Öğretmenlik yapmak mı, öğretmen olmak mı?

Öğretmen… Türk Dil Kurumu’na göre kelime anlamı bir bilim dalını, bir sanatı ya da teknik bilgileri öğretmeyi meslek edinmiş, okulda öğrencilere ders veren kimse. Oysa öğretmenlik yalnızca okulda mı olunur, yoksa öğretmenlik bir yaşam felsefesi midir? Son 20 yılda eğitim sisteminin işlevselliği, öğretmenlerin bu noktada bulundukları yer sıklıkla tartışılıyor. Bir yandan öğrencilere atılan dayaklarla gündeme gelen öğretmenler, diğer yanda ülkenin en ücra köşesindeki köy okulunu cennete çevirenler, bir yanda okulun ilk yıllarında aklımızda kalan kötü anılar, diğer yanda hayatımızda iz bırakan, ilham veren öğretmenler… Peki öğretmen gerçekten kimdir? Editörün Gözünden’de Emotion Coaching Türkiye Enstitüsü Başkanı, Duygu Dostu İletişim Uzmanı Prof. Dr. Nalan Kuru ile konuştuk.
Okul öncesi eğitimin önemi son yıllarda daha da önem kazandı. Yapılan araştırmalar okul öncesi eğitime erken başlayan çocukların akademik hayatlarında daha başarılı olduğunu gösteriyor. Bu aşamada çocukların ilk öğretmenleri okul öncesi öğretmenleri oluyor. 0-7 yaş arasındaki dönem ise yine araştırmalar ışığında bir insanın karakterinin, kişiliğinin yani hayatının yüzde 70’inin oluştuğu dönem olarak önem kazanıyor.
Hayatımızın yüzde 80’i o çocukluk döneminde oluşuyor

“Okul öncesi dönem benim özellikle uzmanlık alanım olan da bir dönem olduğu için çok önemsediğim alanlardan bir tanesi” diyen Prof. Dr. Nalan Kuru, “Çünkü dünyada erken çocukluk dönemi olarak 0-8 yaş olarak geçer. Türkiye’de 0-6 yaş olarak geçer. Okul öncesi dönemde bizler mevcut kişilik yapımızın % 80’ini oluşturuyoruz. Yani ben şu an sizin karşınızda “Nalan Hoca” olarak her kimsem, siz şu an benim karşımda “Elif Hanım” olarak her kimseniz bu gerçekten de bizim 0-6 yaş arasındaki yaşadığımız ya da bize yaşatılan deneyimler sonucunda oluştu. Şimdi böyle baktığımızda insan ömrünü ortalama 85 yıl sayacak olursak eğer bunun geri kalan neredeyse 80 yılında sadece % 20’lik bir değişiklik yapabiliyor, belki öğrendiklerinizi pekiştiriyorsunuz ya da başka bir şeyler ekliyorsunuz ama insanlığın ana vatanı gerçekten çocukluk dönemi ve o çocukluk döneminde çocukla temas eden herkesin çocuğun zihnini, bedenini, ruhunu şekillendirmek noktasında yaşama bakış açısını şekillendirmek noktasında elbette ki çok önemli iz düşümleri var. Ebeveynler ve öğretmenler burada en önemli karşımıza çıkan iki faktör” ifadeleriyle sözlerini sürdürdü.
Okul öncesi dönem ne kadar erken o kadar iyi!
Okul öncesi dönemde çocukların eğitim almaya ne kadar erken yaşta başlarlarsa o kadar aslında iyi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nalan Kuru, “Bir çocuk eğer okul öncesi eğitim alıyorsa ve okul öncesi eğitim sürecinde ne kadar uzun süre kalıyorsa, daha doğrusu bir de işin bu boyutu var yani 1 yıl mı aldı, 2 yıl mı aldı, 3 yaşında mı başladı, 6 yaşında mı başladı? Bunlar da son derece önemli faktörler. Ne kadar uzun süre okul öncesi eğitim alıyorsa o çocuğun ileriki akademik başarısında o çocuğun sosyal-duygusal zekasında, sosyal-duygusal becerilerinde, gelişiminde, fiziksel gelişiminde, bütün hayatla ilgili bütün başarılarında ve gelişim alanlarının her birinde inanılmaz etkileri var. Bu sadece sosyal, psikolojik olarak ya da akademik olarak değil finansal olarak da böyle. OECD’nin yine yaptığı çalışmalar var; mesela okul öncesi döneme yapılan 1 dolarlık yatırımın ileriki yaşantıda bazı kaynaklara göre 7 dolar, bazı kaynaklara göre 4 dolar karşılığı olduğunu sayısal olarak da söyleyen ekonomistler de var. Çünkü okul öncesi dönemdeki bu temeli atmak sonradan yanlış atılmış bazı temelleri düzeltmekten daha ekonomik” diye konuştu.
Okul öncesi öğretmeni çocuğun hayatını yüzde 100 etkiliyor
Okul öncesi döneme başlayan bir çocuğun yaşı kaç olursa olsun ilk defa evinden ayrıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Nalan Kuru, “Akademik camiayı, okulu, okul sistemini temsilen onun karşısına çıkan ilk kişi okul öncesi öğretmeni. Dolayısıyla o öğretmenle kurduğu iletişim, etkileşim onun bütün yaşantısı üzerinde öğrenmeye, okula, kitaba, deftere, derse sorumluluklarına bakış açısını % 100 etkiliyor. Bu yüzden o kapıda onu karşılayan öğretmenin, bir okul öncesi öğretmeninin -diğer tüm kademedeki öğretmenler çok kıymetli muhakkak çok önemli ama- ilk olması ve ilk etkiyi bırakması açısından çok özel bir yeri var. O nedenle öğretmenlerimizin çocuğun gelişimi, eğitim programları, düzenlenecek etkinlikler vs. konusunda meslek ve alan bilgilerinin elbette çok iyi olması lazım ancak en önemlisi kesinlikle, o ilk karşılaşma anından itibaren çocuğun kabul edildiği, anlaşıldığı, duygularının, kendisinin fark edildiği, bireysel farklılıklarının anlaşıldığı, tüm zenginliklere kucak açan “Duygu Dostu” bir sınıf ortamı yaratarak çocuğun öğrenmeye, okula, hayat merakını keşfetme ihtiyacını destekleyerek onu gerçekten iyi bir öğrenen olarak ilkokula teslim etmek. Ve burada öğretmenin kişisel nitelikleri, sosyal duygusal becerileri, duygusal zekası son derece önemli bir faktör” dedi.
Öğretmenlik, garanti meslek olarak görülüyor!
Türkiye’de eğitim fakültelerinin öğretmen yetiştirebilme kapasitelerine değinen Prof. Dr. Nalan Kuru, “Bize gelen, eğitim fakültesine gelen öğrencilerin öğretmen olmak gibi bir ideallerinin olmasıyla olmaması arasındaki farkla bile başlayan bir şey bu maalesef. Bizim öğrenci seçme yerleştirme sürecimiz çocukların, öğrencilerin, gençlerin ilgileri, ihtiyaçları, bireysel farklılıkları ve istekleri doğrultusunda gerçekleşmiyor. Öğretmenlik mesleği garanti mesleklerden biri olarak algılanıyor ülkemizde. Her ne kadar son zamanlarda mezun olan öğrencilerimiz için atanmak oldukça zorlaşmaya başladıysa da yine de garanti meslekler arasında. Sadece bu yüzden yönlendirilen çok sayıda öğrencimiz oluyor ya da farklı şeyler istediği halde ailelerinin istekleriyle bize gelmiş olan öğrenciler olabiliyor. Bu yüzden istekli başlamak çok önemli bir mesele” diye konuştu.
Öğretmen yetiştirirken yaptığımız hatalar!
Mevcut öğretmen yetiştirme programlarının da öğretmen adaylarının mesleki becerilerini, alan becerilerini desteklediği kadar duygusal zeka becerilerini desteklemediğini ifade eden Prof. Dr. Nalan Kuru, “Bu genel eğitime bakış açımızdan da kaynaklı bir şey. Daha çok akademik yükleme, akademik beceri, akademik bilgi. Ancak bunu hayata geçirecek olan o asıl öğretmenlik alanı ile ilgili elbette derslerimiz var ama dünya örnekleriyle kıyasladığımız yeterli olduğunu söylemek zor. Buna rağmen öğretmenlik yapmak için mezun olanlar var, bir de öğretmen olanlar var. Bu ikisi çok önemli” diyerek iki kavram arasındaki farka işaret etti.

Öğretmenlik yapmanın bir işi yapmak olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nalan Kuru, “Akşam işten çıkıp eve gelmek demek. Ama öğretmen olmak bir yaşam tarzı demektir. Ben hep öğrencilerimin öğretmen olmalarını istiyorum ve bence öğretmen olamayacaksak öğretmenlik yapmamamız gerekiyor. Çünkü bu, tesadüflere bırakılamayacak bir şey. Çünkü öğretmenlik herhangi bir meslekte yaptığınız ufak bir hataya ya da gönülsüzce icra ettiğiniz bir işe benzemiyor. Her sabah kalkıp gözleri ışıl ışıl size bakan bir grup çocuğun hayatına etki edecek şansınız, potansiyelinizin olması anlamına geliyor. Eğer bunu böyle göremiyorsak ne o çocuklara ne de kendimize bunu yapmamız gerekiyor” diye konuştu.
Sınıflar orkestra, öğretmen ise orkestra şefi
Sınıfları orkestralara, öğretmenleri de orkestra şefine benzeten Prof. Dr. Nalan Kuru, ” Her enstrümandan başka bir ses çıkar ama orkestra şefi onu öyle bir yönetir ki biz bir ses duyarız sadece. Zilin sesini duymayız, sadece piyanonun sesini duymayız. Onu çok güzel bir şekilde harmanlar. Hem hepsini tek tek duyar hem de harmanlar. İşte aslında öğretmenlik tam da bu. Bir orkestra şefi gibi sınıftaki her çocuk birbirinden farklı ihtiyaçlara, bireysel özelliklere sahip olsa da hem her bir çocuğun sesini ayrı ayrı duymalı hem de öyle bir yönetmeli ki sınıfı bu tek bir ses gibi olmalı” ifadelerini kullandı.
Duyguyu yöneten her şeyi yönetir!
Tüm bunların zor olmadığını ve duygu dilini konuşabilmekle başarılabileceğini belirten Prof. Dr. Nalan Kuru, “Çünkü birine bir şey öğretmek için önce doğru duygusal bağ kurmak zorundayız. Bizim alan bilgimiz, meslek bilgimiz her ne olursa olsun; çok iyi bir coğrafya bilgim olabilir ama bu beni çok iyi bir coğrafya öğretmeni yapmaz, çok iyi bir matematik bilgim olabilir ama bu beni çok iyi bir matematik öğretmeni yapmaz. Beni çok iyi bir matematik öğretmeni yapacak şey doğru yöntem, teknikleri kullanırken aynı zamanda karşımdaki kişilerin, çocukların, öğrencilerin varlıklarına, bireysellik farklılıklarını görmek, saygı duymak ve fark ettiğimi onlara da fark ettirmek ve değer vermekten geçer. İşte bu dili konuşmak da duyguyu yönetmekten geçer. Duyguyu yöneten hayatını yönetir, her şeyi yönetir” dedi.




