Kemik Erimesine Karşı 5 Altın Öneri!
Osteoporoz, yani kemik erimesi, uzun süre belirti vermeden ilerleyebilen ve ilerleyen dönemlerde kırık riskini artırabilen kronik bir iskelet hastalığı olarak öne çıkıyor.


Osteoporoz, yani kemik erimesi, uzun süre belirti vermeden ilerleyebilen ve ilerleyen dönemlerde kırık riskini artırabilen kronik bir iskelet hastalığı olarak öne çıkıyor. Kemik yoğunluğundaki azalma ve kemik dokusunun yapısındaki bozulmayla gelişen hastalık, yalnızca ileri yaştaki kadınları değil erkekleri de etkileyebiliyor. Daviva Avcılar Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Prof. Dr. Demet Tekdöş Demircioğlu, 20 Ekim Dünya Osteoporoz Günü kapsamında kemik sağlığının korunması, risk faktörleri, erken tanı ve tedavi seçenekleri hakkında bilgi verdi. Kemik ölçümlerinin ihmal edilmemesi ve günlük yaşam alışkanlıklarının gözden geçirilmesi, osteoporozla mücadelede öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor.
Osteoporoz nedir, kemikler neden hassaslaşır?
Toplumda “sessiz hastalık” olarak da bilinen osteoporoz, kemik kütlesinin azalması ve kemik dokusunun yapısının bozulmasıyla ilerliyor. Kemikler canlı dokular olduğu için yapım ve yıkım süreçleri sürekli devam ediyor. Ancak yaşlanma, hormonal değişimler ve yetersiz beslenme gibi etkenler bu dengeyi değiştirebiliyor.
Prof. Dr. Demet Tekdöş Demircioğlu’nun aktardığı bilgiler doğrultusunda, hastalığın temelinde kemik yapımı ile yıkımı arasındaki dengenin bozulması bulunuyor.
“Osteoporoz, kemik kütlesinin azalması ve kemik dokusunun yapısının bozulmasıyla seyreden ilerleyici bir hastalıktır. Kemikler canlı dokulardır ve yapım ile yıkım hücreleri sürekli bir denge içerisinde çalışır. Yaşlanma, hormonal değişimler ve yetersiz beslenme gibi etkenler bu dengeyi bozduğunda kemik yıkımı, yapımın önüne geçebilir. Bunun sonucunda kemikler en küçük darbelerde bile kırılabilecek kadar hassaslaşabilir.”
Kadınlarda menopoz sonrası dönemde kemik yoğunluğundaki değişimin dikkat çekici boyutlara ulaşabildiğini belirten Demircioğlu, özellikle menopozun ilk yıllarına dikkat çekiyor.
“Araştırmalar, menopoz sonrasındaki ilk beş yılda kadınların kemik yoğunluğunun yüzde 20’ye kadar azalabildiğini gösteriyor.”
Osteoporozun belirtileri nelerdir?
Osteoporozun erken aşamalarında belirgin şikâyetler görülmeyebiliyor. Hastalık ilerlediğinde ise bel ve sırt ağrısı, boy kısalması, kamburluk olarak bilinen kifoz ve hafif düşmeler sonucunda oluşan kırıklar ortaya çıkabiliyor.
Prof. Dr. Demet Tekdöş Demircioğlu, hastalığın uzun süre belirti vermeden ilerleyebilmesine ve tanıda kullanılan kemik yoğunluğu ölçümüne dikkat çekiyor.
“Osteoporoz, genellikle ilk aşamalarda herhangi bir ağrıya veya şikâyete neden olmadan gelişebilir. Bel ve sırt ağrısı, boy kısalması, kamburluk ve hafif düşmelerle meydana gelen kırıklar, hastalığın ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkan belirtiler arasındadır.”
Tanı sürecinde kullanılan yöntemlerden birinin DXA olarak adlandırılan kemik yoğunluğu ölçüm testi olduğunu belirten Demircioğlu, şu bilgileri paylaşıyor:
“Dual-Energy X-ray Absorptiometry (DXA) adı verilen kemik yoğunluğu ölçüm testi, tanıda kullanılan standart yöntemdir. Ağrısız ve hızlı şekilde gerçekleştirilen bu işlemle kemik mineral yoğunluğu, yani T-skoru belirlenebilir. Böylece osteopeni olarak adlandırılan ön evre veya osteoporoz tanısı erken aşamada konulabilir.”
Osteoporoz yalnızca kadınlarda mı görülür?
Osteoporoz, özellikle menopoz sonrasında östrojen seviyesinin düşmesiyle birlikte 50 yaş üzerindeki kadınlarda sık görülen bir hastalık. Ancak kemik erimesi yalnızca kadınları etkilemiyor. Erkeklerde de bazı etkenlere bağlı olarak osteoporoz riski bulunuyor.
Prof. Dr. Demet Tekdöş Demircioğlu, kadınlarda ve erkeklerde öne çıkan risk faktörlerine ilişkin şu değerlendirmelerde bulunuyor:
“Menopoz sonrasında östrojen seviyesinin düşmesi nedeniyle osteoporoz, 50 yaş üzerindeki kadınlarda sık görülür. Türkiye’de bu yaş grubundaki kadınların yaklaşık üçte birinde osteoporoz tablosuyla karşılaşılmaktadır. Ancak kemik erimesi yalnızca kadınlara özgü bir hastalık değildir.”
Erkeklerde de yaşla birlikte kemik sağlığının değerlendirilmesi gerektiğini belirten Demircioğlu, sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Testosteron düşüklüğü, sigara ve alkol kullanımı ile hareketsizlik gibi etkenler nedeniyle 65 yaş üzerindeki erkeklerde de ciddi kemik erimesi riski bulunur. Aile öyküsünde kırık veya osteoporoz bulunan bireylerde ise risk yüzde 50’ye kadar artış gösterebilir.”
Osteoporoz yaşam kalitesini nasıl etkiliyor?
Osteoporozun etkileri yalnızca kemik sağlığıyla sınırlı kalmayabiliyor. Kırık endişesi, düşme korkusu ve hareket kısıtlılığı, hastaların günlük yaşamını ve sosyal ilişkilerini de etkileyebiliyor. Bu süreçte bağımlılık hissi, sosyal izolasyon, özgüven kaybı, anksiyete ve depresyon riski artabiliyor.
Prof. Dr. Demet Tekdöş Demircioğlu, hastalığın psikolojik ve sosyal boyutunun da göz önünde bulundurulması gerektiğini vurguluyor.
“Osteoporoz, yalnızca fiziksel kısıtlılıklara neden olan bir kemik hastalığı değildir. Sürekli ağrı yaşama korkusu, düşme endişesi ve kırık sonrasında gelişen hareket kısıtlılığı; bağımlılık hissi, sosyal izolasyon, özgüven kaybı, anksiyete ve depresyon riskini artırabilir.”
Araştırmalarda osteoporoz tanısının yaşam kalitesinde yüzde 30’a varan düşüşlerle ilişkilendirilebildiğini belirten Demircioğlu, tedavi sürecinde ruhsal dayanıklılığın da desteklenmesine dikkat çekiyor.
“Bu nedenle tedavide yalnızca kemik sağlığına odaklanılmamalıdır. Destek grupları, psikolojik danışmanlık, mindfulness ve nefes egzersizleri gibi ruhsal dayanıklılığı artıran yaklaşımlar da hastaların genel yaşam konforunun korunmasında değerlendirilebilir.”
Güçlü kemikler için hangi 5 önlem alınabilir?
Kemik sağlığının korunmasında erken yaşlardan itibaren benimsenen yaşam alışkanlıkları önem taşıyor. Prof. Dr. Demet Tekdöş Demircioğlu, kemikleri desteklemek ve ilerleyen yaşlarda oluşabilecek kırık riskine karşı önlem almak için günlük yaşamda dikkat edilmesi gereken beş başlığı şöyle sıralıyor:
1. Kalsiyum alımına dikkat edin
“Yetişkinlerin günlük kalsiyum ihtiyacı 1000-1200 miligramdır. Süt, yoğurt, peynir ve yeşil yapraklı sebzeler kalsiyum bakımından zengin besinler arasında yer alır.”
2. D vitamini dengesini koruyun
“Kalsiyumun emilimi için gerekli olan D vitamini açısından güneş ışığından faydalanmak önemlidir. Bu kapsamda günde 15-20 dakika güneş ışığından yararlanılması büyük önem taşır.”
3. Düzenli egzersiz yapın
“Yürüyüş, hafif ağırlık antrenmanları ve merdiven çıkmak kemik yapımını doğrudan destekleyen aktiviteler arasındadır. Haftada en az 150 dakika orta düzeyde egzersiz yapılması önerilmektedir.”
4. Zararlı alışkanlıklardan uzak durun
“Sigara, kemik yapıcı hücrelerin aktivitesini baskılayabilir. Alkol ise kalsiyum emilimini düşürerek kemik erimesini hızlandırabilir. Bu nedenle sigara ve alkol kullanımı, kemik sağlığı açısından dikkate alınması gereken etkenlerdir.”
5. Kemik yoğunluğu ölçümünü ihmal etmeyin
“Yaşa ve risk faktörlerine göre kemik sağlığının değerlendirilmesi, kemik ölçümlerinin zamanında yapılmasıyla desteklenmelidir. Kemik yoğunluğu ölçümünün gerekliliği, kişinin yaşı ve risk faktörleri değerlendirilerek ele alınmalıdır.”
Osteoporoz nasıl tedavi edilir?
Osteoporoz tedavisinde temel hedef, mevcut kemik yoğunluğunu korumak, kemik yıkımını yavaşlatmak ve kırık riskini mümkün olduğunca azaltmak. Tedavi planında ilaçların yanı sıra beslenme, kas gücünün desteklenmesi ve denge egzersizleri de yer alabiliyor.
Prof. Dr. Demet Tekdöş Demircioğlu, tedavi sürecinde farklı yaklaşımların birlikte değerlendirilebildiğini belirtiyor:
“Osteoporoz tedavisinin amacı mevcut kemik yoğunluğunu korumak, kemik yıkımını yavaşlatmak ve kırık riskini en düşük seviyeye indirmektir. Bu süreçte kemik yıkımını yavaşlatan ilaçların yanı sıra gerekli görülen durumlarda biyoteknolojik tedaviler de uygulanabilir.”
İlaç tedavisinin yanında beslenme ve fiziksel desteklerin önemini vurgulayan Demircioğlu, şu ifadeleri kullanıyor:
“Kalsiyum ve D vitamini takviyeleri, dengeli protein alımı, kas gücünü artırmaya yönelik fizyoterapi ve denge egzersizleri, hastaların yaşam kalitesinin artırılmasında ve düşme riskinin azaltılmasında önemli rol oynar.”
Erken tanı ve uygun tedavi planlamasıyla hastalığın etkilerinin kontrol altına alınabileceğini belirten Prof. Dr. Demet Tekdöş Demircioğlu, özellikle belirli yaş gruplarında kemik yoğunluğu taramalarının ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor.
“50 yaş üzerindeki kadınların ve 65 yaş üzerindeki erkeklerin rutin kemik yoğunluğu taramalarını aksatmaması önemlidir. Erken tanı ve doğru planlama sayesinde osteoporozun etkileri kontrol altına alınabilir.”




