Bakanlığın normal doğum eylem planı

Türkiye’de normal doğum yıllardır tartışma konusu. Neden kadınlar normal doğum yapmıyor da sezaryen doğumu tercih ediyor, neden hekimlerin sezaryen doğum oranları yüksek normal doğum oranları düşük? Buna ilişkin geçen yıl kampanya yüzünün Azra Akın olduğu bir eylem planı başlatıldı. Çok tartışılan reklam filmi yayına sokuldu. Ana mesaj şuydu; normal doğum yaparsan bebeğinle arandaki bağ güçlenir, sezaryen yaparsan bebeğinle arandaki bağ zedelenir.
Futbolcular “normal doğum” dedi!

Pek çok çevre tarafından eleştirildi haliyle. Zaten annenin doğum sonrasında girdiği ruh hali karmakarışık, teyzelerin bitmek bilmeyen doğum soruları, çevrenin “çocuğa iyi bakamıyorsun baskısı”na, bir de lohusaların üzerine “doğum şekli” baskısı yüklendi. Buna futbolcular da dahil oldu. Süper Lig kapsamında Sivasspor futbolcuları sahaya “Doğal olan normal doğum” yazılı pankartla çıktı. Ellerine tutuşturmuşlar bir pankartı alın bunla çıkın demişler, biri de dememiş ki bizim bununla ne alakamız var. Öyle ya hepsini bir kadın doğurmadı mı? Hangi biri annesine sordu acaba “ana ben normal mi doğdum, anormal mi?” diye. İşin çok boyutu var. Bir yanı kadın bedeni hakkında neden erkekler sürekli konuşuyor? Kürtaj tartışılır, doğum tartışılır… Doğumu kim yapıyor? Kadın. E bırakın da 9 ay karnında taşıdığı çocuğu nasıl çıkaracağına o karar versin.
Anneler tükenmişlik yaşıyor, çocuklar mutsuzlaşıyor – Editörün Gözünden
Doğum sadece dünyaya getirmek mi?
İşin tıbbi yönü olabilir dersiniz. Bunu anlarım. Ama bir kadın eğer korkuyorsa doğumdan, doğurmaktan önce korkularının derinine inmeniz lazım. Bu kadını doğumdan korkutan nedir? Aslında süreç zaten en başından burada başlıyor. Biz kadınlar neden doğurmaktan korkuyoruz? İzlediğimiz filmlerden mi, geçmişimizde taciz-tecavüz var mı, sağlık sorunumuz var mı yok mu? Bunlar etkili değil midir doğumda? Belki bir çocuk dünyaya getirmekle ilgili korkularımız var… Var da var… Bakanlık eğer sorunun kaynağına inmek istiyorsa önce istatistiklere değil, istatistiklerin kaynağına yani kadının kendisine bakmalı. İstatistikler sadece sonuçtur çünkü. Neden kadının kendisidir, korkusudur.
Doktorlar işin neresinde?
Doktorlar işin neresinde? Bir kadın doğum sürecinde en başta doktoruna güvenmeli. Bir kadın güvenmediği, kendisine güven vermeyen bir hekimle zaten yola devam etmez. Hekimin yönlendiriciliği burada göz ardı edilemez. Eğer tıbbi gereklilik konusunda aileyi, en başta anne adayını ikna etmeli ki anne doğurabileceğine inansın. Ancak bazı anneler için bu mümkün olamayabilir; bebeğini kaybetmiş olabilir, hortumu kısa olabilir, ters geliyor olabilir… İşin bir de diğer yanından bakalım. Bazen vajinal doğum baskısı kadınlar üzerinde o kadar etkili oluyor ki anne adayı tüm uyarılara rağmen bebeğini vajinal yoldan doğurmayı tercih ediyor. Bu da yanlış bir davranış değil mi? Çünkü anneler üzerinde “bebeğini vajinal yoldan doğurmadıysan anne değilsin” baskısı hakim hale geliyor.
Vajinal doğum saatler alabilen bir süreç. Bazen bir gün bazen bir, iki saat içerisinde nihayete eriyor. Kullanılan malzeme miktarı sezaryen doğuma göre çok daha az. Sezaryen doğum bir ameliyat, operasyon. Haliyle daha yüksek bütçeye sahip. Hekimler sezaryen doğumdan daha çok kazanıyor. Vajinal doğum hem saatler süren hem de kazanç olarak daha düşük bir operasyon iken sezaryen doğum planlanabiliyor ve kazanç açısından çok daha yüksek bütçe sağlıyor. Ancak burada ebeler göz ardı ediliyor. Ebelik toplumda neredeyse unutulan bir meslek haline geldi. Anne adayı hekiminin yanı sıra ona doğumda koçluk edecek ebesiyle de yol almalı ki ona güvensin, ona inansın. Doğum normal bir süreç ise hekim normal olmayan bir süreçte doğuma dahil olmalı. Burada bakanlık yıllardır süre gelen bir algıyı ne tek bir pankartla ne de tek bir eylem planı ile silebilir. Yıllardır süre gelen bir algı yıllarca sürecek bir proje ile yıllar sonunda nihayete erdirilebilir.
Tıpkı bir aşı çalışması gibi… Çocuk felci dünden bugüne Türkiye’den temizlenmedi ki… Çocuk felci yıllarca düzenli aşılamalar sayesinde ülkemizden arındırılabildi. Yoksa bugünden yarına bir doğum karnesi hazırlatılıp hastane hastane, doktor doktor güya ödül dağıtmak çare değil acizliktir.
Vajinal doğum normal ise sezaryen anormal mi?
İşin diğer yanı… Doğum zaten normal bir süreç. Fizyolojik bir süreç. İki farklı cinsin birleşmesi, spermin rahme yerleşmesi, yumurtanın döllenmesi vs vs sonra rahimde yeşeren bir canlı. Bu kadar doğal bir süreci neden normal, anormal diye ayrıştırıyoruz. Eğer vajinal doğum normal ise sezaryan doğum anormal mi? Önce doğumun bilinçlerdeki, zihinlerdeki yansımalarına odaklanın. Biz daha bir kaç yıl öncesine kadar meme kanseri demekten imtina ediyorduk da göğüs kanseri diyorduk. Nedir bu kadınsal organlarla alıp veremediğiniz? Biri memedir, diğeri vajina. Her ikisi de organdır ve tıpta ayıbın yeri yoktur!
Erkekler bir durun ya!
Belki toplumumuzdaki bu eril zihniyet baskısı geldiğimiz en içler acısı durum. Doğurduğumuz çocuklar çıkmış sahaya bize nasıl doğuracağımızın mesajını veriyorlar. Koca koca adamlar çıkış televizyona kadınlara nasıl doğuracaklarını anlatıyor, parmak sallıyorlar.
Bir kadın hayatına hangi erkeği alacağına ancak kendi karar verir, vermeli!
Bir kadın hangi adamdan çocuk sahibi olmak istediğine kendi karar verir, vermeli!
Bir kadın doğumunu nasıl gerçekleştireceğine kendi karar verir, vermeli!
Bir kadın doğurduğu çocuğun geleceğinden emin olmak ister, olmalı!
Öyle ya bizler bir annenin günler süren feryadına ortak olmadık mı? 14 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi sokak ortasında yine 15 yaşındaki bir çocuk tarafından uğradığı bıçaklı saldırıda öldürülmedi mi? Biz o anneyi evlat acısından koruyabildik mi? Biz çocuklarımızı şiddetten koruyabiliyor muyuz?
Biz önce var olan canlarımızı korumayı öğrenmeliyiz ki yarının anneleri kadınlar çocuklarının güven içinde yetişeceğinden korkmasınlar. Annelerin ve anne adaylarının içinden korkuları sökmedikçe doğumun şekline dair tartışmalarımız hep yersiz kalacaktır çünkü.



