Ruh Sağlığı

Kadına Şiddetin Görünmeyen Sebepleri

Nordik Paradoksu Kadına Şiddetin Gerçek Yüzünü Ortaya Koyuyor

Prof. Dr. Nevzat Tarhan

Kadına yönelik şiddet, yalnızca toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile açıklanamayacak kadar çok katmanlı bir sorun hâline gelirken, uzmanların işaret ettiği Nordik paradoksu kavramı, konunun dünya genelindeki karmaşıklığını gözler önüne seriyor. Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bazı erkeklerin eğitimli, başarılı ve dışarıdan güçlü görünseler bile eşlerine şiddet uygulayabildiğini belirterek, bu durumun sadece “erkek şiddeti” olarak değil, daha geniş çerçevede “güçlünün zayıfı ezmesi” olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Nordik Paradoksu Neyi Gösteriyor?

Kadına yönelik şiddet alanında yapılan küresel araştırmalarda sıkça vurgulanan Nordik paradoksu, toplumsal cinsiyet eşitliğinde en ileride kabul edilen İskandinav ülkelerinde dahi partner şiddetinin yüksek oranlarda devam ettiğini tanımlar. Prof. Dr. Tarhan, “İsveç gibi eşitlik politikalarının 1960’lardan itibaren güçlü şekilde uygulandığı ülkelerde bugün hâlâ ayda 2–3 kadın partner şiddeti nedeniyle hayatını kaybediyor” diyerek bunun şaşırtıcı ama öğretici bir tablo olduğuna işaret ediyor.

Avrupa Birliği ülkelerinde yapılan geniş ölçekli araştırmalarda kadınların yaşamları boyunca en az bir kez partner şiddetine maruz kalma oranı Avrupa ortalamasında %22, İskandinav ülkelerinde %28, Türkiye’de ise %33 civarında. Bu veriler, kadına şiddetin yalnızca “eşitsiz toplumların problemi” olarak sınırlandırılamayacağını açıkça ortaya koyuyor.

Biyolojik Farklılıklar ve Şiddetin Görünmeyen Katmanları

Kadın ve erkek arasındaki biyolojik ve psikolojik farkları anlamanın, kadına yönelik şiddetin dinamiklerini çözmek açısından önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Kadın ve erkek biyolojik olarak eşit değildir fakat hak ve fırsatlar bakımından eşit olmalıdır” diyor. Erkeklerde ortalama 6 litre, kadınlarda 4 litre kan bulunması gibi temel fizyolojik farklılıkların bile güç dengesine etkisi olduğunu anlatıyor.

Aynı şekilde kadın beyninin empati kapasitesi, erkek beyninin ise stres altındayken içe kapanma eğilimi gibi doğal davranış örüntülerinin günlük ilişki dinamiklerini belirlediğini, anlaşmazlıklarda bu farklılıkların çatışmaya dönüşebildiğini ifade ediyor.

toplumsal roller, nordik paradoksu,Toplumsal Roller ve Değişen Kadın-Erkek Dengesi

Tarih boyunca ataerkil kültürün güçlü bir etkisi olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, 1960’larda yükselen kadın özgürleşme hareketlerinin başlangıçta eşitlik yönünde büyük kazanımlar sağladığını, ancak zaman içinde bazı alanlarda “kadın-erkek mücadelesi”ne dönüştüğünü ve bu durumun evlilik yapısını olumsuz etkilediğini söylüyor.

Kadınların yalnızca “dişiliğiyle” değil, “kişiliğiyle” var olması gerektiğini vurgulayan Tarhan, modern dünyada kadınların hüzünlü bir prenses değil, bilge bir kadın olmasının gerektiğini belirtiyor. Bu yaklaşım, hem ilişkilerde hem de toplumda daha sağlıklı bir denge kurulmasını mümkün kılıyor.

Şiddetin Kökeni: Narsisizm, Öğrenilmiş Davranışlar ve Güç İllüzyonu

Şiddetin yalnızca öfke kontrol bozukluğu veya alkol kullanımıyla açıklanamayacağını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, şiddet uygulayan kişilerde çoğu zaman narsistik veya antisosyal kişilik özelliklerinin öne çıktığını, bu bireylerin eleştiriyi bir saldırı gibi algıladığını ve ilişkide “köle-efendi düzeni” yaratmaya eğilim gösterdiğini aktarıyor.

Bu kişilerin çocukluk döneminde “her şey benim istediğim gibi olmalı” anlayışıyla yetişmiş olmasının, yetişkinlikte güç ve kontrol arayışını artırdığına dikkat çekiyor.

Ayrıca, birçok şiddet mağdurunun çocukluğunda şiddete tanıklık ettiğini veya maruz kaldığını, bu nedenle şiddetin onlar için doğal ve tanıdık bir iletişim biçimi hâline geldiğini belirtiyor. Bu durumun öğrenilmiş çaresizlik oluşturduğunu ve kişiyi şiddet davranışını kabullenmeye ittiğini ifade ediyor.

Kadının Gücü: Strateji, Akıl ve Sınır Koyma

Prof. Dr. Tarhan, kadının fiziksel güç eşitsizliği nedeniyle şiddete karşı aynı yöntemle karşılık vermesinin riskli olduğunu belirterek, kadının en güçlü aracının strateji, akıl ve sınır koyma becerisi olduğunu vurguluyor. Kadının öfkeye öfkeyle karşılık vermek yerine, “Şu an öfkelisin ve gerçek kişiliğini göremiyorum, bu davranışı not ediyorum” gibi sakin ama net bir duruş sergilemesinin, karşı tarafın düşünce merkezini harekete geçirdiğini anlatıyor.

Evlilikte En Büyük Yatırım: Birlikte Zaman

Sağlıklı evliliklerde güvenin en temel unsur olduğunu belirten Tarhan, “Evlilik bir ateş gibidir; çok yakın olursan yakar, çok uzak olursan söner” diyerek güven, iletişim ve kaliteli zamanın ilişkilerin en koruyucu unsuru olduğunu ifade ediyor.

Youtube Editörün Gözünden LinkKadına Şiddetin Azalması İçin Toplumsal Dönüşüm Şart

Toplumda hâlâ yaygın olan “erkek üstünlüğü”, “kadının itaat etmesi gerekir” gibi kalıpların değişmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, yeni bir toplumsal anlayışa ihtiyaç olduğunu vurguluyor. Kadın ve erkeğin birbirini tamamlayan yapılar olarak görülmesinin, hem ilişki sağlığı hem de şiddetin önlenmesi açısından hayati önem taşıdığını dile getiriyor.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün