Bilim & AraştırmaGüncel

Türkiye’de Klinik Araştırmalarda Yeni Dönem: 734 Araştırma, 11 Bini Aşkın Gönüllü

Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin (AIFD) açıkladığı verilere göre, üye firmaların Türkiye’deki klinik araştırma yatırımı 2025 yılında 21,2 milyar TL’ye ulaştı. Yürütülen araştırma sayısı 734’e, araştırmalarda yer alan toplam gönüllü sayısı ise 11 bin 663’e yükseldi.

Kanserden nadir hastalıklara, gen ve hücre tedavilerinden metabolik hastalıklara kadar geleceğin tedavilerini belirleyecek klinik araştırmalarda Türkiye’nin rolü büyüyor. Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin (AIFD) açıkladığı verilere göre, üye firmaların Türkiye’deki klinik araştırma yatırımı 2025 yılında 21,2 milyar TL’ye ulaştı. Yürütülen araştırma sayısı 734’e, araştırmalarda yer alan toplam gönüllü sayısı ise 11 bin 663’e yükseldi. Ancak dünyada klinik araştırmaları ülkelerine çekmek için giderek sertleşen bir yarış var. Uzmanlara göre Türkiye’nin önündeki asıl soru artık “Klinik araştırma yapabilir miyiz?” değil, “Bu yarıştan ne kadar büyük bir pay alabiliriz?”

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Genetik Bilim Dalı Başkanı ve Çocuk Metabolizma Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Süheyl Ezgü,AIFD Genel Sekreteri Dr. Ümit Dereli,AIFD Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Ecz. Nihan Burul Bozkurt ve TÜSEB Başkan Yardımcısı Prof.Dr. Hilmi Erdem Sümbül

Bir ilacın eczane rafına gelmesinden yıllar önce başlayan uzun bir yolculuk var. Laboratuvarda ortaya çıkan bir fikir; güvenlilik, etkinlik, doz ve yan etki açısından pek çok aşamadan geçiyor ve sonunda insanlarda yapılan klinik araştırmalarla sınanıyor.

Ancak klinik araştırmalar yalnızca yeni bir ilacın işe yarayıp yaramadığını gösteren bilimsel çalışmalar değil. Özellikle kanser, hematolojik hastalıklar, nadir ve genetik hastalıklar gibi tedavi seçeneklerinin sınırlı olduğu alanlarda, hastaların henüz rutin kullanıma girmemiş potansiyel yeni tedavilere erişebilmesinin yollarından biri.

AIFD’nin İstanbul’da düzenlediği toplantıda açıklanan 2025 Klinik Araştırmalar Yatırım Anketi ise Türkiye’nin bu alandaki konumunun giderek güçlendiğini ortaya koydu.

Türkiye 26’ncı sıradan 20’nci sıraya yükseldi

AIFD üyesi 25 firmanın verilerine göre 2025 yılında Türkiye’de 734 klinik araştırma yürütüldü. Araştırma sayısı bir önceki yıla göre yüzde 14 artarken, klinik araştırma yatırımı yüzde 24 artışla 21,2 milyar TL’ye ulaştı. Toplam gönüllü sayısı ise yüzde 23 artarak 11 bin 663 oldu.

Türkiye’nin aktif klinik araştırma sayısında 2019’daki 26’ncı sıradan Eylül 2025 itibarıyla 20’nci sıraya yükseldiğini belirten Dr. Ümit Dereli, mevcut kapasitenin daha fazlasına olanak verdiğini söyledi ve “Nüfusumuza, milli gelirimize ve ilaç pazarımızın büyüklüğüne oranladığımızda sıralamamız daha iyi olabilir. Bir diğer deyişle potansiyelimiz bugün aldığımız paydan fazlasını hak ediyor” dedi.

Dereli, Türkiye’nin geldiği noktayı “Bugün rahatlıkla söyleyebiliriz ki yarının tedavilerinde Türkiye’nin imzası var; bizim hedefimiz bu imzayı daha da görünür kılmak” diyerek özetledi.

Klinik araştırmalar hastaya ne kazandırıyor?

Rakamların hasta açısından karşılığı ise özellikle tedavi seçeneklerinin sınırlı olduğu hastalıklarda ortaya çıkıyor. Klinik araştırmalar bazı hastaların henüz rutin kullanıma girmemiş potansiyel yeni tedavilere daha erken erişmesine olanak sağlayabiliyor.

AIFD Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Ecz. Nihan Burul Bozkurt, bu nedenle klinik araştırmaların en önemli etkisinin hastaya olan katkısı olduğunu söyleyerek “Özellikle onkoloji, hematoloji ve nadir hastalıklar gibi tedavi seçeneklerinin sınırlı olduğu alanlarda hastalarımız, klinik araştırmalar sayesinde umut vadeden potansiyel tedavilere erken dönemde ve ücretsiz olarak erişim imkânı buluyor” ifadelerini kullandı.

Klinik araştırmalara katılmanın bir hak olduğunu vurgulayan Bozkurt, “Ülkemize ne kadar çok araştırma kazandırırsak, hastalarımız için bu hakkın kullanılmasına o oranda katkı sağlamış oluruz” dedi.

“Geleceğin tedavilerini bugün hastalarımıza ulaştırabiliyoruz”

Bu durum özellikle nadir ve genetik hastalıklarda çok daha belirgin. Yakın geçmişte “geleceğin tedavileri” olarak konuşulan gen ve hücre tedavileri bugün klinik araştırmaların konusu. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Genetik Bilim Dalı Başkanı ve Çocuk Metabolizma Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Süheyl Ezgü, klinik araştırmaların değerini en somut biçimde hastalarda gördüklerini belirterek “Özellikle mevcut tedavi seçeneklerinin sınırlı olduğu nadir ve genetik hastalıklarda bilimdeki gelişmelerin hastaya ulaşabilmesinin yolu güçlü bir klinik araştırma ekosisteminden geçiyor. Bugün gen ve hücre tedavileri gibi yakın geçmişte yalnızca geleceğin tedavileri olarak gördüğümüz yenilikçi yaklaşımları klinik araştırmalar kapsamında hastalarımıza ulaştırabiliyoruz” dedi.

Ezgü, Türkiye’nin bu alandaki kapasitesine de dikkat çekerek “Türkiye’de çok nitelikli araştırmacılarımız, multidisipliner ekiplerimiz ve uluslararası standartlarda çalışma yürütebilen merkezlerimiz var. Kendi merkezimizde yürüttüğümüz çalışmalarda da Türkiye’nin dünyada öncü uygulamalara imza atabilecek bilimsel ve klinik kapasiteye sahip olduğunu görüyoruz” diye konuştu.

“Klinik araştırmaya katılırsam denek mi olacağım?”

Klinik araştırmalar söz konusu olduğunda hastaların en temel kaygılarından birinin “Klinik araştırmaya katılırsam denek mi olacağım?” sorusu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Fatih Süheyl Ezgü, “Bütün klinik araştırmalarda önce güvenliktir. Hastada bir yan etki oluşacaksa onu çok önceden sezecek pek çok mekanizma mevcut. En ufak bir değişiklik gördüğümüzde ilacın verilmesi durdurulur veya farklı bir yol izlenebilir” dedi.

Araştırmaya katılımın gönüllülük esasına dayandığını, hastaya bilinen risklerin ve araştırma sürecinin anlatıldığını belirten uzmanlar, bilgilendirilmiş gönüllü olur sürecinin önemine dikkat çekti.

“Gönüllünün güvenliği her şeyin üzerinde”

TÜSEB adına toplantıya katılan Prof. Dr. Hilmi Erdem Sümbül ise klinik araştırmaların insan üzerinde yürütülmesi nedeniyle bilimsel değerlendirmenin yanı sıra etik denetime tabi olduğunu vurguladı. “Gönüllü araştırmaya gelmeden önce zaten gönüllünün adına düşünen bir etik kurul var. Sonrasında Sağlık Bakanlığımız ve Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu tarafından değerlendiriliyor” diyen Sümbül, araştırmaya katılan kişiye mevcut bilgilerin ve öngörülen yan etkilerin aktarılması gerektiğini söyledi.

Dünyada klinik araştırma yarışı kızışıyor

Türkiye araştırma sayısını artırırken dünyanın klinik araştırma haritası da hızla değişiyor. 2013 yılında yeni başlayan küresel klinik araştırmaların yüzde 53’ü Kuzey Amerika ve Avrupa’da başlatılırken, bu oran 2023’te yüzde 33’e geriledi. Aynı dönemde Çin’in payı yüzde 8’den yüzde 29’a yükseldi.

Dr. Ecz. Nihan Burul Bozkurt’a göre Türkiye’nin güçlü sağlık altyapısı, araştırmacıları ve hasta potansiyeli önemli olsa da artık tek başına yeterli değil. Bozkurt, “Hız ve öngörülebilirlik çok önemli. Ne kadar nitelikli araştırmacınız ve gönüllünüz olsa da bir araştırma farklı ülkelerde yürütülüyor. Örneğin Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu için bu süre 139 gün. Avrupa ortalaması 110 gün iken Çin’de bu süre 80 gün, Amerika’da ise 30 gün” diye konuştu.

Yapay zekâ klinik araştırmaları nasıl değiştirecek?

Yeni tedavilerin geliştirilmesinde bir başka değişim de yapay zekâ ile yaşanıyor. Editörün Gözünden olarak toplantıda uzmanlara, “Yapay zekâ klinik araştırmalarda maliyetleri, hasta seçimini ve araştırma sürelerini nasıl etkileyecek?” sorusunu yönelttik.

Yapay zeka klinik araştırma süresini nasıl etkileyecek?Prof. Dr. Fatih Süheyl Ezgü, değişimin daha yeni bir ilaç adayı belirlenirken başladığını söyledi. Geçmişte potansiyel moleküllerin laboratuvar ortamında tek tek değerlendirilmesinin yıllar alabildiğini anlatan Ezgü, bugün çok büyük molekül havuzlarının bilgisayar ortamında taranabildiğine dikkat çekti ve “Eskiden bir hücrede bozukluğu oluşturduktan sonra tedavi etmek istediğimiz hastalık için molekülleri getirir, laboratuvarda deneyler yapardık. Bu yaklaşık iki, üç, dört yılı bulurdu. Şimdi sanal ortamda, bilgisayarda o bozukluğu oluşturarak milyonlarca molekülü araştıran programlar çıktı” dedi.

Yapay zekânın rolünün yalnızca yeni molekül aramakla sınırlı kalmadığını belirten Ezgü, geçmiş araştırmalardan elde edilen verilerin yeni çalışmaların tasarlanmasında ve ilaçların farklı hasta gruplarındaki olası etkilerinin öngörülmesinde de kullanılmaya başladığını söyledi.

“Yapay zekâ herhalde önümüzdeki yıllarda çok daha fazla rol oynayacak” diyen Ezgü, ilaç geliştirme sürecinin farklı aşamalarında bu teknolojilerin kullanımının giderek yaygınlaşacağını belirtti.

Hilmi Erdem Sümbül ise yapay zekânın klinik araştırmaların günlük işleyişine de girdiğine dikkat çekti. Uygun hastaların araştırmaya dahil edilmesinden araştırma protokolünün takibine kadar algoritmalardan yararlanıldığını belirten Sümbül, “Uygun hasta seçimi konusunda ben şu an kendi merkezimde aktif şekilde kullanıyorum” dedi.

Sümbül, klinik araştırmalarda hangi hastanın çalışmaya dahil edilip edilemeyeceğinin ayrıntılı kriterlerle belirlendiğini hatırlatarak, algoritmaların bu kriterlere uygun hastaların bulunmasında ve araştırmaya dahil edilen hastaların süreç boyunca takibinde kullanılabildiğini söyledi ve “Hasta bulunması hususunda, hastanın takibi hususunda, bir hasta çalışmaya dahil edildikten sonraki bütün süreç takibinde bu algoritmalardan faydalanıyoruz. Daha da işin içine girecek mi? Evet.” diye konuştu.

 

 

 

 

 

 

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün