Okula Uyum Sürecinde Ailelere Kritik Görev
Çocuklarda kaygı bedensel belirtilere yol açabiliyor

Uzun yaz tatilinin ardından okula dönüş bazı çocuklar için kaygı yaratabiliyor. Prof. Dr. Sırrı Akbaba, ebeveynlerin okul sürecini korkutucu hale getirmemesi, günlük rutinleri okul saatlerine göre düzenlemesi ve çocuğa yalnızca yüksek not hedefi yüklememesi gerektiğini vurguluyor.

Okul açılıyor! Çocukların uyum sürecinde aileler nelere dikkat etmeli?
Uzun yaz tatilinin ardından okul düzenine dönüş, özellikle okul öncesi ve ilkokul birinci sınıfa başlayacak çocuklar için yeni bir süreci beraberinde getiriyor. 7 Eylül Pazartesi günü başlayacak uyum haftasıyla birlikte çocukların yeni ortama, öğretmenlerine, arkadaşlarına ve okul düzenine alışması hedeflenirken, bu dönemde ailelerin tutumu da sürecin önemli parçalarından biri oluyor.
Çocukların uzun süre alıştıkları tatil düzeninden okul düzenine geçerken zorlanabileceğini belirten Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı Prof. Dr. Sırrı Akbaba, ailelerin bu süreci gereğinden fazla büyütmemesi gerektiğini söylüyor. Akbaba’ya göre çocuğun okul hakkındaki ilk düşünceleri büyük ölçüde aile içinde şekilleniyor ve ebeveynlerin kullandığı dil, çocuğun okula bakışını doğrudan etkileyebiliyor.
Uzun tatilden sonra düzene dönmek zaman alabilir
Okula dönüş yalnızca çocuklar açısından değil, günlük düzeni değişen yetişkinler açısından da bir adaptasyon süreci anlamına geliyor. Uzun süre devam eden tatil düzeninin ardından erken yatmak, erken kalkmak ve belirli saatlerde okula hazırlanmak başlangıçta zorlayıcı olabiliyor.
Bu değişimin doğal olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sırrı Akbaba, ailelerin çocukların yaşadığı uyum güçlüğünü büyütmemesi gerektiğini belirterek, “Sadece çocukların değil yetişkinlerin de uzun süre oluşturdukları statükoyu terk etmeleri zor olmaktadır. Bu nedenle uzun yaz tatilinin ardından çocukların okul düzenine yeniden uyum sağlamalarının zor olması doğaldır. Yetişkinlerin bunu abartmamaları gerekiyor. Çocuklar okula başladıktan kısa bir süre sonra okul kurallarına uyum sağlayarak yeni bir düzen oluşturacaklardır” dedi.
Bu nedenle okula başlama döneminde yaşanan kısa süreli isteksizlik veya düzen değişikliğine bağlı zorlanmaların aile tarafından kaygıyla karşılanmaması önem taşıyor.
Ebeveynin yaklaşımı çocuğun okul deneyimini şekillendiriyor
Çocuğun okula uyumunda yalnızca öğretmenlerin ve okul yönetiminin değil, ebeveynlerin de önemli bir rolü bulunuyor. Ailenin çocuğa okul hakkında verdiği mesajlar, çocuğun yeni ortamı nasıl algılayacağını etkileyebiliyor.
Ebeveynlerin çocuğun bakımından ve korunmasından sorumlu olmanın yanı sıra eğitim sürecinin de önemli bir parçası olduğunu kaydeden Prof. Dr. Akbaba, okulun sunduğu oryantasyon çalışmalarından yararlanılması gerektiğini söyledi. Akbaba, “Ebeveynler çocukların hem bakıcısı ve koruyucusu hem de eğitimlerinden birinci derecede sorumludurlar. Bu nedenle ebeveyn, okula başlayan çocuğuna, okul rehber öğretmenlerinin (psikolojik danışmanların) organizasyonuyla tüm sınıf rehber öğretmenleri aracılığıyla sunulacak oryantasyon hizmetini okul müdürüne başvurarak talep etmelidir. Anne-babanın kendi günlük davranışlarını çocuğun kaliteli eğitim alması için değiştirmesinde yarar vardır. Oryantasyon hizmeti, çocukların yararlanmaları için okul, okul çevresi ve okuldaki tüm birimlerin ayrıntılı ve gerekirse uygulamalı olarak tanıtılmasıdır” ifadelerini kullandı.
Okul açılmadan önce günlük rutin yeniden kurulmalı
Okula uyumun yalnızca okul başladıktan sonra değil, öncesinde de desteklenebileceğini belirten Prof. Dr. Akbaba, özellikle uyku ve kahvaltı saatlerinin okul düzenine göre ayarlanmasını öneriyor.
Tatilden okula geçişte günlük yaşamın bir anda değiştirilmesi yerine, çocuğun yeni düzene önceden hazırlanmasının daha uygun olacağını ifade eden Akbaba, “Çocuğu okul kurallarına alıştırmak için uyuma, uyanma, kahvaltı gibi rutinlerini okul saatine uygun hale getirmeli bunun için okullar açılmadan gerekirse iki gün önce erken yatıp, erken kalkma ve kahvaltı ailede erken yapılmaya başlanmalıdır” dedi.
Bu yaklaşım, okulun ilk günlerinde çocuğun hem fiziksel hem de günlük yaşam açısından yeni düzene daha kolay adapte olmasına yardımcı olabilecek bir hazırlık süreci oluşturuyor.
Okul kaygısı baş ve karın ağrısıyla kendini gösterebilir
Bazı çocuklar okula ilişkin kaygılarını doğrudan ifade etmek yerine fiziksel yakınmalarla gösterebiliyor. Özellikle okula ilk kez başlayan çocuklarda veya tatil sonrasında yeniden okula dönen öğrencilerde baş ve karın ağrısı, ishal gibi psikosomatik belirtiler ortaya çıkabiliyor.
Bu belirtilerin altında çocuğun henüz tanımadığı yeni bir ortama ilişkin yaşadığı kaygının bulunabileceğini belirten Prof. Dr. Akbaba, “Her yenilik gibi okula ilk giden çocuklarda da baş ve karın ağrıması, ishal gibi bir takım psikosomatik belirtiler görülebilir. Tüm bu belirtiler çocuğun yeni bir ortam olan okulu tanımamasından kaynaklıdır. Bu nedenle okulun ilk açıldığı hafta ‘oryantasyon haftası’ olarak isimlendirilmiştir. Bu hizmet başarılı bir şekilde çocuğa sunulduğunda bedensel zannettiğimiz bu belirtilerde kendiliğinden ortadan kalkacaktır” diye konuştu.
Dolayısıyla çocuğun okulun ilk günlerinde yaşadığı bedensel yakınmaların yalnızca fiziksel bir sorun olarak değerlendirilmemesi, devam eden veya tekrarlayan belirtilerde ise gerekli uzman değerlendirmesinin yapılması önem taşıyor.
“Okulda beni neler bekliyor?” sorusuna verilen cevap önemli
Çocukların okula başlarken zihninde pek çok soru oluşabiliyor. Yeni ortam, öğretmen, arkadaşlar ve dersler hakkında belirsizlik yaşayan çocuk için ailenin kullandığı dil, okulun nasıl algılanacağını belirleyen unsurlardan biri olabiliyor.
Çocuğun “Acaba okulda neler olacak?” sorusuna aile tarafından gerçekçi ancak olumlu bir çerçevede cevap verilmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Akbaba, “Çocuğun ‘Acaba okulda neler olacak?’ sorusunun cevabı; okulda güzelliklerin olacağı şeklinde ana-babalar tarafından süslenerek gerçekçi bir şekilde anlatılırsa çocuk kafasındaki soruya olumlu cevaplar bulacak ve okula sempatiyle bakacaktır. Okulu sevme ailedeki ilk bilgiler sayesinde atılınca çocuk sadece okulu değil aynı şekilde kitabı, defteri, okumayı, yazmayı ve özellikle de öğretmeni sevmeye meyleder. Bununla okul başarısının temeli de atılmış olur. Tersine ebeveyn korkutucu ifadeler kullandığında ya da aceleciliği gibi ürkütücü tavırlar takındığında ise çocuk kaygılanır ve dolayısıyla çocuğun iletişim kuramaması, altını ıslatması, baş ve karın ağrıması, ciltte döküntüler gibi bedensel belirtiler göstermesine ve sonuç olarak başarısız olmasına yol açmaktadır” şeklinde konuştu.
Çocuğun başarısını yalnızca notlarla değerlendirmeyin
Okul döneminde çocuğun akademik performansının önemli olduğu düşünülse de eğitim sürecinin yalnızca notlar üzerinden değerlendirilmesi, çocuk üzerinde baskı oluşturabiliyor.
Günümüzde akademik başarının diğer gelişim alanlarının önüne geçirilmesini eleştiren Prof. Dr. Sırrı Akbaba, eğitimde iyi insan olma hedefinin de korunması gerektiğini belirterek, “Günümüzde hem öğretmenlerin hem de ebeveynin en büyük hatası çocuğuna sen ‘iyi bir insan olacaksın’ cümlesi yerine ‘okul notların yüksek olmalıdır’ mesajını vermeleridir. Bu nedenle okullarımız akademik başarısı yüksek ancak ahlaki açıdan zayıf insanlar yetiştirmektedir” ifadelerini kullandı.
Kurallar çocuğun sınırları öğrenmesine yardımcı oluyor
Okula başlayan çocukların yalnızca derslere değil, belirli kurallara ve sınırlara da uyum sağlaması gerekiyor. Evde ve okulda belirlenen kuralların çocuğa aktarılma biçimi ise bu sürecin önemli bir parçasını oluşturuyor.
Kuralların çocukların davranışlarını düzenlemeyi öğrenmesinde rol oynadığını ifade eden Prof. Dr. Akbaba, “‘Yasak’ kelimesi, istekleri engellediği için insanlara kötü bir şeymiş gibi gösterilmiştir. Halbuki isteklerin yasaklarla engellenmesi kişinin dürtüsel olmasını engellemekte ve onun ‘iyi insan’ olmasının temelini atmaktadır. Bunun tersine kendisine hiç yasak konulmamış kişiler ise engel tanımaz oldukları için öfkesini denetleyememekte ve birçok suçun faili olmaktadırlar. Özellikle çocukluk yıllarından başlayarak kurallar vasıtasıyla yapılacaklar ve yapılmayacaklar çocuklara kazandırılmalıdır. Tabii ki bunu yumuşak ama kararlı ve tutarlı bir tarzda çocuğa kazandırmak esastır: ‘Yasak’ kelimesini yumuşak bir ifadeyle dile getirir ve kuralları kararlılıkla uygularsanız yaptırımı ‘iyi’ olur, ‘yasak’ kelimesini sert ifade ederseniz tabii ki sonucu da kötü olmaktadır” diye konuştu.
Ekran kuralları okul başlayınca bir anda değişmemeli
Okul dönemine geçişte çocukların ekran kullanım süreleri de ailelerin yeniden düzenlemeye çalıştığı konular arasında yer alıyor. Ancak tatil döneminde serbest bırakılan ekran süresinin okul açıldığında bir anda kısıtlanmasının, çocuk açısından yeni bir çatışma alanı oluşturabileceği belirtiliyor.
Ekran kullanımının çocuğun yaşına ve kullanılan içeriğin niteliğine göre değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Sırrı Akbaba, “Ekran kullanımının tatil de farklı, okul zamanında farklı sürelerde kullanılması, zaten işin baştan yanlış yapıldığını göstermektedir. Ekran süresi çocuğun yaşına göre ve gireceği sitenin yararlı ve zararlı olmasına başlı olarak belirlenmelidir” dedi.
Davranış değişikliğinde önce okuldan destek alınmalı
Okul döneminde çocukların zaman zaman alışılmış davranışlarının dışında tepkiler vermesi mümkün olabiliyor. Ancak bu davranışların sıklaşması veya çocuğun günlük yaşamını ve okul sürecini belirgin biçimde etkilemeye başlaması durumunda ailelerin destek alması gerekiyor.
Bu noktada ilk başvurulabilecek kişilerin çocuğun öğretmeni ve okulun rehberlik servisi olduğunu belirten Prof. Dr. Akbaba, “Her insan gibi çocukta zaman zaman ‘normal’ olanın dışına çıkabilmektedir. Ancak normal dışı davranışlarının sıklığı arttığında tedbir alınmalıdır. En doğru tedbir de anormal davranışlarının sıklığı fazlalaşmadan uzman görüşlerini uygulamadır. Öncelikle sınıf rehber öğretmeniyle görüşerek çözmeye çalışılmalı, baş edilemediği durumlarda ise okul rehber öğretmenlerinden (psikolojik danışman) destek alınmalıdır” ifadelerini kullandı.
Dede ve ninelerle geçirilen zaman sosyal gelişimi destekleyebilir
Çocukların okul dışındaki sosyal çevresinin de gelişim sürecinde önemli bir yeri bulunuyor. Geniş aile ilişkilerinin çocukların farklı yaş gruplarıyla iletişim kurmasına ve sosyal deneyim kazanmasına katkı sağlayabileceğini belirten Prof. Dr. Akbaba, özellikle dede ve ninelerle geçirilen zamanın değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Geniş aile ilişkilerinin çocuk açısından bir fırsat olabileceğini ifade eden Akbaba, “Geniş ailelerde çocukların sosyal gelişimleri daha iyi oluyor. Bu nedenle dede ve ninelerle vakit geçirmeleri çocukların avantajınadır. Ancak gümünüz de çekirdek aile hâkim hale geldiği için dede ve ninelerle olan ilişkilerinin “çocuğun davranışlarını bozacağı” şeklinde yanlış inançlar geliştirilmiştir. Dede ve nineler çok sayıda çocuk yetiştirdikleri için deneme yanılmayla da olsa doğruları, yeni anne-baba olmuşlara göre çok daha iyi bilmektedirler. Bu nedenle ebeveynler çocuklarını en emin yer olan dede ve ninelerle zaman geçirmelerini onların sağlıklı gelişimleri için bir fırsat bilmelidirler” şeklinde konuştu.
Okula uyum sürecinde çocuğun yalnızca derslere ve akademik başarıya hazırlanması yerine, yeni yaşam düzenine, sosyal çevresine ve okul ortamına bütüncül biçimde hazırlanması önem taşıyor. Bu süreçte ailenin çocuğa verdiği mesajların olumlu, gerçekçi ve tutarlı olması, okulun çocuk için korkulacak bir yer değil, tanınacak ve alışılacak yeni bir yaşam alanı olarak görülmesine yardımcı olabiliyor.





Bir Yorum