

Miyom, kadınlarda üreme çağında sık karşılaşılan jinekolojik sorunlar arasında yer alıyor. Yaşam boyunca yaklaşık her üç kadından birinde görülebilen bu iyi huylu tümörler; düzensiz ve yoğun adet kanamalarına, ağrıya, çevre organlara baskıya ve bazı durumlarda gebelik sürecinde risklere yol açabiliyor. Miyomların rahimdeki konumu ve boyutu, oluşturduğu belirtileri ve tedavi yaklaşımını doğrudan etkiliyor. Daviva Avcılar Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Bülent Çakmak, miyomların gelişiminden belirtilerine, gebelik üzerindeki etkilerinden tedavi seçeneklerine kadar merak edilen konular hakkında bilgi verdi.
Miyom neden oluşur?
Miyomların gelişiminde hormonal ve çeşitli kişisel faktörlerin rol oynadığını belirten Doç. Dr. Bülent Çakmak, bu tümörlerin özelliklerini şöyle açıklıyor:
“Miyomlar, rahmin düz kas hücrelerinden kaynaklanan, kanser olmayan iyi huylu tümörlerdir. Kadınlarda üreme çağının farklı dönemlerinde görülebilmekle birlikte özellikle bu dönemde daha sık karşımıza çıkarlar. Nasıl geliştikleri kesin olarak bilinmese de genetik yatkınlık, ırk, yaş, aile öyküsü, metabolik etkenler ve hormonal faktörler miyom oluşumunda önemli rol oynar.
“Östrojen gibi hormonlara bağımlı oldukları için miyomlara en sık üreme çağında rastlanır. Menopoz sonrasında ise doğal olarak küçülme eğilimine girerler. Bununla birlikte, miyomların büyük bölümü iyi huyludur ve doğrudan kansere dönüşmeleri şeklinde bir süreç kabul edilmez.”
Miyomların iyi huylu olması, her rahim kitlesinin aynı şekilde değerlendirilmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Özellikle menopoz sonrasında büyümeye devam eden kitlelerin incelenmesi gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Bülent Çakmak, sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Çok nadir görülen kötü huylu rahim tümörleri, yani leiomyosarkomlar, başlangıçta miyomlarla karıştırılabilir. Bu nedenle şüpheli durumlarda ayrıntılı inceleme yapılması gerekir. Menopoz sonrasında büyüyen bir rahim kitlesi mutlaka kanser anlamına gelmez. Ancak nadir görülen kötü huylu tümörlerin dışlanabilmesi için uzman hekim tarafından titizlikle değerlendirilmelidir.
“Hızlı büyüme tek başına kanser göstergesi değildir. Buna karşın özellikle menopoz sonrasında büyümeyi sürdüren kitlelerin yakından takip edilmesi büyük önem taşır.”
Miyom belirtileri nelerdir?
Miyomların yol açtığı şikâyetler, rahimde bulundukları bölgeye ve büyüklüklerine göre farklılık gösterebiliyor. En sık karşılaşılan belirtilerin başında düzensiz ve şiddetli adet kanamaları geliyor. Doç. Dr. Bülent Çakmak, miyomların yerleşim bölgelerini ve belirtilerini şöyle anlatıyor:
“Miyomlar rahim boşluğunda, rahim duvarında, rahim duvarının dışında, rahim ağzında veya karın içinde yerleşebilir. Rahim boşluğunda bulunan miyomlar ara kanamalara, aşırı ve uzun süren adet kanamalarına neden olabilir. Rahim duvarındaki miyomlar yoğun adet kanamalarıyla kendini gösterebilirken rahim ağzındaki miyomlar sürekli lekelenme ve ilişki sonrası kanamalara yol açabilir.
“Kanamaların uzun süre devam etmesi, derin demir eksikliği ve kansızlık gelişmesine zemin hazırlayabilir. Bu nedenle hastaların kan değerlerinin kontrol edilmesi gerekir.”
Miyomların belirtileri yalnızca adet düzenindeki değişikliklerle sınırlı kalmıyor. Tümörlerin çevre organlara baskı yapabildiğini belirten Doç. Dr. Çakmak, diğer şikâyetleri de şöyle sıralıyor:
“Kanama dışında pelvik ağrı, karında kitle hissi ve çevre organlara baskıya bağlı belirtiler görülebilir. Miyomun idrar torbasına baskı yapması sık idrara çıkma ve idrar kaçırma şikâyetlerine neden olabilir. Kalın bağırsağa baskı söz konusu olduğunda ise kabızlık ve bağırsak düzeninde değişiklikler ortaya çıkabilir.”
Miyom kısırlığa neden olur mu?
Miyomların çocuk sahibi olma süreci üzerindeki etkisi, özellikle rahim boşluğuna doğru büyüyen ve rahmin anatomik yapısını değiştiren tümörlerde gündeme geliyor. Doç. Dr. Bülent Çakmak, bu konudaki değerlendirmesinde şu ifadeleri kullanıyor:
“Özellikle rahim boşluğuna doğru büyüyen, rahim iç duvarına baskı yapan ve rahmin anatomik şeklini bozan aşırı büyük miyomlar kısırlığa neden olabilir. Ancak miyomların etkisi, büyüklükleri ve yerleşimleriyle birlikte değerlendirilmelidir.”
Gebelik döneminde de miyomların boyutlarında değişiklikler görülebiliyor. Bu değişimlerin her hastada aynı şekilde gerçekleşmediğini vurgulayan Doç. Dr. Çakmak, şöyle konuşuyor:
“Gebelik sırasında hormonların etkisiyle bazı miyomlar büyüyebilir, bazıları aynı kalabilir veya küçülebilir. Miyomun büyüklüğü, sayısı ve yerleşimi gebeliğin seyrini etkileyebilir. Erken doğum, bebeğin rahimdeki pozisyonunun bozulması, doğum şeklinin değişmesi ve doğum sonrası kanama riski artabilir.
“Bununla birlikte, miyomu bulunan her gebede bu komplikasyonların mutlaka ortaya çıkacağı düşünülmemelidir.”
Her miyom tedavi gerektirir mi?
Miyom tanısı alan her hastada tedavi uygulanması gerekmiyor. Tedavi kararında şikâyetler, tümörün özellikleri ve kişinin çocuk sahibi olma isteği gibi farklı unsurlar dikkate alınıyor. Doç. Dr. Bülent Çakmak, tedavi planının kişiye özel oluşturulması gerektiğini belirterek şunları aktarıyor:
“Her miyomun mutlaka tedavi edilmesi gerekmez. Herhangi bir şikâyete neden olmayan miyomlar düzenli olarak takip edilebilir. Tedavi kararı verilirken hastanın şikâyetleri, miyomun boyutu ve yerleşimi, hastanın yaşı, kansızlık durumu ve çocuk sahibi olma isteği birlikte değerlendirilir.
“İlaç tedavileri miyomları tamamen ortadan kaldırmak amacıyla değil; aktif kanamayı durdurmak, orta ve ağır şikâyetleri kontrol altına almak veya planlanan cerrahi öncesinde miyomun boyutunu küçültmek için kullanılabilir. Şiddetli ve ağrılı kanamalar, tedaviye dirençli kansızlık, çevre organlara baskı ve yaşam kalitesini bozan durumlarda ise cerrahi veya girişimsel yöntemler gündeme gelir.”
Miyom ameliyatında hangi yöntemler kullanılıyor?
Miyomların cerrahi tedavisinde uygulanacak yöntem, hastanın durumuna ve miyomların özelliklerine göre belirleniyor. Bazı hastalarda yalnızca miyomun çıkarılması yeterli olurken bazı durumlarda rahmin alınması da seçenekler arasında bulunuyor.
Doç. Dr. Bülent Çakmak, cerrahi yaklaşımları şöyle açıklıyor:
“Cerrahi tedavide hastanın durumuna göre yalnızca miyomun çıkarılması, yani miyomektomi, veya rahmin tamamen alınması, yani histerektomi, tercih edilebilir. Seçilmiş vakalarda damar tıkama yöntemi olan embolizasyon ve ablasyon da alternatifler arasındadır.
“Rahim ağzından dışarı çıkan miyomlar vajinal yoldan çıkarılabilir. Rahim boşluğunda bulunan miyomlar ise vücutta kesi yapılmadan, kameralı optik sistemle rahim ağzından girilerek uygulanan histeroskopik cerrahiyle temizlenebilir.”
Rahim duvarında veya rahmin dış kısmında yerleşen miyomlarda ise karından yapılan ameliyatlar uygulanabiliyor. Uygun hastalarda kapalı cerrahi tekniklerin öne çıktığını belirten Doç. Dr. Çakmak, sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Rahim duvarındaki ve dışındaki miyomlarda karından yapılan ameliyatlar uygulanır. Uygun hastalarda açık cerrahi yerine laparoskopik veya robotik gibi kapalı cerrahi yöntemler tercih edilebilir. Bu teknikler ameliyat sırasında daha az kanama, dokularda daha az yapışıklık, belirgin yara izinin olmaması, ameliyat sonrasında daha az ağrı ve günlük yaşama daha hızlı dönüş gibi avantajlar sağlayabilir.
“Çocuk sahibi olma isteğini tamamlamış, rahim yapısını ileri derecede bozan ve aşırı büyük, çok sayıda miyomu bulunan hastalarda rahmin tamamen alınması da değerlendirilebilen cerrahi seçeneklerden biridir. Bu işlem açık veya kapalı yöntemlerle gerçekleştirilebilir.”
Miyomlarda takip ve tedavi yaklaşımı; tümörün büyüklüğü ve yerleşimi kadar hastanın şikâyetleri, yaşı ve çocuk sahibi olma isteği dikkate alınarak belirleniyor. Doç. Dr. Bülent Çakmak’ın aktardığı bilgiler, her miyomun aynı şekilde değerlendirilmediğini ve tedavi planının hastanın durumuna göre oluşturulduğunu ortaya koyuyor.




