Karaciğerdeki Her Kitle Kanser mi?
Karaciğerde saptanan kitlelerin hepsi kanser mi demek?


Karaciğerde saptanan kitle, toplumda çoğu zaman doğrudan kanser endişesiyle ilişkilendirilse de karaciğerde saptanan her lezyonun kötü huylu olmadığı belirtiliyor. Son yıllarda ileri görüntüleme yöntemlerinin gelişmesiyle daha önce fark edilemeyen kitle ve lezyonlar daha sık ve ayrıntılı şekilde saptanırken, doğru tanı için hastanın bütüncül olarak değerlendirilmesi önem taşıyor.
Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Tonguç Utku Yılmaz, geçmişte daha çok belirginleşen ve belirli bir boyuta ulaşan lezyonların fark edilebildiğini belirterek, bunun toplumda karaciğerdeki her kitlenin kötü olduğu yönünde bir algıya neden olduğunu ifade ediyor.
“Geçmişte, yapısal özellikleri iyice kötüleşen ve belirli bir boyutun üzerinde olan karaciğer lezyonları fark edilebiliyordu. Bu gecikmeli farkındalık, toplumda ‘karaciğerde kitle varsa kötüdür’ önyargısının oluşmasına neden olmuştur. Oysa her kitle, kanser anlamına gelmemekte, doğru tanı için hastanın bütüncül şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir.”
Karaciğer neden bu kadar önemli?
Vücuda giren toksik maddelerin ve enfeksiyonların temizlenmesinden yağ, şeker ve proteinlerin sentezlenip yönetilmesine kadar çok sayıda görevi bulunan karaciğerin dinamik yapısına dikkat çeken Doç. Dr. Tonguç Utku Yılmaz, organın kendini yenileme özelliğini de şöyle anlatıyor:
“Karaciğerin görevlerini düşününce onun ne kadar mucizevi organ olduğunu anlıyoruz. Karaciğer fonksiyon ve yapı olarak çok dinamiktir. Hasar aldığında kendini hızla yenileyebilir. Bu özelliği sayesinde karaciğer cerrahisinde çok büyük karaciğer parçaları çıkarılabiliyor ve karaciğer kendisini tekrar eski boyutuna ulaştırabiliyor.”
Karaciğer hastalıkları neden artıyor?
Karaciğer hastalıklarının görülme sıklığında son yıllarda artış yaşandığını belirten Doç. Dr. Yılmaz, yaşam alışkanlıkları ve çevresel faktörlere dikkat çekiyor. Özellikle yağlı karaciğere bağlı siroz vakalarının günümüzde daha sık görüldüğünü aktarıyor:
“Özellikle alkol tüketimi, toksik maddeler, sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve çağımızın hastalığı obezite karaciğerde hasar oluşturabilmektedir. Daha önceki yıllarda Hepatit B ve Hepatit C gibi hastalıklara bağlı siroz vakaları daha çok görülürken, günümüzde yağlı karaciğere bağlı siroz daha sık görülmektedir.”
Karaciğer hastalıkları içerisinde nedeninin tam olarak bilinmediği kriptojenik siroz vakalarına da değinen Yılmaz, bu vakalarda artış görüldüğünü ifade ediyor:
“Sebebini bilmediğimiz adına ‘kriptojenik karaciğer siroz’ dediğimiz bir siroz daha var. Kriptojenik siroz vakaları da artış göstermektedir. Her ne kadar sebep net olmasa da, katkılı besinler, pestisitler ve kimyasal maddelerin karaciğer hasarından sorumlu olduğu düşünülüyor.”
Karaciğer sağlığı açısından yaşam tarzının önemine de dikkat çeken Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Bu nedenle sağlıklı beslenmek, zararlı alışkanlıklardan uzak durmak ve spor yapmak karaciğer sağlığı açısından önem taşımaktadır.”
Karaciğerde her kitle kanser mi?
Karaciğer görüntülemesinde teknolojinin gelişmesiyle birlikte daha fazla lezyonun görülebildiğini belirten Doç. Dr. Tonguç Utku Yılmaz, bu durumun her kitlenin kötü huylu olduğu anlamına gelmediğini özellikle vurguluyor:
“Karaciğerin dinamik ve çok yönlü yapısı onun hormon, enfeksiyon, toksik madde gibi dış etkenlere bağlı bazı değişiklikler göstermesine neden olabiliyor. İşte karaciğer lezyonlarının bir bölümü bu faktörlere bağlı olarak oluşabiliyor.”
Geçmişte lezyonların daha geç fark edilebildiğini aktaran Yılmaz, gelişen görüntüleme teknolojilerinin tanı sürecindeki etkisini şöyle açıklıyor:
“Önceleri yapısal özellikleri belirginleşen ve belirli bir boyutun üzerinde olan karaciğer lezyonları fark edilebiliyordu. Bu gecikmeli farkındalık, toplumda ‘karaciğerde kitle varsa kötüdür’ önyargısının oluşmasına neden olmuştur. Gelişen teknoloji sayesinde artık çok daha fazla lezyonu görebiliyor ve ayırt edebiliyor hale geldik.”
Bu noktada iyi huylu lezyonların da önemli bir yer tuttuğunu belirten Yılmaz, şu ifadeleri kullanıyor:
“Bu noktadan bakınca aslında karaciğerin iyi huylu lezyonları kötü huylu lezyonlardan daha fazladır.”
Karaciğer kitlesi nasıl değerlendirilir?
Karaciğerde bulunan her lezyonun aynı özelliklere sahip olmadığını ve bu nedenle tanı ve tedavide tek bir yöntemin uygulanamayacağını belirten Doç. Dr. Yılmaz, değerlendirme sürecinin hastaya ve lezyona göre planlandığını ifade ediyor:
“Ek hastalıklar, hastalığın bulgusu, lezyonun özellikleri, risk faktörleri ve lezyonun yerleşimine göre tetkik planlaması yapılmaktadır.”
Bazı hastalarda farklı uzmanlık alanlarının birlikte karar vermesinin gerekebileceğini aktaran Yılmaz, ekip çalışmasının önemine özellikle dikkat çekiyor:
“Bazı durumlarda karaciğer kitlelerine yaklaşım için konseyde Radyoloji, Onkoloji, Hepatoloji, Genel Cerrahi, Organ Nakli ve Girişimsel Radyoloji ile birlikte ortak karar vermek gerekebilmektedir. Karaciğer lezyonlarında ekip çalışması çok önemlidir.”
Karaciğer kitlesinde tedavi nasıl belirleniyor?
İyi huylu olduğu belirlenen ve hastaya risk oluşturmayan kitlelerde takip yeterli olabilirken, kitlenin özellikleri ve hastanın genel durumunun tedavi kararını değiştirebildiği belirtiliyor.
Doç. Dr. Tonguç Utku Yılmaz, karaciğer kitlesine yaklaşımda yalnızca lezyona değil, hastanın tamamına odaklanılması gerektiğini vurguluyor:
“Hastaya bütüncül yaklaşmak gerekiyor. Konu sadece kitle değil, hastadır. Örneğin, doğum kontrol hapı kullanımı ile oluşan veya boyut artışı gösteren karaciğer kitleleri olan bir hastada bütüncül yaklaşımımız sebebe yönelik olmalıdır. Karaciğer kitlesi iyi huylu olsa da, doğum kontrol hapı yerine farklı korunma önerilmelidir.”
Her karaciğer kitlesinde biyopsi gerekiyor mu?
Görüntüleme teknolojilerindeki gelişmelerin biyopsi gereksinimi açısından da önemli olduğunu belirten Yılmaz, yapay zekanın radyoloji alanındaki kullanımına dikkat çekiyor:
“Yapay zeka sayesinde artık Radyoloji tetkikleri o kadar ilerledi ki, biyopsiye gerek kalmadan doku yapısı ile ilgili ayrıntılı cevaba ulaşılabilmektedir.”
Radyolojik incelemelerin yalnızca dokunun yapısını değil, işlevini değerlendirme açısından da bilgi sağlayabildiğini aktaran Yılmaz, bunun bazı durumlarda önem taşıdığını ifade ediyor:
“Radyolojinin diğer faydası ise; o dokunun yapısı değil fonksiyonu hakkında da bilgi verebilmesidir. O doku nasıl fonksiyon gösteriyor, ne kadar aktif, çevre ile ilişkisi nasıl? Bu, dokuya isim vermekten daha fazla öneme sahiptir.”
Biyopsinin de lezyonun bulunduğu bölgeye göre kendine özgü riskler taşıyabildiğini belirten Yılmaz, özellikle damarların yanında ve derinde bulunan dokulara yönelik işlemlerde kanama riskine dikkat çekiyor:
“Biyopsi lezyonun yerine göre kendine özgü riskleri de barındırmaktadır. Damarların yanında derinde olan dokudan biyopsi yapmak bazen kanama riski taşıyabilmektedir. Bu nedenle biyopsi altın standart olarak görülmemelidir. Her tetkikin yeri ve zamanı vardır.”
Karaciğerde saptanan bir kitlenin değerlendirilmesinde lezyonun özelliklerinin yanı sıra hastanın ek hastalıkları, risk faktörleri, bulguları ve lezyonun yerleşiminin birlikte ele alındığı belirtiliyor. Doç. Dr. Tonguç Utku Yılmaz’ın değerlendirmesine göre, gelişen görüntüleme teknolojileri sayesinde daha fazla karaciğer lezyonu saptanabilirken, karaciğerde kitle bulunmasının tek başına kanser anlamına gelmediği ve doğru yaklaşım için hastanın bütüncül değerlendirilmesinin önem taşıdığı vurgulanıyor.




