontrol Altına Almak: Sosyal medyayı bilinçli kullanmak, karşılaştırma kültüründen uzaklaşmak ve gerçek hayattaki ilişkilerimize daha fazla zaman ayırmak önemlidir. yeni dünyanın “bilinçli teknoloji kullanımı” kavramını da gündeme alabiliriz. Teknoloji artık yalnızca bir araç değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi. Çevrimiçi platformlar üzerinden öğrenmek, yaratıcı projelere katılmak ve bilgi paylaşımı yapmak, modern çağda anlamlı bağlantılar kurmamıza yardımcı oluyor. Ancak teknolojiyi etkili ve sağlıklı bir şekilde kullanmak, dikkat dağınıklığını azaltarak zihinsel dengenin korunmasına destek olur.
- Nefes Teknikleri: Derin nefes almak, stresi azaltır ve zihni sakinleştirir. Nefes canlılar için bir mucizedir. Doğumdan ölüme kadar bizimle birlikte olan nefes, kronik hastalıklardan ruhsal hastalıklara, konuşmaktan şarkı söylemeye, çalgı çalmaya ve yaşam kalitesinin iyileştirilmesi gibi her türden zihinsel ve bedensel faaliyetlerin gerçekleştirilmesinde hayati öneme sahiptir. Çünkü varlığımızı ancak nefesle sürdürebiliriz. Bu amaçla, son dönemlerde insanlar sağlık, mesleki, kişisel ve toplumsal yaşamlarına sağlayacağı olumlu katkısından dolayı doğru nefes tekniklerini öğrenme girişiminde bulunmaktadırlar. Nefes egzersizlerinin temel amacı, gevşeme ve solunum verimliliğini arttırmaktır. Nefes alış verişimizi doğru ve bilinçli yaptığımız taktirde daha sağlıklı, huzurlu, mutlu ve kaliteli bir yaşam sürebiliriz. Doğru nefes kullanımı, pozitif bilimde de artık kendini kanıtlamış ve özellikle sağlık sektöründe kullanımı yaygınlaşmıştır. Doğru nefes tekniğini bilmek ve uygulamak bir taraftan bireyin sağlıklı yaşamasına katkı sağlarken diğer taraftan nefesini kullanmak zorunda olan meslek grupları için ayrı bir öneme sahiptir.
- Durmak: Aslında bir meditasyon yöntemi olsa da ayrıca vurgulamak önemli. Dile kolay gelse de üzerinde çalışmak gerekiyor. Günde bir iki dakika ile başlamak kişinin zihninde bilgiyi aktif tutma yeteneğini geliştirir, bu da “çalışma belleği” olarak bilinen bir işlevdir. Beyin bunu daha verimli hale gelerek, bu görevleri yapmak için kelimenin tam anlamıyla daha az beyin kaynağına ihtiyaç duyarak başarır. Bunun yanı sıra, ünlü psikiyatrist Dr. Carl Jung’un “İçsel sessizlik” kavramı, zihinsel berraklığı korumanın önemini vurgular. Jung’a göre, bireylerin kendi düşüncelerine alan açarak, aşırı bilgi akışını sınırlamaları, duygusal dengeyi korumanın anahtarlarından biridir.
Sonuç olarak bana göre kendi mavi bölgemizi yaratmak, yalnızca yaşam süremizi değil, yaşam kalitemizi de artırabilir. Aynı zamanda, duyduklarımız, gördüklerimiz ve maruz kaldığımız dış uyaranlara karşı bilinçli ve seçici olmalıyız. Unutmayalım ki, mavi bölgeler sadece coğrafi değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal alanlarımızdır. Bu alanları oluşturmak, yaşamdan tat almak ve daha anlamlı bir hayat sürmek için elimizdeki en güçlü araçlardan biri bence..



