

Yemeklerden sonra belirginleşen karın şişkinliği, gaz, kabızlık veya ishal gibi sindirim şikâyetleri çoğu zaman “yediklerim dokundu” denilerek geçiştirilebiliyor. Ancak bu belirtiler, ince bağırsakta bakterilerin normalden fazla çoğalmasıyla ortaya çıkan SIBO’nun da işareti olabiliyor. Prof. Dr. Elif Öztürk, SIBO tedavisinde yalnızca antibiyotik kullanımının yeterli olmadığını, altta yatan nedenlerin ve beslenme alışkanlıklarının da ele alınması gerektiğini belirtiyor.
Yemek sonrasında giderek belirginleşen karın şişkinliği, gün boyunca devam eden gaz, kabızlık ya da ishal… Sindirim sistemiyle ilgili bu yakınmalar birçok kişi tarafından günlük hayatın olağan bir parçası gibi görülebiliyor. Özellikle belirli yiyeceklerin ardından ortaya çıkan şişkinlik, sıklıkla “yediklerim dokundu” veya “strestendir” düşüncesiyle geçiştiriliyor.
Oysa benzer şikâyetlerin altında, ince bağırsakta bakterilerin normalden fazla çoğalmasıyla ortaya çıkan Small Intestinal Bacterial Overgrowth (SIBO) bulunabiliyor. SIBO, sindirim sisteminin çalışma düzenini etkileyebildiği gibi bazı kişilerde emilim bozuklukları ve vitamin-mineral eksiklikleriyle de ilişkilendirilebiliyor.
Acıbadem Fulya Hastanesi’nde fonksiyonel tıp üzerine çalışmalar yürüten Prof. Dr. Elif Öztürk, SIBO açısından özellikle beslenme düzeni ve bağırsak hareketlerinin önemine dikkat çekiyor. Prof. Dr. Öztürk, “Bu nedenle dengeli ve çeşitli beslenmek, gereksiz gıda kısıtlamalarından kaçınmak, özellikle mide asidini azaltan ve bağırsak hareketlerini etkileyen ilaçları uzun süre kullanmamak, düzenli fiziksel aktivite yapmak çok önemlidir. Ayrıca, erken tanı için sindirim sistemi şikayetleri uzun sürdüğünde mutlaka bir hekime başvurulmalıdır” diyor.
Yemek sonrası karnınız balon gibi şişiyorsa nedenini araştırın
SIBO, ince bağırsakta bulunması gerekenden daha fazla bakteri bulunmasıyla karakterize bir tablo olarak tanımlanıyor. Bu bakterilerin tüketilen besinleri fermente etmesi sonucunda hidrojen, metan ve bazı durumlarda hidrojen sülfür gibi gazlar oluşabiliyor.
Özellikle yemeklerden sonra belirginleşen şişkinlik ve gaz, SIBO’da sık karşılaşılan yakınmalar arasında yer alıyor. Karın ağrısı, kabızlık, ishal, bulantı, emilim bozuklukları, buna bağlı vitamin eksiklikleri ve bazı gıda intoleransları da tabloya eşlik edebiliyor.
Ancak her şişkinlik ve gaz probleminin SIBO anlamına gelmediğini vurgulamak gerekiyor. Prof. Dr. Elif Öztürk, “Çünkü inflamatuvar bağırsak hastalıklarından laktoz intoleransına, çölyak hastalığından irritabl bağırsak sendromuna kadar pek çok hastalık benzer belirtilere neden olabilmektedir” diyor.
SIBO belirtileri birçok hastalıkla karışabiliyor
SIBO’nun tanı sürecini zorlaştıran en önemli noktalardan biri, ortaya çıkan belirtilerin başka sindirim sistemi hastalıklarıyla büyük ölçüde benzerlik göstermesi. Hazımsızlık, irritabl bağırsak sendromu, Crohn hastalığı ve ülseratif kolit gibi inflamatuvar bağırsak hastalıkları, çölyak hastalığı ve gıda intoleransları benzer yakınmalara yol açabiliyor.
Pankreas yetmezliği, paraziter enfeksiyonlar, safra asidi malabsorbsiyonu ve gastroözofageal reflü gibi farklı sağlık sorunlarında da gaz, şişkinlik ve bağırsak alışkanlıklarında değişiklik görülebiliyor.
Bu nedenle yalnızca belirtilere bakarak SIBO tanısı koymak mümkün değil. Özellikle uzun süren ve tekrarlayan sindirim sistemi şikâyetlerinin altında yatan nedenin belirlenmesi gerekiyor.
Prof. Dr. Elif Öztürk, sindirim sistemi yakınmalarının bazı kronik hastalıklarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor ve gaz ile kabızlık gibi şikâyetleri bulunan kişilerin, özellikle obezite, romatolojik hastalıklar veya Parkinson gibi kronik hastalıkları da varsa bir uzmana başvurmalarının önemini vurguluyor.
SIBO tanısında nefes testi kullanılabiliyor
SIBO şüphesi bulunan hastalarda tanı sürecinde farklı yöntemlerden yararlanılabiliyor. Bunlardan biri hidrojen ve metan nefes testleri. Hastaya belirli miktarda şeker içeren bir solüsyon verildikten sonra belirli aralıklarla nefes örnekleri alınarak hidrojen ve metan düzeyleri ölçülüyor.
Elde edilen değerlerdeki değişiklikler, ince bağırsakta bakteriyel aşırı çoğalma konusunda hekime yol gösterebiliyor. Endoskopik yöntemlerle alınan örneklerin mikrobiyolojik açıdan değerlendirilmesi de bazı durumlarda tanısal süreçte kullanılabiliyor.
Prof. Dr. Elif Öztürk, nefes testinin daha kolay uygulanabilen bir yöntem olduğunu ancak endoskopik değerlendirmenin başka yapısal sorunların dışlanması açısından da önem taşıdığını anlatıyor.
SIBO’nun altında farklı nedenler yatabiliyor
İnce bağırsakta normal koşullarda belirli bir bakteri dengesi bulunuyor. Bu dengenin bozulması veya bağırsak hareketlerinin yavaşlaması, bakterilerin ince bağırsakta normalden fazla çoğalmasına zemin hazırlayabiliyor.
Çölyak ve Crohn hastalığı gibi bağırsak hastalıklarının yanı sıra diyabete bağlı bağırsak hareketlerinde yavaşlama da SIBO ile ilişkilendirilebiliyor. Bunun dışında gastrointestinal sistem anatomisindeki değişiklikler, safra metabolizmasıyla ilgili sorunlar, mide asidi veya pankreas enzimi üretiminin azalması ve bağışıklık sistemiyle ilişkili bazı problemler de tabloya katkıda bulunabiliyor.
Beslenme alışkanlıkları ve bazı ilaçların uzun süreli veya gereksiz kullanımı da bağırsak mikrobiyotasını etkileyebildiği için hastanın yaşam tarzı ve kullandığı ilaçların hekim tarafından birlikte değerlendirilmesi önem taşıyor.
Antibiyotik tedavisi tek başına yeterli olmayabilir
SIBO tanısı desteklendiğinde tedavinin temel amaçlarından biri ince bağırsaktaki aşırı bakteri yükünü azaltmak oluyor. Bu kapsamda hekim tarafından uygun görülen antibiyotik tedavileri kullanılabiliyor. Ancak tedavinin yalnızca antibiyotikle sınırlı kalması, altta yatan nedenlerin devam etmesi halinde sorunun tekrarlamasına zemin hazırlayabiliyor.
Bu nedenle bağırsak hareketlerini etkileyen hastalıkların ve SIBO’nun ortaya çıkmasına katkıda bulunan faktörlerin de ele alınması gerekiyor.
Prof. Dr. Elif Öztürk, tedavide beslenme düzeninin önemine dikkat çekerek, “Ayrıca, diyet yapılmadan antibiyotik tedavisinin hiçbir anlamı olmamaktadır. Beslenme alışkanlıkları aşama aşama değiştirilmektedir. Bu konuda eğitimli diyetisyen takibi çok önemlidir. Öncelikle fermente olabilen gıdalar diyetten çıkarılmakta, ardından diyetisyen kontrolünde tekrar diyete eklenmektedir. Hastanın tedaviye uyumu çok önemlidir. Bilinçli hastayla başarı şansı artmaktadır” bilgisini veriyor.
Gereksiz gıda kısıtlamaları da doğru yaklaşım değil
SIBO veya benzeri sindirim sistemi sorunlarında kişinin kendi kendine çok sayıda besini tamamen hayatından çıkarması da doğru bir yaklaşım olmayabilir. Uzun süreli ve gereksiz kısıtlamalar, beslenme çeşitliliğinin azalmasına ve bazı besin öğelerinin yetersiz alınmasına neden olabilir.
Bu nedenle uygulanacak beslenme planının kişinin şikâyetleri, mevcut hastalıkları ve tedavi süreci dikkate alınarak oluşturulması gerekiyor. Özellikle eliminasyon ve yeniden besin ekleme süreçlerinin uzman eşliğinde yürütülmesi, hem gereksiz kısıtlamaların önüne geçmek hem de tedaviye uyumu artırmak açısından önem taşıyor.
Şişkinlik ve gazı “normal” kabul etmeyin
Her karın şişkinliği SIBO değildir ancak uzun süren, tekrarlayan veya günlük yaşamı belirgin biçimde etkileyen sindirim sistemi yakınmalarının yalnızca besin intoleransı ya da stresle açıklanmaması gerekiyor.
Yemeklerden sonra sürekli tekrarlayan şişkinlik, gaz, karın ağrısı, kabızlık veya ishal gibi yakınmaların yanı sıra açıklanamayan vitamin-mineral eksiklikleri ya da kilo değişiklikleri bulunuyorsa altta yatan nedenin değerlendirilmesi önem taşıyor. SIBO tanısı konulması halinde ise tedavinin kişiye özel planlanması, yalnızca bakteriyel yükün azaltılmasına değil, tabloya yol açan nedenlerin de ele alınmasına dayanıyor.



