

Zayıflama iğneleri son yıllarda yalnızca kilo yönetimindeki başarısıyla değil, GLP-1 reseptör agonistleri, beynin ödül sistemi, dopamin, food noise, iştah kontrolü ve bağımlılık davranışları üzerindeki olası etkileriyle de bilim dünyasının en çok araştırdığı konular arasında yer alıyor. Başlangıçta tip 2 diyabet tedavisi için geliştirilen bu ilaçlar, günümüzde obezite tedavisinde de yaygın şekilde kullanılırken, uzmanlar yalnızca tartıdaki değişime değil, beyinde meydana gelen nöropsikolojik dönüşümlere de dikkat çekiyor. Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Uzm. Dr. Sema Bayçın, GLP-1 reseptör agonistlerinin merkezi sinir sistemi üzerindeki etkilerinin, gelecekte bağımlılık tedavilerinden davranış değişikliğine kadar birçok alanda yeni kapılar aralayabileceğini ifade ediyor.
Zayıflama iğneleri neden bu kadar konuşuluyor?
GLP-1 reseptör agonistleri ilk olarak tip 2 diyabet hastalarında kan şekeri kontrolünü sağlamak amacıyla geliştirildi. Daha sonra yapılan çalışmalar, bu ilaçların iştahı azaltarak kilo kaybını desteklediğini ortaya koyunca obezite tedavisinde de kullanılmaya başlandı.
Ancak son yıllarda bilim insanlarının dikkatini çeken konu yalnızca kilo kaybı olmadı. İlacı kullanan bazı kişiler, alkol tüketme isteğinin azaldığını, sigaraya karşı eskisi kadar istek duymadıklarını ya da sürekli yemek düşünme davranışlarının belirgin şekilde hafiflediğini ifade etmeye başladı. Bu gözlemler üzerine dünyanın farklı merkezlerinde yürütülen araştırmalar, GLP-1 reseptör agonistlerinin beynin ödül sistemi üzerindeki etkilerini incelemeye yöneldi.
GLP-1 reseptör agonistleri beynin ödül sistemini etkileyebilir mi?
Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Uzm. Dr. Sema Bayçın, son yıllarda yapılan nörobiyolojik çalışmaların dikkat çekici sonuçlar ortaya koyduğunu belirterek, GLP-1 reseptör agonistlerinin yalnızca mide ve bağırsak sistemi üzerinde değil, merkezi sinir sisteminde de etkili olabildiğini ifade ediyor.
Uzm. Dr. Sema Bayçın’ın değerlendirmesine göre bu ilaçlar kan-beyin bariyerini aşarak beynin motivasyon, dürtü kontrolü ve ödül mekanizmalarında görev alan bölgeleriyle etkileşime girebiliyor. Özellikle bağımlılık davranışlarının merkezinde yer alan Nucleus Accumbens bölgesindeki dopamin yanıtının bu süreçte önemli rol oynadığı düşünülüyor.
Dopamin mekanizması nasıl değişiyor?
Beyin normal şartlarda alkol, sigara veya yüksek kalorili yiyecekler tüketildiğinde yoğun bir dopamin salınımı gerçekleştiriyor. Bu ani haz hissi zaman içinde öğrenilmiş davranışlara dönüşüyor ve kişi aynı mutluluk hissini yeniden yaşayabilmek için aynı davranışı tekrar etmeye başlıyor.
Uzm. Dr. Sema Bayçın, GLP-1 agonistleriyle ilgili yapılan klinik gözlemlerin bu döngünün kırılabileceğine işaret ettiğini belirterek, ilacın dopamin zirvesini baskılaması nedeniyle kişinin aynı davranıştan eskisi kadar haz alamayabileceğini ifade ediyor. Beynin bu davranışı artık ödüllendirici olarak kodlamamasıyla birlikte şartlanmanın zaman içinde zayıflayabileceğini dile getiriyor.
“Food Noise” neden son dönemin en çok konuşulan kavramlarından biri oldu?
Son aylarda özellikle sosyal medya platformlarında sıkça karşılaşılan “food noise” kavramı da GLP-1 tedavileriyle birlikte gündeme geliyor.
Food noise; kişinin gün boyunca sürekli yemek düşünmesi, sürekli ne yiyeceğini planlaması veya yüksek kalorili yiyeceklere karşı yoğun zihinsel uğraş yaşaması şeklinde tanımlanıyor.
Uzm. Dr. Sema Bayçın, bazı kullanıcıların ilaç tedavisi sırasında bu zihinsel meşguliyetin belirgin şekilde azaldığını bildirdiğini ancak bu etkinin kişiden kişiye değişebildiğini ve mevcut bilimsel verilerin henüz standart bir tedavi yaklaşımı oluşturacak düzeye ulaşmadığını vurguluyor.
Araştırmalar yalnızca yeme davranışını incelemiyor
Bilim dünyasında yürütülen çalışmalar artık sadece kilo kaybına odaklanmıyor.
Araştırmacılar GLP-1 reseptör agonistlerinin;
- Alkol kullanım bozukluğu
- Sigara ve nikotin bağımlılığı
- Kumar oynama davranışı
- Dürtüsel alışveriş
- Aşırı yeme davranışı
üzerindeki olası etkilerini de araştırıyor.
Uzm. Dr. Sema Bayçın, ilk bulguların bazı bireylerde aşerme davranışında azalma görülebileceğini düşündürdüğünü ancak mevcut verilerin bu ilaçların bağımlılık tedavisinde kullanılabileceğini söylemek için henüz yeterli olmadığını belirtiyor.
Psikolojik açıdan göz ardı edilmemesi gereken riskler bulunuyor
GLP-1 reseptör agonistlerinin oluşturduğu biyolojik değişimlerin önemli avantajlar sunmasına rağmen psikiyatrik açıdan dikkat edilmesi gereken bazı riskler de bulunuyor.
Uzm. Dr. Sema Bayçın, özellikle ödül sisteminin baskılanmasının bazı kişilerde anhedoni, yani haz alamama hissine yol açabileceğini belirtiyor. Zararlı alışkanlıklardan alınan haz azalırken sosyal yaşam, hobiler veya günlük aktivitelerden alınan doğal keyfin de etkilenebilmesi nedeniyle bazı bireylerde boşluk hissi gelişebileceğini ifade ediyor.
Bir diğer önemli konu ise psikolojik adaptasyon süreci. Uzm. Dr. Sema Bayçın, yıllardır stresle baş etmek için aşırı yemek yiyen ya da alkol tüketen bireylerde bu davranışların biyolojik olarak baskılanmasının yeni bir uyum sürecini beraberinde getirebildiğini söylüyor. Eski baş etme mekanizmalarının ortadan kalkmasıyla kişinin yeni psikolojik beceriler geliştirmesi gerekebiliyor.
Depresyon ve anksiyete belirtileri görünür hale gelebilir
Uzmanlara göre ödül sistemindeki değişiklikler bazı bireylerde daha önce bastırılmış depresyon veya kaygı belirtilerinin daha belirgin hissedilmesine de neden olabiliyor.
Uzm. Dr. Sema Bayçın, bu nedenle özellikle psikiyatrik hastalık öyküsü bulunan bireylerin tedavi sürecinde yalnızca kilo değişimi açısından değil, duygu durum değişiklikleri bakımından da yakından takip edilmesi gerektiğini belirtiyor.
Uzmanlar neden psikoterapi desteğini öneriyor?
Dünya genelinde GLP-1 reseptör agonistlerinin bağımlılık davranışları üzerindeki etkisini araştıran çok sayıda klinik çalışma sürüyor. Ancak bu ilaçların henüz bağımlılık tedavisi amacıyla resmi kullanım onayına sahip olmadığını hatırlatan Uzm. Dr. Sema Bayçın, tedavi sürecinin yalnızca biyolojik değişim olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguluyor.
Kilo yönetimi sırasında beynin ödül sisteminin de yeniden şekillenebildiğini ifade eden Uzm. Dr. Sema Bayçın, bu nedenle kişilerin yeni yaşam tarzına uyum sağlayabilmesi, stresle sağlıklı baş etme yöntemleri geliştirebilmesi ve olası duygu durum değişikliklerinin yönetilebilmesi için Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) gibi bilimsel etkinliği kanıtlanmış psikoterapi yöntemlerinden destek alınmasının önemli katkı sağlayabileceğini dile getiriyor.
Uzmanlara göre GLP-1 reseptör agonistleri yalnızca kilo vermeyi kolaylaştıran ilaçlar olarak değil, beynin ödül ve motivasyon sistemleri üzerinde de etkileri araştırılan önemli tedavi seçenekleri arasında yer alıyor. Ancak bu ilaçların mutlaka hekim kontrolünde kullanılması, psikolojik süreçlerin de yakından izlenmesi ve kişiye özel tedavi planının oluşturulması hem güvenli hem de sürdürülebilir sonuçlar açısından büyük önem taşıyor.



