“Duyuyorum Ama Anlamıyorum” Diyorsanız Dikkat! İşitme Kaybı Sadece Kulakları Değil, Hafızayı ve Sosyal Hayatı da Etkiliyor
Odyoloji Uzmanı Simge Günay’a göre işitme kaybı çoğu zaman sessiz ilerliyor. Çocuklarda okul başarısızlığından yaşlılarda düşmelere, demans riskinden sosyal izolasyona kadar uzanan etkileri bulunan işitme sorunları, toplumda hâlâ sadece “işitme testi” olarak görülüyor.

Birçok kişi odyolojiyi yalnızca işitme testi yapılan bir alan olarak düşünüyor. Oysa işitme, konuşma, öğrenme, denge ve bilişsel fonksiyonlar üzerinde doğrudan etkili olan odyoloji, yaşam kalitesini belirleyen en önemli sağlık disiplinlerinden biri arasında yer alıyor.

Toplumda işitme kaybının çoğunlukla yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görüldüğünü belirten Odyoloji Uzmanı Simge Günay, bu bakış açısının önemli sorunları gözden kaçırdığını söyledi.
İşitme kayıplarının genellikle yavaş ilerlediğine dikkat çeken Simge Günay, “Toplumda işitme kaybı sadece ‘duymak ama anlamamak’ şeklinde basite indirgeniyor. Oysa odyoloji işitme ve denge sisteminden çok daha geniş bir alanı kapsıyor. Kronik işitme kayıpları yavaş ilerlediği için insanlar çoğu zaman sorunun farkına varamıyor ve odyolojiyi yalnızca bir test süreci olarak görüyor” dedi.
“Duyuyorum ama anlamıyorum” en önemli erken belirtilerden biri
İşitme kaybının yıllarca fark edilmeden ilerleyebildiğini ifade eden Simge Günay, birçok kişinin aslında günlük yaşamında işitme problemlerinin sinyallerini yaşadığını söyledi.
Günay, “En sık duyduğumuz cümlelerden biri ‘Duyuyorum ama anlamıyorum’. Kişiler genellikle ‘Herkes mırıldanarak konuşuyor’ veya ‘Kalabalıkta konuşmaları seçemiyorum’ diye tarif ediyor. Televizyon sesini sürekli artırmak, gürültülü ortamlarda konuşmaları kaçırmamak için aşırı çaba sarf etmek, gün sonunda yaşanan zihinsel yorgunluk ve kulak çınlaması işitme kaybının erken belirtileri arasında yer alıyor” diye konuştu.
Geç konuşan çocukların altında işitme problemi yatabiliyor
Konuşma gelişiminde işitmenin kritik rol oynadığını vurgulayan Simge Günay, bazı çocuklarda geç konuşmanın altında fark edilmeyen işitme kayıplarının bulunabileceğini belirtti.
“Çocuklar konuşmayı çevrelerindeki sesleri taklit ederek öğrenirler. Hafif dereceli işitme kaybı olan bir çocuk bazı sesleri ayırt edemediği için kelimeleri yanlış öğrenebilir veya konuşmada gecikme yaşayabilir” diyen Günay, ailelerin çocuklarının seslere tepki vermesini “duyuyor” şeklinde yorumlamasının yanıltıcı olabileceğini söyledi.
“Bir çocuğun ne kadar duyduğu ancak objektif odyolojik testlerle anlaşılabilir” ifadelerini kullanan Günay, özellikle doğumsal işitme kayıplarında ilk 6 ay içinde yapılacak erken müdahalenin çocuğun dil, bilişsel ve sosyal gelişimini tamamen değiştirebildiğini vurguladı.
Dikkat eksikliği sanılıyor, işitme kaybı gözden kaçıyor
Sınıfta ders dinlemekte zorlanan her çocuğun dikkat eksikliği yaşamadığını belirten Simge Günay, işitsel işlemleme bozuklukları ve hafif işitme kayıplarının da benzer belirtiler verebildiğini söyledi.
“Akademik başarısızlık, yönergeleri yanlış anlama veya sınıfta çabuk sıkılma gibi durumlar görüldüğünde psikolojik değerlendirmelerle eş zamanlı olarak kapsamlı işitme değerlendirmesi yapılmalıdır. İşitme normal çıkmadan yapılan diğer değerlendirmeler eksik kalabilir” dedi.
Öğretmenlerin ve ebeveynlerin, çocuğun seslenildiğinde birkaç tekrar sonrasında tepki vermesi, televizyon sesini çok açması, konuşurken dudak hareketlerine aşırı odaklanması veya grup oyunlarından uzaklaşması gibi davranışlarda işitme kaybından şüphelenmesi gerektiğini belirtti.
Sessiz ilerleyen işitme kaybı çocukların özgüvenini de etkiliyor
Arkadaş ortamında konuşmaları kaçıran çocukların zamanla içine kapanabildiğini ifade eden Simge Günay, “Sürekli ‘Ne dedin?’ diye sormak zorunda kalan çocuklar dışlanma korkusu yaşayabiliyor. Bu durum utangaçlığa, sosyal ortamlardan kaçınmaya ve ciddi özgüven kaybına yol açabiliyor. Bazı çocuklarda agresif davranışlar da görülebiliyor” dedi.
Kulaklık kullanımı gençlerde işitme kaybını artırıyor
Son yıllarda özellikle gençlerde gürültüye bağlı işitme kayıplarının arttığını söyleyen Simge Günay, yüksek sesli kulaklık kullanımının önemli bir risk faktörü olduğuna dikkat çekti.
“Eskiden 60-70 yaşlarda gördüğümüz gürültüye bağlı işitme kayıplarını ve kronik kulak çınlamalarını artık 18-25 yaş grubunda da sıklıkla görüyoruz” diyen Günay, toplu taşımada dış sesi bastırmak için kulaklık sesinin sonuna kadar açılmasının iç kulaktaki hassas hücrelerde kalıcı hasar oluşturabileceğini ifade etti.
Yüksek sesli konserler, uzun süre kulaklıkla oyun oynama ve sürekli gürültülü ortamlarda bulunmanın gençlerin işitme sağlığını tehdit eden başlıca alışkanlıklar arasında bulunduğunu belirtti.
İşitme kaybı demans riskini artırabiliyor
İşitme kaybının yalnızca kulaklarla sınırlı olmadığını vurgulayan Simge Günay, güncel bilimsel çalışmaların tedavi edilmeyen işitme kaybını demans için değiştirilebilir en önemli risk faktörlerinden biri olarak gösterdiğini söyledi.
“Kulaktan beyne yeterli ses uyarısı gitmediğinde işitme ve hafızadan sorumlu bölgelerde zamanla küçülme meydana geliyor. Ayrıca sosyal izolasyon ve beynin sürekli sesleri çözmeye çalışması bilişsel yükü artırıyor. Bu durum demans ve Alzheimer gelişimini tetikleyebiliyor” dedi.
Yaşlılarda düşme riskini üç kat artırabiliyor
İç kulağın aynı zamanda denge sistemini de yönettiğini hatırlatan Simge Günay, işitme kaybı olan yaşlı bireylerde düşme riskinin belirgin şekilde arttığını söyledi.
“Beyin, eksik sesleri anlamlandırmak için daha fazla enerji harcıyor. Bu da dengeyi korumak için ayrılan bilişsel kaynakları azaltıyor. Ayrıca kişi çevresel sesleri kaçırdığı için durumsal farkındalık azalıyor ve düşme riski yaklaşık üç kat artıyor” diye konuştu.
Yardım için genellikle çok geç başvuruluyor
İşitme kaybı yaşayan bireylerin çoğunun yardım aramakta geciktiğini belirten Simge Günay, “Hastalar genellikle sosyal hayatları tamamen etkilendiğinde veya aile içinde ciddi iletişim sorunları başladığında başvuruyor. O zamana kadar beynin kelimeleri ayırt etme yeteneği köreliyor. En önemlisi de geri getirilemeyecek sosyal paylaşımlar ve zihinsel canlılık kaybediliyor” ifadelerini kullandı.
İşitme cihazları artık yapay zekâ ile çalışıyor
İşitme cihazlarında son yıllarda devrim niteliğinde gelişmeler yaşandığını belirten Simge Günay, yapay zekâ destekli teknolojilerin kullanıcılara önemli avantajlar sağladığını söyledi.
“Yeni nesil cihazlar ortam sesini analiz ederek konuşmaları ön plana çıkarabiliyor. Akıllı telefonlarla doğrudan bağlantı kurulabiliyor, uzaktan ayar yapılabiliyor ve bazı cihazlarda düşme algılama gibi sağlık takip sistemleri bulunuyor” dedi.
Özellikle tele-odyoloji uygulamaları sayesinde şehir dışında yaşayan veya hareket kabiliyeti kısıtlı hastaların evlerinden çıkmadan cihaz ayarlarının yapılabildiğini belirten Günay, bu durumun cihaz kullanımına uyumu da artırdığını ifade etti.
“İşitme cihazına alışamam” düşüncesi doğru değil
İşitme cihazı kullanımına yönelik en büyük önyargının “alışamam” korkusu olduğunu belirten Simge Günay, profesyonel takip ve doğru adaptasyon süreciyle hastaların büyük bölümünün cihaza başarılı şekilde uyum sağladığını söyledi.
“Beynin yeniden seslere alışması için ortalama 4-6 haftalık bir süre gerekiyor. İlk günlerde kağıt hışırtısı veya ayak sesi bile fazla gelebilir. Ancak sesler kademeli olarak artırıldığında hastaların çok büyük kısmı cihazlarına tamamen adapte oluyor” dedi.
45 yaşından sonra yılda bir kez işitme kontrolü öneriliyor
İşitme kaybının erken fark edilmesinin büyük önem taşıdığını vurgulayan Simge Günay, hiçbir şikâyeti olmasa bile 45 yaş üzerindeki bireylerin yılda en az bir kez odyolojik değerlendirmeden geçmesi gerektiğini söyledi.
“Nasıl göz muayenesi veya tansiyon kontrolü yaptırıyorsak, işitme sağlığını da düzenli takip etmeliyiz. İşitme kaybı ne kadar erken tespit edilirse, hem beyin sağlığını korumak hem de yaşam kalitesini sürdürmek o kadar mümkün oluyor” diye konuştu.
Uzmanlara göre işitme kaybı sadece sesleri daha az duymak anlamına gelmiyor; iletişimden hafızaya, okul başarısından sosyal yaşama kadar yaşamın birçok alanını etkileyen sessiz ama önemli bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor. Bu nedenle uzmanlar, “Duyuyorum ama anlamıyorum” cümlesinin basit bir şikâyet değil, bir işitme değerlendirmesi için önemli bir uyarı olabileceğini vurguluyor.



