Pankreas kanserinden bir adım öncesi diyabet

Pankreas, midenin arka tarafında yer alan ve yaklaşık 15-25 cm uzunluğunda bir organdır. Sindirim için gerekli enzimleri üreterek bunları ince bağırsakların duodenum kısmına ileten bir kanal sistemi olan pankreas, aslında şeker hastalığında yani diyabette başrolü oynayan organ. Öyle ki pankreasta ortaya çıkan problem şeker metabolizmasını bozduğu için diyabet yani şeker hastalığında başrolü oynuyor. Pek çok kanser türünün kendine özel belirtileri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Mert Erkan, “Maalesef pankreas kanserinde “işte bu” diyebileceğimiz bir belirti olmuyor” uyarısında bulundu.
Pankreas kanseri sinsice ilerliyor
Pankreas kanserinin meme kanseri ya da akciğer kanseri ile kıyaslandığında organ olarak ulaşımının zor bir noktada olduğunu belirten Prof. Dr. Mert Erkan, “Dolayısıyla bu iki organa göre çok çok daha zor. Örnekleme, inceleme diğerleri kadar yüzeysel olmadığından dolayı kolay değil. Birinci faktör bu, ikincisi memede bir kitleyi hasta kendisi de elime geldi diye fark edebilir ya da prostatta idrar yapamamaya başladığında hasta “benim bir idrar alışkanlığım da değişiklik yaşıyorum, hekime gideyim” diye gidebilir ve bu kanserden evvel prostat hiperplazisi aşamasında bile saptanabilir. Burada organın hastalığına özel şikayet oluşuyor. Pankreasta maalesef bu çok daha seyrek görülen bir şey “pankreasa aittir bu şikayet” diyebileceğin hiçbir özel durum yok. Diğer organlarda, midede olabilen, safra kesesinde olabilen şikayetler pankreasta da olabiliyor. Dolayısıyla böyle olduğu zamanda pankreasın ilk akla gelen organ olmaması gene bir dezavantaja dönüşüyor. Yani hem örneklemesi görmesi zor hem de kendine ait “evet bu varsa bu pankreas” diyeceğiniz bir semptomu yok. Bu nedenle oradaki ortaya çıkan bir sorun ancak önceki organlarda evet bir araştırma yapılması gerekiyor ki en son nokta pankreasa gelsin” dedi.
“Pankreas, toplumsal farkındalığımızın az olduğu bir organ”

Pankreas kanserinin ikincil organ sorunlarıyla kendini gösterdiğini belirten Prof. Dr. Mert Erkan, “Mesela pankreasın baş kısmının içinden geçen bir safra yolu var. Bu safra yolunu pankreas kanseri tuttuğu zaman sarılı k oluştuğunda dönüp pankreasa bakıyorsunuz ya da pankreas aslında ana atardamarlara, aort dediğimiz, kalpten çıkan ana atardamar dallana dallana kanalın içinde giderken buna çok yakın bir yerde olduğu için sinir duyusu bu damarların çevresinde taşınır. Pankreas tümörleri çok sıklıkla bu sinirleri tuttuğu için bir sırt ağrısı, bel ağrısı, kuşak tarzda ağrı diye kendini ifade ettirir. Ama orada da kimse “ya herhalde benim pankreasım da bir şey var” demiyor. Öncesinde böbrekler suçlanır sırt ağrısı, kronik kas ağrısıdır vs.. diye düşünülür. Bunun dışında hazımsızlık varsa “safra kesemde taş var” diye düşünülür, “gastritim var” diye düşünülür. Toplumsal farkındalığımız az bir organ pankreas. Dolayısıyla hepsini bir araya koyduğunuzda pankreas kanserini erken aşamada yakalama şansınız da az oluyor” diye konuştu.
Pankreas kanserinin ikincil organ sorunlarıyla kendini gösterdiğini belirten Prof. Dr. Mert Erkan, “Mesela pankreasın baş kısmının içinden geçen bir safra yolu var. Bu safra yolunu pankreas kanseri tuttuğu zaman sarılık oluştuğunda dönüp pankreasa bakıyorsunuz ya da pankreas aslında ana atardamarlara, aort dediğimiz, kalpten çıkan ana atardamar dallana dallana kanalın içinde giderken buna çok yakın bir yerde olduğu için sinir duyusu bu damarların çevresinde taşınır. Pankreas tümörleri çok sıklıkla bu sinirleri tuttuğu için bir sırt ağrısı, bel ağrısı, kuşak tarzda ağrı diye kendini ifade ettirir. Ama orada da kimse “ya herhalde benim pankreasım da bir şey var” demiyor. Öncesinde böbrekler suçlanır sırt ağrısı, kronik kas ağrısıdır vs.. diye düşünülür. Bunun dışında hazımsızlık varsa “safra kesemde taş var” diye düşünülür, “gastritim var” diye düşünülür. Toplumsal farkındalığımız az bir organ pankreas. Dolayısıyla hepsini bir araya koyduğunuzda pankreas kanserini erken aşamada yakalama şansınız da az oluyor” diye konuştu.
Diyabet pankreas kanserinin ayak sesi olabilir!
Pankreas kanserinde en büyük risk grubunun yeni diyabet teşhisi alan kişilerden oluştuğuna dikkat çeken Prof. Dr. Mert Erkan, “Pankreas kanseri normal toplumda 10.000 kişide bir gözüken bir hastalık ama siz üç çok basit kriter koyarsanız;
- 50 yaşın üzerinde,
- yeni şeker tanısı almış,
- ilaç kullanımına rağmen kilo kaybı yaşayan insanlara baktığınızda 50’de bir pankreas kanseri görüyorsunuz.
… Dolayısıyla bunlara baktığınızda şunu anlıyoruz biz; pankreas tümörü vücutta hem organda anatomik olarak, hem kimyasal olarak, hormonal olarak bir şeyleri değiştiriyor ve bunun da sonucu olarak aslında şeker metabolizması bozuluyor. “Şeker hastalığının içinde pankreas kanseri daha kolay gelişiyor” diyen epidemiyolojik çalışmalar var ama aynı zamanda pankreas kanseri gelişirken şeker metabolizmasını da bozuyor. Bu ikisini birbirinden ayırt etmek için mutlaka görüntüleme yapmanız gerekiyor. Bu birazcık pankreasın görevini de etkilediği için zaten insanlar bu noktada yanılgıya düşüyorlar ya da belki de hekimler yanılgıya düşüyorlar” dedi.
Ailede meme kanseri geni pankreas kanseri riskini de artırıyor!
Pankreas kanserinde kalıtsal olmasa da genetik değişkenlerin etkili olabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Mert Erkan, “Mesela brcA hastalarıdır bu, Angelina Jolie ile meşhur olan. Kadınlarda meme kanseri, rahim kanseri gibi yumurtalıklarda jinekolojik kanserlerin yükseldiği bir hastalık olarak bilinir. Ama bunun brca1’de yaklaşık % 10’unda, brca 2’de de %1’inde bu genetik mutasyonu taşıyan hastalarda pankreas kanseri de görüyoruz ama buradaki gen bozukluğu kromozomu olan bütün hücrelerin aslında var. Dolayısıyla bir kan testiyle “bu var mı yok mu”yu ayırt edebiliyorsunuz. Brca geninin vücutta bozulmadan sadece pankreasta bozulma olasılığı da var” diye konuştu.
Pankreas kanserinde evre önemli mi?
Pankreas kanserinde evreleme yapmanın çok bir manası olmadığını belirten Prof. Dr. Mert Erkan, “Mesela erken evre kalın bağırsak, meme gibi hastalıkların tümörlerinde siz lokal tedaviler yapabiliyorsunuz. Çünkü biliyorsunuz ki bu uzağa henüz gitmemiş. Dolayısıyla lokal tedavi genelde cerrahi olarak yapılır. Hatta bu mesela diyelim mide, kalın bağırsak gibi organlarda endoskopik olarak yapılır. O tabakayı çıkarttığınız zaman patolog bakıp “bu lenf damarlarına, kan damarlarına ulaşmamış, sinirlerin çevresinde yayılma göstermiyor” derse ilave bir tedavi yapmazsınız. Pankreas kanserinde ise hangi aşamada yakalarsanız yakalayın çıkarttığınız tümör en kaliteli, düzgün yapılabilecek şekilde yapılmış, ameliyatla tamamen temiz sınırlarla çıkartılmış, çevresinde tamamen normal doku bir şekilde tabakası var, bir yere
temas etmediğinin garantisi o bütün lenf bezleri yeterli sayıda çıkartılmış, hiçbirinde tümör tutulmamış, sinirlerin çevresine girmemiş, uzak metastazı ne radyoloji ne pet hiçbir şey göstermiyor, cerrah da ameliyat sırasında görmemiş hastaya bile otomatik olarak kemoterapi veriliyor. Şimdi burada çok ciddi bir paradoks var; kemoterapi. Kemoterapiyi biz çıkartmadan evvel uzağa gitmiş hücre varsa kullanıyoruz. Bu şekliyle buna ajan tedavi deniyor, cerrahiden sonra verilen “bunu niye veriyorsunuz” dediğinizde biliyoruz ki pankreas kanseri bizim bu az önce saydığımız bütün olumlu kriterlere sahip de olsa aslında mikroskopik
seviyede uzağa gitmiş bir tümör. Dolayısıyla evreyi konuşmanın hastanın moralini bozma dışında hiçbir etkisi yok. Çünkü evre 4’te diğer kanserlerde yaptığınızı buranın evre 1’inde bile yapıyoruz” diye konuştu.
Pankreas kanserinde whipple ameliyatı!
Pankreas cerrahisinin zor ve meşakkatli bir ameliyat olduğunu belirten Prof. Dr. Mert Erkan, “Burada sadece pankreas dokusunu değil, çevresindeki ondan fiziki olarak ayırmanız imkansız gibi olan oniki parmak bağırsağı, pankreas başının içinden geçen safra yolu, haliyle safra kesesi ve yaklaşık 20-22 cm kadar ince bağırsak çıkartılıyor. Geride kalan mide, safra yolunun ağzı ve pankreas kanalına da alttaki ince bağırsağı getirip tek tek dikiyorsunuz, üç tane yeni bağlantı yapıyorsunuz. Şimdi bundan sonra sindirim sisteminin çalışması, normalleşmesi bir anda tabii ki mümkün değil. Ben mesela hasta pratiğinde aynı gece su içmesine izin veriyorum. Ertesi gün 1 litre, 1,5 litre sıvı alabiliyor, bir sonraki gün yumuşak gıdalara geçiliyor. 3-4 gün sonra normal gıdaya geçiyor. Hastalar ameliyatın ardından ilk 6 ay içerisinde sıklıkla ağırlıklarının yüzde 10’unu kaybediyor. Ameliyattan yaklaşık 6 ay sonra normal yaşantılarına devam edebiliyorlar. Sadece önemsemeleri ve ihmal etmemeleri gereken nokta mide koruyucularını bırakmamaları” dedi.
Pankreas cerrahisi öncesinde bu noktalara dikkat edin!
Pankreas ameliyatına karar vermeden önce merkezin ve ameliyatı yapacak hekimin pankreas cerrahisi özelindeki tecrübesine özellikle dikkat edilmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Mert Erkan, “Avrupa’da merkezleşme teşvik ediliyor ve merkez değilseniz böyle ameliyatları yapmanızı sağlık sistemi ödeme yapmayarak engellemeye çalışıyor. Herkes “ben pankreas ameliyatı yaptım. Üstelik robotla yaptım” diye demeyi çok seviyor. Ama “sen bundan yılda kaç tane yapıyorsun? Majör sorun oranın ya da ölüm oranı nedir” dediğinizde hiç kimse bunlardan bahsetmez, söylemez, devlet de bunları araştırmaz. Dolayısıyla hastaya düşen görev bu merkezleri bulmak. Bu insanlar bu işi düzenli yapıyorsa akademik bir gözle de bakıyorlarsa zaten yayın yapıyorlar. Çok kolay bir şey değil Türk insanından açıp yayınlarını bulun demek ama bunlara
bakıyor olmaya dair bir iyileşme olması gerekiyor” uyarılarında bulundu.



