Beyin düşünüyor mu, inanıyor mu?

Beyin düşünen bir organ mı, yoksa inanan bir organ mı? Hayatımızda neleri değiştirebiliriz, neleri değiştiremeyiz? Editörün Gözünden programına konuk olan Prof. Dr. Nevzat Tarhan ile konuştuk.
Beyin sadece düşünmekle kalmıyor!

1995 öncesine kadar psikiyatrinin soyut bir kavram olarak düşünüldüğünü ancak 95 sonrasında psikolojide bir devrim yaşandığını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu devrim insan beyninin sadece akıl yürütme ile ilgili olmadığının ortaya çıkmasıdır. “Descartes’ın yanılgısı” kitabında ilan edildi. Biliyorsunuz Descartes aydınlanma çağının, Newton fiziğinin bir nevi daha sonrası oluşan bütün pozitivizm akışını tetikleyen kişidir. “Yanılgı” sözü biraz iddialı olsa da haklıydı. Çünkü insan beyninin duygulardan sorumlu alanları keşfedildi. Onun dışında ayrıca insan beyninin aynı
zamanda bir kuantum alıcısı gibi çalıştığı keşfedildi. İnsan beyninin düşünen bir organ olduğu kabul ediliyordu. Ancak daha sonra beynin hisseden bir organ olduğu belirlendi. Yani “düşünüyorum o halde varım” kavramından “düşünüyorum o halde varım, inanıyorum” kavramına geçiş yapıldı” dedi.
Beynimiz kuantum bilgisayarı gibi çalışıyor
İnsan beyninin inanmasıyla her şeyin başladığını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Beyin inandığı zaman onu program haline getiriyor ve ona göre davranıyor. Beyinde kesin olmayan bilgiler dosyası açılıyor ve bir de kesin bilgiler dosyası bulunuyor. Bunları olumlu, olumsuz olarak da ayrıştırıyor beyin. Yani tıpkı bir kuantum bilgisayarı gibi çalışıyor. Bu yüzden beyinden bağımsız bir psikoloji, beyinden bağımsız bir psikiyatri yok. Biz terapi yaparken bile “sizin beyninizde şu bölge ile bu bölge arasında bağlantı bozukluğunu tedavi ediyoruz” deyip bununla ilgili bilimsel araştırma ve kanıtları sunabiliyoruz hastaya. Bu nedenle psikiyatri artık nöropsikiyatri oldu” diye konuştu.
Hayatımızda değiştirebileceklerimiz ve değiştiremeyeceklerimiz neler?
Hayat yolculuğunda insanın doğuştan getirdiği 3’te 1 bilginin olduğunu söyleyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bunlar insanın kontrol edemeyeceği, değiştiremeyeceği bilgiler. Bir de yaşam koşullarımız var, bir de bizim özgür irademizdir. 3’te 1 çevre şartlarımızdır ki onu orta ve uzun vadede değiştirebiliyoruz. Bir de kendi özgür irademiz, seçimlerimiz, tercihlerimiz var. Böyle bir durumda eğer öğrenilmiş çaresizlik varsa kişi doğuştan gelen özelliklerini kabul eder, ömür boyu, 30 sene aynı yerde kalır ama kişi kendini kapasitesini zorluyorsa, kendini değiştiriyorsa, kendine doğru hedef ve yaşam felsefesi geliştirdi ise yaşam koşullarını değiştirmeye başlar. Onun da ötesinde doğru tercihler yaparak mutluluğu tercih eder ve bulabilir” ifadelerini kullandı.
Yapılan araştırmalara göre hastalıkların 3’te 2’sinin kişinin yaşam alışkanlıkları, verdiği kararlar, beslenme stili ile ilgili olduğunun ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “İnsanın genetik kodu 120-140 yaşa kadar yaşamaya göredir” dedi.
İyileşmek mi hasta kalmak mı?
İnsanların kendilerini etiketlediğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Hayat yolunda hedefimiz vardır ve bir de yol işaretleri, levhalar vardır. O trafik levhaları kişiye hedefini göstermek için bulunur. Ancak bazı insanlar hedefe değil, trafik levhalarına odaklanır. Hedeflerini unuturlar. Eğer değer yargılarımız yanlışsa yanlış yöne gideriz. Eğer “ben iyileşmem” diye bir değer yargımız var ise beyin o noktada yeni bir şey, bilgi öğrenmeye kapatıyor kendini. Öğrenilmiş çaresizlik deniliyor buna” diye konuştu.
Hayatta hiç kaybettiniz mi? Yoksa öğrendiniz mi?
Maymunlar üzerinde yapılan bir deneyi hatırlatan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bir laboratuvarda bulunan maymunlara tam muza dokunacaklarken elektrik şoku veriliyor. Bu bir süre tekrarladıktan sonra maymunlar artık her dokunduklarında elektrik şoku verileceğine odaklanarak vazgeçiyorlar muza uzanmaktan. Ancak bir gün laboratuvarı su basıyor. Kafesler dışarı çıkıyor ve bir bakılıyor ki muzu yememeye odaklanan maymunlar muzları yemeye başlıyor. Onun için bu hayat olayları, şoklar, afetler, depremler ve ya travmalar yanlış öğrenimleri yeniden inşa etmek için bir fırsat yaratabiliyor. Bunun için kişinin seçimde bulunması yeterli. Tercih etmesi yeterli. Hayat olayını bir şans olarak görmek gerekiyor. Mandela’nın bir sözünü hatırlamak da fayda var. “Ben hiç başarısız olmadım” der Mandela. “Ya kazandım ya öğrendim” der. Dolayısıyla değer yargıları da, yanlış yol işaretleri de değiştirilebilir” diye konuştu.
Kendini gerçekleştiren kehanet nedir?
Kişinin önyargılarına inanması ve bu durumun gerçekleşmesi durumuna kendini gerçekleştiren kehanet denildiğini söyleyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan bu durumu en çok gelin-kaynana ilişkilerinde görüldüğünü belirterek “iki tarafında öğrenilmiş yanlış değer yargıları vardır. Aslında inanç dediğimiz şey de hatalı değer yargılarıdır. Farkında olmadan, istemsizce verdiğimiz tepkilerdir bunlar. Örneğin Amerika’da yoldan geçerken beyaz bir kadın, zenci bir adamla karşılaşıyor. Zenci adam ona bir şey yapmasa dahi beyaz kadın çocuğunu kendine çekerek onu güya korumaya çalışıyor. Otomatik stereotipi de deniyor bu duruma. Yani beyin otomatik yapıyor” ifadelerini kullandı.
Davranışlarımızın, ruh halimizin ve kişilik yapımızın 3’te 1’inin sabit değişkenlerden oluştuğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bunlar genler, genlerle gelen çocukluktaki travmatik yaşantılar insanın üçte biridir. Kişiliğin temelini oluşturan birikimlerdir ya da kişilik tiplerinden birisidir; kimi kuşkucudur, kimi içe dönük, kimi dışa dönük, kimisi çekingendir, sosyaldir vs gibi kişilik tipleri var. 3’te 1’i çevredir, yaşadığı ortamdır. Hani bir söylenir ya kader coğrafyadır diye. Coğrafya kader değil, 3’te 1’i kaderdir. Bir örnek verelim. Van’da bir köy var. O köy yemyeşildir Van’ın diğer köylerine göre. Oraya Karadenizliler gelmiş, yerleşmiş ve yemyeşil yapmışlar. Dolayısıyla coğrafyanızı da değiştirebiliyorsunuz aslında. Yani bütün iş değişmeyi istemekle başlıyor” dedi.




