Çocuğunuz Harfleri Değil, Önce Bunları Öğrensin!
Okul öncesinde harf ezberletmek yerine kalem ve makas kullandırın!

Okula başlamadan önce okumayı öğrenmenin çocuklara her zaman kalıcı bir akademik üstünlük sağlamadığını belirten Çocuk Gelişimi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Merve Yüksel Kadıoğlu, okul öncesinde dikkat, öz kontrol, ince motor beceriler, kelime dağarcığı ve sosyal gelişimin daha önemli olduğunu vurguladı.
Okula başlamadan okuma yazma öğrenmek her zaman avantaj değil!

Okula başlamadan okuma yazma öğrenmek, aileler tarafından çoğu zaman çocuğun ilkokula daha hazır olduğunun göstergesi olarak görülüyor. Ancak erken yaşta harfleri ve kelimeleri öğrenmenin tek başına kalıcı bir akademik başarı anlamına gelmediğine dikkat çeken uzmanlar, okul öncesi dönemde çocukların akademik beceriler kadar dikkat, öz kontrol, ince motor beceriler, kelime dağarcığı ve sosyal gelişimlerinin de desteklenmesi gerektiğini vurguluyor.
Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Merve Yüksel Kadıoğlu, okul öncesi dönemde çocuklara erken yaşta okuma yazma öğretme konusunda ailelerin dikkat etmesi gereken noktaları değerlendirdi.
Çocukların gelişim hızlarının birbirinden farklı olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Merve Yüksel Kadıoğlu, bir çocuğun okula başlamadan önce okumayı öğrenmesinin tek başına onun ilerleyen yıllarda daha başarılı olacağı anlamına gelmediğini ifade etti. Erken yaşta okuma konusunda yapılan araştırmaların da bu konuda ailelerin beklentilerini yeniden değerlendirmesi gerektiğine işaret ettiğini aktaran Kadıoğlu, şöyle konuştu:
“Her yıl eylül ayı yaklaştığında ailelerin gündemine aynı tartışma oturuyor: Komşunun, sınıf arkadaşının çocuğu okuyup yazıyorsa, benimki de bilmeli mi? Uzmanlar bu konuda ailelere sakinleştirici ama bir o kadar da dikkat çekici bir mesaj veriyor: Erken okumak tek başına bir garanti değil, hatta bazı durumlarda yanlış uygulandığında geri tepebiliyor.
Yıllarca süren bir araştırmada, 5 yaşında okumaya başlayan çocuklarla 7 yaşında başlayan çocuklar karşılaştırıldı. İlk yıllarda erken başlayanlar harf ve kelime okumada öndeydi. Ama çocuklar 11 yaşına geldiğinde bu fark tamamen kapandı; üstelik geç başlayan çocuklar okuduğunu anlama becerisinde daha iyi sonuç verdi.”
Erken akademik baskı yerine oyun ve keşif desteklenmeli
Okul öncesi dönemde çocuğa ilkokul müfredatını erkenden öğretmeye odaklanmanın gelişimin diğer alanlarının geri planda kalmasına neden olabileceğine dikkat çeken Kadıoğlu, özellikle oyunun çocuk gelişimindeki öneminin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi.
Çocukların yalnızca akademik beceriler üzerinden değerlendirilmesinin uzun vadede beklenen sonucu vermeyebileceğini belirten Kadıoğlu, farklı eğitim yaklaşımlarının çocukların ilerleyen yıllardaki performanslarına etkisini şöyle anlattı:
“Benzer bir tablo, okul öncesinde yoğun akademik eğitim alan çocuklarla oyun temelli eğitim alan çocukları yıllarca izleyen bir başka araştırmada da ortaya çıktı. İlkokulun ilk yıllarında aralarında fark yoktu. Ama dördüncü sınıfa gelindiğinde, erken ve yoğun akademik baskı alan çocukların notları neredeyse tüm derslerde düşmeye başladı; oyun temelli eğitim alan çocukların notları ise yükseldi. Araştırmacılara göre bunun nedeni, çocuklar büyüdükçe okulun onlardan daha fazla özerklik, merak ve öz güven istemesi. Bunlar da harf ezberiyle değil, oyun ve keşifle gelişen beceriler.”
Bu nedenle okul öncesi dönemde çocuğun gününün yalnızca harf, rakam veya çalışma kağıtlarıyla doldurulması yerine oyun oynayabileceği, keşfedebileceği, soru sorabileceği ve kendi başına deneyim kazanabileceği ortamların oluşturulması önem taşıyor.
Okula hazırlık harfleri bilmekten çok daha fazlasını gerektiriyor
Bir çocuğun okula hazır olup olmadığını değerlendirirken yalnızca kaç harf bildiğine ya da okuyup okuyamadığına bakılmaması gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Merve Yüksel Kadıoğlu, okul öncesi dönemde geliştirilen bazı temel becerilerin çocuğun ilkokul sürecine uyumunda daha belirleyici olduğunu söyledi.
Kadıoğlu, okula hazırlıkta dikkat edilmesi gereken becerileri şu sözlerle sıraladı:
“Uzmanlara göre okula hazırlıkta gerçekten önemli olan, çocuğun harfleri bilmesi değil; dikkatini bir işe verebilmesi, sırasını bekleyebilmesi, makas ve kalem kullanabilmesi, boyama yapabilmesi, zengin bir kelime dağarcığına sahip olması, yönergeleri anlayıp uygulayabilmesi ve akranlarıyla sağlıklı ilişki kurabilmesi. Araştırmalar, özellikle ince motor becerilerin (kalem tutuş, makas kullanma gibi) ve öz kontrolün-yani dikkatini toplayabilme, dürtülerini yönetebilme- ilkokuldaki okuma ve matematik başarısının en güçlü habercilerinden olduğunu gösteriyor. Bir çocuğun boyama kağıdında sınırları takip edebilmesi ya da oyun sırasında sırasını bekleyebilmesi, aslında harfleri ezbere bilmesinden daha fazla ipucu veriyor.”
Bu açıdan bakıldığında okul öncesi dönemde ailelerin “Çocuğum kaç harf biliyor?” sorusundan önce “Çocuğum bir etkinliğe ne kadar süre odaklanabiliyor?”, “Yönergeleri anlayabiliyor mu?”, “Kalem ve makası yaşına uygun şekilde kullanabiliyor mu?” gibi sorulara odaklanması gerekiyor.
Okula okuma bilerek başlayan çocuk sınıfta sıkılabilir
Erken okuma öğrenen çocukların yalnızca akademik açıdan değil, sınıf içindeki motivasyonları açısından da değerlendirilmesi gerektiğini belirten Kadıoğlu, okula başlamadan okuma bilen çocukların sınıf ortamında kendilerine uygun öğrenme fırsatı bulamaması halinde sıkılma yaşayabileceğini söyledi.
Bu çocukların ihtiyaçlarının karşılanmasının onları doğrudan bir üst sınıfa geçirmek anlamına gelmediğini vurgulayan Kadıoğlu, sınıf içerisinde farklılaştırılmış ve zenginleştirilmiş etkinliklerin kullanılabileceğine dikkat çekerek şöyle dedi:
“Madalyonun bir de öbür yüzü var: Okula okuma bilerek başlayan çocuklarda sınıfta sıkılma ve motivasyon kaybı riski gerçek. Araştırmalar, öğretmenlerin bu çocuklara karşı iyi niyetli ve destekleyici olduğunu, ama çoğu zaman onları sınıf içinde nasıl zenginleştirici biçimde meşgul edeceklerini bilmediklerini ortaya koyuyor. Bu da zamanla derse ilgisizliğe, hatta bazı durumlarda akranlar arasında dışlanmaya yol açabiliyor. Önerilen çözüm çocuğu üst sınıfa atlatmak değil; aynı sınıfta ona zenginleştirilmiş kitaplar ve ek etkinlikler sunmak.”
Dolayısıyla erken yaşta okumayı öğrenen bir çocuğun ilkokula başladığında diğer çocuklardan farklı bir öğrenme ihtiyacı olabileceğinin dikkate alınması gerekiyor. Burada amaç, çocuğun akademik olarak daha ileri olması nedeniyle mevcut sınıf ortamından koparılması değil, merakını ve öğrenme isteğini canlı tutacak uygun içeriklerle desteklenmesi.
“Herkesin çocuğu okuyor” baskısı çocuğu da etkiliyor
Okul öncesi dönemde çocukların gelişiminin ailelerin birbirleriyle yaptığı kıyaslamalardan bağımsız düşünülmesi gerektiğini belirten Kadıoğlu, ebeveyn kaygısının çocuklara yansıyabileceği konusunda uyardı.
Özellikle çevreden gelen “Benim çocuğum okuyor, seninki neden okumuyor?” türündeki yaklaşımların ailelerin üzerinde baskı oluşturabildiğini ifade eden Kadıoğlu, bu baskının çocuğun öğrenme sürecine de taşınabileceğini belirterek şu değerlendirmede bulundu:
“Araştırmalar, ebeveynin eğitim konusundaki kaygısının çocuğa doğrudan geçtiğini gösteriyor: Kaygılı bir ebeveyn önce kendi yorgunluğunu ve gerginliğini yaşıyor, çocuk da bu gerginliği hissedip zamanla öğrenmeye karşı isteksizleşebiliyor. Uzmanlar, ‘herkesin çocuğu okuyor, benimki de okusun’ türünden kıyaslamalı beklentilerin, çocuk için öğrenmeyi bir merak meselesi olmaktan çıkarıp bir onay ve performans meselesine dönüştürebileceği konusunda uyarıyor.”
Bu nedenle okul öncesi dönemde çocuğun gelişimini başka çocuklarla karşılaştırmak yerine kendi gelişim süreci içinde değerlendirmek daha sağlıklı bir yaklaşım olarak öne çıkıyor.
Çocuk harflere ilgi gösteriyorsa onu zorlamadan destekleyin
Her çocuğun gelişim süreci aynı olmadığı gibi, bazı çocukların da doğal olarak erken yaşlarda harflere, kelimelere ve kitaplara ilgi gösterebildiğini belirten Kadıoğlu, böyle bir durumda ailelerin çocuğun merakını bastırmaması ancak bunu zorunlu bir akademik çalışmaya dönüştürmemesi gerektiğini söyledi.
Çocuğun kendi isteğiyle harfleri öğrenmeye yönelmesinin desteklenebileceğini ifade eden Kadıoğlu, bu sürecin nasıl yönetilmesi gerektiğini şöyle açıkladı:
“Peki çocuk kendiliğinden harflere, kelimelere ilgi gösteriyorsa? Uzmanlar burada net: Bu ilgiyi bastırmaya gerek yok, ama sistemli bir ‘derse’ de çevirmemek gerekiyor. Çocuk sorduğunda cevap vermek, birlikte kitap okurken parmakla kelimeleri göstermek, istediği harfi yazmasına yardım etmek yeterli. Çocuk sıkılırsa bırakmak da bir o kadar önemli. Yani rehberlik eden ama zorlamayan bir tutum, en sağlıklı yaklaşım olarak öne çıkıyor.”
Burada temel nokta, çocuğun öğrenmeye yönelik doğal merakını korumak. Çocuk kendi isteğiyle bir harfi soruyorsa cevap vermek, kitap okurken kelimeleri takip etmek ya da yazmayı denemek istediğinde yardımcı olmak destekleyici olabilir. Ancak bu sürecin her gün belirli sürelerle yapılan zorunlu bir “ders” haline getirilmesi aynı yaklaşımın dışına çıkıyor.
Aileler harf ezberletmek yerine hangi becerileri desteklemeli?
Okula hazırlık sürecinde ailelerin çocuklarıyla evde gerçekleştirebileceği çalışmaların yalnızca akademik içeriklerden oluşmaması gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Merve Yüksel Kadıoğlu, özellikle ince motor becerilerin, dikkat ve dil gelişiminin günlük yaşam içerisinde desteklenebileceğine dikkat çekti.
Kadıoğlu, ailelere yönelik önerilerini şu sözlerle paylaştı:
“Harf ezberletmek yerine kalem tutma, makas kullanma, boyama gibi ince motor becerileri destekleyin.
“Birlikte kitap okuyun, sohbet edin, sorular sorun. Kelime dağarcığı ve dikkat, okumanın en sağlam temeli.
Çocuk kendi ilgisiyle harf öğrenmek isterse destekleyin; ama “herkes biliyor, o da bilsin” kaygısıyla zorlamayın.”
Okul öncesi dönem, çocuğun yalnızca ilkokula akademik açıdan hazırlanacağı bir dönem değil; aynı zamanda dikkatini geliştirdiği, kendini ifade etmeyi öğrendiği, sosyal ilişkiler kurduğu ve kendi davranışlarını düzenlemeye başladığı önemli bir gelişim süreci.
Bu nedenle ailelerin çocuğun kaç harf bildiğine odaklanmak yerine kalem ve makas kullanmasından kitapla kurduğu ilişkiye, oyun sırasında sırasını beklemesinden kendini ifade edebilmesine kadar çok daha geniş bir gelişim alanını desteklemesi gerekiyor. Erken okuma ise çocuk bunu doğal merakıyla öğreniyorsa desteklenebilecek bir beceri olarak değerlendirilmeli; ancak bir başarı yarışına dönüştürülmemeli.




