Ailemde Kanser Var, Ben de Olur muyum?
Ailede kanser hastalığının olması sizde de olacağı anlamına gelir mi?


Ailesinde birden fazla kanser vakası bulunan kişilerin aklına çoğu zaman aynı soru geliyor: “Ailemde bu kadar kanser hastası varken benim de kanser olma ihtimalim yüksek mi?” Özellikle anne, baba veya yakın akrabalarda genç yaşta kanser görülmesi, kişinin geleceğiyle ilgili ciddi endişe yaşamasına neden olabiliyor. Ancak ailede kanser görülmesi, kişinin mutlaka kanser olacağı anlamına gelmiyor.
Çünkü aynı ailede birden fazla kişinin kansere yakalanması ile kalıtsal bir kanser riskinin bulunması aynı şey değil. Genetik özelliklerin yanı sıra aynı evde yaşamak, benzer beslenme alışkanlıklarına sahip olmak, aynı çevresel koşullara maruz kalmak ve benzer yaşam tarzlarını benimsemek de ailelerde kanser vakalarının bir arada görülmesinde rol oynayabiliyor.
Acıbadem Life Danışmanı, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız, bu ayrımın özellikle ailede birden fazla kanser vakası bulunan kişiler açısından önemli olduğunu belirtiyor.
“Aile üyeleri yalnızca genetik özelliklerini değil; yaşam alanlarını, beslenme düzenlerini, alışkanlıklarını ve benzer çevresel maruziyetleri de paylaşır. Dolayısıyla aynı ailede birden fazla kanser vakasının görülmesi her zaman kalıtsal bir genetik değişikliğe işaret etmez.”
Her ailede görülen kanser kalıtsal mı?
Kanser söz konusu olduğunda “genetik” ve “kalıtsal” ifadeleri sıklıkla aynı anlamda kullanılıyor. Oysa bu iki kavram arasında önemli bir fark bulunuyor.
Kalıtsal kanserler, tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 5-10’unu oluşturuyor. Bu kanserlerde anne veya babadan aktarılan belirli genetik değişiklikler rol oynuyor.
Ailesel kanserlerde ise aynı ailede birden fazla kanser vakasının görülmesinin arkasında tek bir neden bulunmayabiliyor. Genetik yatkınlıkla birlikte ortak yaşam koşulları, beslenme alışkanlıkları ve çevresel maruziyetler de tabloya dahil olabiliyor.
Dr. Erkan Sarıyıldız, bu nedenle ailede birkaç kişide kanser görülmesinin doğrudan “bizde kanser geni var” şeklinde yorumlanmaması gerektiğini ifade ediyor:
“Bu nedenle ailede tekrarlayan kanserlerin önemli bir kısmı ‘ailesel’ olmakla birlikte ‘kalıtsal’ değildir.”
Ailesel kanser ile kalıtsal kanser arasındaki fark ne?
Ailesel kanser, aynı aile içinde birden fazla kanser vakasının görülmesini ifade ediyor. Burada genetik yatkınlığın yanı sıra aile bireylerinin ortak yaşam biçimleri ve çevresel koşulları da etkili olabiliyor.
Kalıtsal kanser sendromlarında ise anne veya babadan aktarılan ve doğuştan taşınan belirli bir genetik değişiklik söz konusu oluyor.
Bu ayrım yalnızca kavramsal bir farklılık değil. Çünkü kişinin gerçekten kalıtsal bir risk taşıdığı düşünülüyorsa, standart tarama programlarından farklı olarak daha erken başlayan veya daha sık uygulanan takipler gündeme gelebiliyor.
Dr. Sarıyıldız, aile öyküsünün doğru değerlendirilmesinin gereksiz korkunun önüne geçebileceği gibi gerçek risklerin gözden kaçmasını da engelleyebileceğini vurguluyor:
“Ailesel kanser öyküsü bulunan kişilerde yaşam tarzının düzenlenmesi ve kişiye uygun sağlık taramalarının ihmal edilmemesi önem taşıyor. Kalıtsal kanser sendromlarında ise kişinin taşıdığı genetik riske göre daha erken yaşta başlayan ve daha yakın aralıklarla uygulanan tarama programlarının yanı sıra gerekli durumlarda risk azaltıcı ilaç veya cerrahi seçenekler de değerlendirilebiliyor.”
“Annemde kanser vardı” demek risk değerlendirmesi için yeterli değil
Ailede kanser öyküsü söz konusu olduğunda yalnızca kanserin kimde görüldüğüne bakmak yeterli olmuyor. Tanının kaç yaşında konulduğu, kanserin hangi türde olduğu, aynı aile hattında başka kimlerde bulunduğu ve bazı kanserlerin birlikte görülüp görülmediği de önem taşıyor.
Dr. Erkan Sarıyıldız, aile öyküsünün değerlendirilmesinde özellikle şu durumların dikkate alınması gerektiğini belirtiyor:
- Yakın akrabada 50 yaşından önce meme, kolon, rahim veya yumurtalık kanseri görülmesi,
- Anne ya da baba tarafında aynı soy hattında iki veya daha fazla kişide aynı veya ilişkili kanser türünün bulunması,
- Bir kişide birden fazla bağımsız kanser gelişmesi,
- Her iki memede veya her iki böbrekte ayrı ayrı tümör ortaya çıkması,
- Erkekte meme kanseri görülmesi,
- Herhangi bir yaşta yumurtalık kanseri veya genç yaşta pankreas ya da mide kanseri görülmesi,
- Kanser tanılarının üç kuşak boyunca tekrarlaması,
- Ailede daha önce BRCA1, BRCA2, Lynch sendromu ile ilişkili genler veya TP53 gibi bir gen değişikliğinin saptanmış olması,
- Kolonda çok sayıda polip veya nadir tümör öyküsünün bulunması.
Bu özelliklerden birinin bulunması, kişinin kesinlikle kalıtsal kanser taşıdığı anlamına gelmiyor. Ancak aile öyküsünün daha ayrıntılı değerlendirilmesi ve gerektiğinde genetik danışmanlık alınması açısından önem taşıyor.
Aynı genetik değişikliği taşıyan herkes kanser olur mu?
Kalıtsal bir kanser sendromuyla ilişkili genetik değişikliğin bulunması da yüzde 100 kanser olunacağı anlamına gelmiyor.
Dr. Sarıyıldız, özellikle BRCA1 ve BRCA2 gen değişiklikleri ile meme ve yumurtalık kanserleri arasındaki ilişkiye, Lynch sendromu ile kolon ve rahim kanserleri arasındaki bağlantıya dikkat çekiyor.
Ancak genetik değişikliğin taşınması ile hastalığın kesin olarak ortaya çıkması arasında birebir bir ilişki olmadığını belirtiyor:
“Ancak bu gen değişikliklerini taşımak da yüzde yüz kanser riski anlamına gelmez. Aynı gen değişikliğini taşıyan iki kız kardeşten biri hastalanırken diğeri ömrünü hastalanmadan tamamlayabilir.”
Bu nedenle “Ailemde var, nasıl olsa bende de olacak” düşüncesi kadar, “Benimki kesinlikle genetik, yapabileceğim bir şey yok” yaklaşımı da doğru bir bakış açısı değil.
“Nasıl olsa genetik” deyip yaşam tarzını ihmal etmeyin
Ailede kanser öyküsü bulunan kişilerde en önemli yanlışlardan biri, bütün riski genlere bağlamak olabiliyor.
Dr. Erkan Sarıyıldız; sigara, alkol, bel çevresinde yağlanma, hareketsizlik, işlenmiş gıda ağırlıklı beslenme ve kronik uyku bozukluğunun risk üzerinde etkili olabileceğini belirtiyor. Bu nedenle kalıtsal yatkınlık söz konusu olsa bile yaşam tarzına dikkat edilmesi önem taşıyor.
Başka bir ifadeyle ailedeki genetik miras değiştirilemese de kişinin kendi yaşam biçimi ve sağlık takibi konusunda atabileceği adımlar bulunuyor.
Ailesinde kanser olanlar ne yapmalı?
Dr. Sarıyıldız, ailede kanser öyküsü bulunan kişilerin risklerini daha doğru değerlendirebilmesi için 4 temel adım öneriyor:
1. Aile ağacınızı çıkarın.
Anne ve baba tarafındaki üç kuşakta görülen kanser türlerini ve tanı yaşlarını mümkün olduğunca öğrenin. Bu bilgileri hekiminizle paylaşarak standart taramaların sizin için yeterli olup olmadığını değerlendirin.
2. Kırmızı alarm işaretlerini önemseyin.
Yukarıdaki özelliklerden biri ailede bulunuyorsa genetik danışmanlık gerekip gerekmediğini doktorunuzla görüşün.
3. Yaşam tarzınıza dikkat edin.
Sigarayı bırakmak, alkolü sınırlamak, bel çevresini kontrol altında tutmak ve haftada en az 150 dakika hareket etmek öneriliyor.
4. Koruyucu aşıları ihmal etmeyin.
HPV ve Hepatit B aşıları, ailede kanser öyküsü olup olmamasından bağımsız olarak bazı kanser türlerinden korunmada önemli bir yere sahip.
Ailede kanser öyküsü korku değil, yol haritası olabilir
Ailede birden fazla kişide kanser görülmesi elbette dikkate alınması gereken bir durum. Ancak bu tabloyu doğrudan “Ben de kesin kanser olacağım” şeklinde yorumlamak doğru değil.
Burada asıl önemli olan; kanserlerin hangi yaşlarda ortaya çıktığını, hangi türlerde olduğunu, aile içinde nasıl dağıldığını ve belirli risk işaretlerinin bulunup bulunmadığını değerlendirmek.
Dr. Erkan Sarıyıldız’ın da vurguladığı gibi:
“Sorulması gereken soru ‘bende de olacak mı’ değil, ‘benim için doğru tarama hangisi ve ne zaman başlamalı’ sorusudur. Kanserin erken yakalandığında büyük ölçüde tedavi edilebildiği bir çağdayız. Aile öyküsü bize tam da bu şansı sağlayan bilgiyi verir. Onu korkuya değil, sağlıklı yaşam planına dönüştürmek gerekir.”
Yani ailede kanser öyküsü varsa yapılması gereken, korkuyla beklemek değil; aile geçmişini doğru şekilde öğrenmek, kişisel riski değerlendirmek ve uygun takip planını zamanında oluşturmaktır.



