Bir Hayat Sona Ererken Başka Bir Hayat Kurtulabilir: Türkiye’de Organ Bağışının Acı Tablosu
Türkiye'de binlerce insan, hiç tanımadığı birinden gelecek organ bağışıyla hayata tutunmayı bekliyor. Oysa 2026 yılının ilk 10 ayında beyin ölümü gerçekleşen 2.078 kişinin yalnızca 375'inden organ bağışı yapılabildi. Organ Bağışı Haftası kapsamında bir araya gelen üç uzman, Türkiye'nin organ naklindeki çelişkisini, kaybedilen yaşam fırsatlarını ve organ bağışının önündeki engelleri anlattı.

Bir insanın hayatını kaybetmesi, geride kalan ailesi için tarifsiz bir acı. Ancak bazı ölümler, başka insanların yaşamaya devam edebilmesi için bir şansa dönüşebiliyor. Beyin ölümü gerçekleşen bir kişinin bağışlanan organları, yıllardır diyalize giren bir hastaya, kalp nakli bekleyen bir çocuğa ya da karaciğer yetmezliği nedeniyle yaşam mücadelesi veren bir insana yeni bir yaşam şansı sunabiliyor.
Üstelik tek bir organ bağışı, birden fazla insanın hayatını değiştirebiliyor. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için tıbbi koşulların uygun olması kadar kişinin organ bağışı konusundaki iradesinin de bilinmesi gerekiyor.
Türkiye’de ise bu ihtimalin ne kadar sınırlı ölçüde gerçeğe dönüştüğü rakamlarda açıkça görülüyor. 2026 yılının ilk 10 ayında 2.078 kişiye beyin ölümü tanısı konulurken yalnızca 375’inde organ bağışı gerçekleşti. Başka bir ifadeyle beyin ölümü gerçekleşen her 100 kişiden yalnızca 18’inde organ bağışı yapılabildi.
3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası dolayısıyla düzenlenen basın toplantısında Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen, Türk Yoğun Bakım Derneği Başkanı Prof. Dr. Fethi Gül ve Organ Nakli Koordinatörleri Derneği Başkanı Öğr. Gör. Nilgün Bilal, Türkiye’nin organ bağışında neden istenilen seviyeye ulaşamadığını ve bu durumun hastalar açısından sonuçlarını değerlendirdi.

2.078 Beyin Ölümünden Yalnızca 375 Organ Bağışı Gerçekleşti
Türk Yoğun Bakım Derneği Başkanı Prof. Dr. Fethi Gül, Türkiye’de 2026 yılının ilk 10 ayında 2.078 kişiye beyin ölümü tanısı konulduğunu ancak yalnızca 375’inde organ bağışı gerçekleştiğini açıkladı.
Gül, bu tablonun organ nakli bekleyen hastalar açısından ne kadar büyük bir potansiyele işaret ettiğini şu sözlerle anlattı:
“Ülkemizde ilk 10 ay içerisinde toplam 2.078 kişide beyin ölümü tanısı konulmuş. Bu 2.078 kişiden 375’inde organ bağışı gerçekleşmiş. Baktığınızda beyin ölümü gerçekleşmiş hastaların yaklaşık yüzde 18’inde organ bağışı için potansiyel bir havuz oluşmuş. Gerçekleşmeyen 1.703 hastaya baktığınızda, her bir beyin ölümü gerçekleşen bireyin sekiz organ bağışı açısından potansiyeli olduğunu düşünürsek yaklaşık 13 bin 624 naklin gerçekleşebileceğini ifade etmemiz gerekiyor. Tabii her potansiyel bağışçı, organ bağışına her zaman uygun olmayabilir. Bunun için de gerekli testlerin yapılması gerekiyor.”
“Ya Hastam Uyanırsa?” Beyin Ölümü ile Koma Arasındaki Fark Neden Önemli?
Organ bağışının önündeki önemli engellerden biri, beyin ölümünün koma veya bitkisel hayatla karıştırılması. Prof. Dr. Fethi Gül, yoğun bakımda hasta yakınlarından en sık duydukları sorulardan birinin “Ya hastam uyanırsa?” olduğunu belirterek beyin ölümünün geri dönüşü olmayan bir durum olduğunu vurguladı.
“Beyin ölümü süreci, tanısı net olan ve birçok testin yapıldığı bir süreçtir. Anlık karar verilen bir tanı değildir. Beyin ölümü, beyin ve beyin sapının geri dönüşümsüz hasarı ile ortaya çıkar. Bitkisel hayat değildir, koma değildir. Beyin ölümü gerçekleşen bir bireyde solunum durmuştur ve solunum hiçbir şekilde birey tarafından gerçekleştirilemez. Ancak komada ya da bitkisel hayatta olan birisinin kendi solunumu olabilir, kalp atımı da vardır. Beyin ölümü gerçekleşen kişilerde biz yoğun bakımlarda cihaz destekleriyle kalp, böbrek, karaciğer gibi diğer organları korumaya çalışırız. Bu yüzden bu kavramları birbirine karıştırmamak gerekiyor.”
Beyin ölümü tanısının en az iki yetkili uzman hekimin muayene ve değerlendirmeleriyle konulduğunu belirten Gül, tanıyı koyan hekimlerin organ nakli sürecinde görev almadığını da hatırlattı.
“Başka Bir İnsanın Bağışına İhtiyacımız Var”
Organ Nakli Koordinatörleri Derneği Başkanı Öğr. Gör. Nilgün Bilal, organ naklini diğer tedavilerden ayıran en önemli özelliğin, tedavinin gerçekleşebilmesi için başka bir insanın kararına ihtiyaç duyulması olduğunu söyledi. Böbrek, karaciğer ve kalp nakli bekleyen hastaların yanı sıra akciğer, pankreas, ince bağırsak ve doku nakline ihtiyaç duyan kişilerin de bulunduğunu hatırlattı.
Bilal, “Organ nakli tedavisi diğer tıbbi tedavilerin hepsinden çok farklı. Neden farklı? Organ nakli yapabilmemiz için bizim organ bağışına ihtiyacımız var. Organ bağışı için de toplumda bir farkındalığa ve başka bir insanın kararına ihtiyacımız var. Hastayı organ nakli yapıp sağlığına ve yaşam kalitesine kavuşturabilmemiz için başka bir insanın bağışına ihtiyacımız var. Çok sayıda hastamız var. Karaciğer bekleyen, kalp bekleyen, akciğer bekleyen, hatta ince bağırsak, pankreas ve doku bekleyen hastalarımız var. Her gün yenileri bu listelere ekleniyor ya da eklenmiyor. Hastalar umutsuz olduğu için listelere bile kaydolmadan kendilerini ölüme terk ediyor maalesef” ifadelerini kullandı.
33 Bin Kişi Organ Bekliyor: Ancak Bekleme Listesindeki Sayılar Gerçeğin Tamamını Göstermiyor
Toplantıda paylaşılan verilere göre Türkiye’de yaklaşık 33 bin kişi organ nakli bekliyor.

Prof. Dr. Aydın Türkmen, yalnızca böbrek nakli bekleyen hastaların sayısının yaklaşık 28 bin olduğunu belirterek Türkiye’deki 85-90 bin diyaliz hastasının neden daha büyük bir bölümünün nakil bekleme listesinde bulunmadığının sorgulanması gerektiğini söyledi ve ekledi:
“Şu anda Sağlık Bakanlığı verilerine göre 33 bin civarında hasta organ bekliyor. Bunun 28 bini böbrek bekliyor, 2.500 karaciğer bekleyen, 1.500 kalp bekleyen hastamız var. Özellikle böbrek bekleyen hasta sayısına dikkat çekmek istiyorum. Türkiye’de bildiğimiz kadarıyla 85-90 bin civarında diyaliz hastası var. Niye acaba 26-28 bin hasta bekliyor da 50 bin hasta beklemiyor? Eksikliklerden bir tanesi burada. Bu hastaların hepsinin çok sağlıklı, şeffaf, objektif bilgilendirilmesi gerekiyor. Özellikle Anadolu’ya yayılmış bütün diyaliz merkezlerinde hastalara sağlıklı ve objektif bilgilendirme yapmak gerekiyor. Biz hastamızın çok uzun yaşamasını, çok iyi yaşamasını istiyoruz. Bunun için de uzun süre diyalizde kalmaması, organ nakline ulaşabiliyorsa organ nakli yaptırması gerekiyor.”

Türkmen, bütün diyaliz hastalarının nakil için tıbben uygun olmadığını ancak uygun olabilecek hastaların nakil merkezlerine yönlendirilmesinde eksiklikler bulunduğunu belirtti.
“Kalp ve Karaciğer Bekleyen Hastalar Listeden Çıkıyor, Çünkü Hayatlarını Kaybediyorlar”
Organ Nakli Koordinatörleri Derneği Başkanı Nilgün Bilal, böbrek nakli bekleyen hastaların diyaliz sayesinde yıllarca yaşayabildiğini ancak kalp ve karaciğer nakli bekleyenler için aynı imkânın bulunmadığını anlattı. Bilal’e göre bekleme listelerindeki hasta sayısının sabit görünmesi, aynı hastaların yaşamlarını sürdürdüğü anlamına gelmiyor.
Bilal, “Böbrek hastaları diyalizle yıllarca hayatını sürdürebiliyor ama bir kalp ya da karaciğer bekleyen hastanın diyaliz gibi bir seçeneği olmadığı için çok kısa sürede, ortalama bir iki yıl içinde çoğunluğu hayatını kaybediyor. O nedenle karaciğer ve kalp bekleyen hastaların sayısı sabit ama içindeki hastalar hiçbir zaman sabit değil. Yenileri ekleniyor ve hasta hayatını kaybederek o listeden çıkıyor. Bizim hastalarımız bile zaman zaman, ‘Bana organ çıkmadı, ben de kimseye organ bağışlamayacağım’ düşüncesiyle hareket edebiliyor. O nedenle burada çok fazla yapılacak iş var. Hastalar umutsuzluğa kapılmamalı ve öncelikle organ bekleyen hastalar ve onların yakınları da organ bağışı konusunda farkında olmalı” dedi.
Türkiye Canlı Vericiden Böbrek Naklinde Dünya Birincisi, Kadavradan Bağışta Gerilerde
Türkiye’nin organ naklinde oldukça deneyimli bir ülke olduğunu belirten Prof. Dr. Aydın Türkmen, canlı vericiden böbrek naklinde dünya birincisi olunmasına rağmen yaşamını kaybeden kişilerden yapılan organ nakillerinde aynı başarıya ulaşılamadığını söyledi.
Prof. Dr. Türkmen, “Canlıdan böbrek nakli konusunda Türkiye dünyada birinci sırada şu anda. Bizden daha fazla canlı donör kullanarak böbrek nakli yapan bir ülke yok. Bunu aynı şekilde kadavra böbrek nakline de taşımamız gerekiyor. Bunu yapabiliriz. Gerçekten dünyanın en iyi ülkeleri bu konuda İspanya ve Amerika Birleşik Devletleri. Oradaki rakamlara ulaşmak çok zor değil ama çabalarımız genellikle istikrarlı olmuyor. Biraz basının da bu konuda sorumluluk duyması gerekiyor. Bu konuyu her ailenin evinde konuşması, sizlerin de sürekli gündemde tutmanız gerekiyor ki biz kadavradan organ bağışında ailelerden çok daha olumlu geri dönüş alabilelim” diye konuştu.
Her Yıl 14 Bin Yeni Diyaliz Hastası: Böbrek Nakli Sayısı Yaklaşık 3.500
Prof. Dr. Aydın Türkmen, Türkiye’de her yıl yaklaşık 14 bin kişinin son dönem böbrek yetmezliği nedeniyle diyalize ihtiyaç duyduğunu, buna karşılık yıllık böbrek nakli sayısının yaklaşık 3.500 olduğunu belirtti. Diyaliz hastalarının yaklaşık yüzde 10’unun her yıl hayatını kaybettiğine dikkat çeken Türkmen, organ naklinin hastaların yaşam kalitesi ve sağlık sistemi açısından önemini anlattı.
Prof. Dr. Türkmen, “Her sene 14 bin yeni diyaliz hastası ortaya çıkıyor. Biz ne kadar nakil yapabiliyoruz? İstiyoruz ki tabii bunların hepsine nakil yapalım ama bu mümkün değil. Bu kadar organ bulamıyoruz. Her sene yaklaşık 3.500 civarında böbrek nakli yapabiliyoruz. Diyalizdeki hastalarımızın yaklaşık yüzde 10’unu her yıl kaybediyoruz. Özellikle kalp damar hastalıkları yüzünden maalesef kaybediyoruz. Dolayısıyla her sene 5-6 bin civarında hasta diyaliz popülasyonuna ekleniyor. Diyalizde kalan hastalar yaşam kalitesi açısından transplantasyonla kıyaslanamaz derecede daha düşük kalitede yaşam sürdürüyor. Ayrıca diyalize giren hastalar, nakil yaptığımız hastalara göre devlete yüzde 50 daha fazla mali yük getiriyor” dedi.
“Hastalar Yalnızca Diyaliz Merkezlerinden Aldıkları Bilgiyle Yetinmesin”
Nilgün Bilal, nakil listelerine kayıt yaptırmayan hastaların önemli bir bölümünün umutsuzluk yaşadığını veya nakil seçenekleri konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığını söyledi. Türkiye’de 100’ün üzerinde böbrek nakli merkezi bulunduğunu hatırlatan Bilal, diyaliz hastalarının mutlaka bir organ nakli merkezinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Nilal, “Bence bu insanların bekleme listesine girmemesinin iki nedeni var. Birincisi ve en önemli neden hastaların umutsuzluğu. İkincisi ise sahadaki diyaliz merkezleriyle yeterince iyi iletişim kuramamamız. Her hasta diyalize başladığı zaman organ nakli şansı olduğunu, böyle bir umudu olduğunu ona anlatmak gerekiyor. Bugün ülkemizde 100’ün üstünde böbrek nakli merkezi var. Ülkenin hemen hemen her yerinde böbrek nakli merkezi var. Her hastanın muhakkak bir organ nakli merkezine uğramasını isteyebiliriz. Çünkü sadece kendi diyaliz merkezlerinde verilen bilgilerle lütfen yetinmesinler. Bir diyaliz hekiminin ‘Sen hiçbir zaman böbrek nakli olamazsın’ dediği hasta, organ nakli merkezine geldiği zaman belki de belli bir tedavi sürecinden sonra organ nakli olma şansına kavuşabilir” diye konuştu.
Türkiye’de Nefrolog Eksikliği Büyüyor: “10 Yıl Sonra Uzman Bulamayabiliriz”
Organ naklindeki sorunların yanı sıra böbrek hastalıklarının erken tanısı ve tedavisi açısından da önemli bir uzman açığı bulunduğunu belirten Prof. Dr. Aydın Türkmen, Türkiye’de yaklaşık 800 nefrolog olduğunu söyledi. Genç hekimlerin nefroloji uzmanlığını giderek daha az tercih ettiğini anlatan Türkmen, mevcut koşulların değişmemesi halinde sorunun daha da ağırlaşabileceği uyarısında bulundu.
Prof. Dr. Türkmen, “Türkiye’de şu anda 800 civarında nefrolog var. Avrupa devletlerinde milyon nüfus başına 20-30 nefrolog varken bizde bu sayı çok daha düşük. Özellikle koruyucu hekimlik anlamında, diyabet ve hipertansiyon açısından baktığınız zaman milyonlarca hasta var. Bunların korunmaya ihtiyacı olduğunu biliyoruz. Burada özellikle Anadolu’da çalışacak ciddi bir nefrolog eksikliği var. Gençler çalışma koşulları, maddi kaygılar ve mecburi hizmet gibi nedenlerle bu branşlara yönelmiyorlar. Önümüzdeki yıllarda bu düzeltilmezse çok ciddi sorun yaşayacağız. On yıl sonra böyle giderse evet, nefrolog bulamayabiliriz. Bu da tabii çok üzücü bir şey olur” ifadelerini kullandı.
Organ Bağışı Artık e-Devlet ve e-Nabız Üzerinden Yapılabiliyor
Organ bağışının artırılması için atılan önemli adımlardan biri de bağış kararının dijital ortamda kaydedilebilmesi oldu. Öğr. Gör. Nilgün Bilal, geçmişte bağış kartlarının kişinin cüzdanında kalabildiğini, bu nedenle hastanelerde bağışçı olup olmadığının her zaman anlaşılamadığını; elektronik kayıtlarla bu sorunun azaltıldığını anlattı.
Bilal, “Eskiden insanların organ bağışı kartları cebindeydi. Ama biz o kişinin organ bağışçısı olup olmadığını göremiyorduk. Şimdi e-Nabız üzerinden bağış yapan kişilerin organ bağışı yaptığı ilgili hekim tarafından görülebiliyor. Üçüncü kişiler bunu görmüyor. Kişi hayattayken organ bağışı konusunda vasiyette bulunmuşsa bunun bilinmesi çok önemli. Biz yine aile görüşmesini yapıyoruz. Çünkü aile görüşmesi sadece izin almak için yapılan bir şey değil. Yakınını kaybetmiş insanlara bilgi vermek ve onlara saygı göstermek için de yapılan bir görüşme. Bir kişi hayattayken organlarını bağışlamak istediğini belirtmişse ailelerin bu kararı reddetmesi de çok daha zor oluyor” diye konuştu.




