“Cumhuriyet”ten ne anlıyoruz?

İşte bir kurumsal paylaşım yaparız, sosyal medyalık bir -iki viral video çekeriz. Kırmızı beyaz giyinip sokağa fener alayına çıkarız. Elimizde bayraklar 3-5 tur atar, Atatürk’e övgüler yağdırırız. Tamam. Bitti mi? Bitemez Cumhuriyet Bayramı.
Tüketim toplumu olurken milli bayramlarımızın da içini boşalttık. Tehlikenin farkında mısınız?
SAHİ CUMHURİYET BAYRAMI NASIL KUTLANIR?
Gençlerimiz milli bayram kutlamayı bilmiyor. Bunu sosyal medyada hesabına Türk bayrağı koymakla eş değer görüyor. Peki bu mu milli bayram gerçekten?
Kurtuluş Savaşı zamanında bu ülkenin her karış toprağı işgal altındaydı. Yunanlıdan, fransızdan, ingilizden izin almadan evden çıkılamadığı, ülkenin karış karış paylaşıldığı bir dönemde bir lider çıktı. Oysa dönemin din adamları ya da elitleri kendilerine çoktan himaye devleti seçmişlerdi bile. O dönemde çıkan lider başka bir yolun daha olduğunu gösterdi. Üstelik bu yol diğerlerinden daha meşakkatliydi, daha zordu, çok canların gideceği başından belliyken önce çevresindekileri, sonra halkı ikna etti özgürlüğe.
Egemenlik dedi, mandayı reddetti. Koca bir ülke, kadını, erkeği, çocuğuyla can siperane savaştı. Yemek yemedi, aç kaldı. Sadece milli duygusu vardı yüreğinde. “Bu vatan bizim” dediler. Öyle bir direniş ki destan yazdılar. Bir bir gönderdiler işgalcileri.
HALKIN KURTARDIĞI BİR AVUÇ AİLEYE TESLİM EDİLİR Mİ?
Sonra o lider düşündü. Binlerce insanın kanıyla, canıyla kazandığı vatan bir avuç aileye emanet edilemeyecek kadar kıymetliydi. “Biz kurtardık, buyrun, siz idare edin” mi denilecekti?
Demedi.
Madem bu vatanı halkı kurtardı. O zaman egemenlik vatandaşın olacaktı. Cumhuriyet o zaman bu direnişin doğal bir süreciydi.
Ülkenin en ücra köşesinde doğan bir çocuk ile şehrin en sükseli okulunda okuyan çocuğun eşit haklara sahip olmasıydı.
Peki günümüzde öyle mi?
Her şeyin içinin boşaltıldığı günümüzde milliyetçiliği de ya bir olaydan sonra ya da milli bayramlarda hatırlıyoruz artık.
Aşkın, sevginin, ailenin, anne-babalığın, arkadaşlığın içini boşalttığımız bugünlerde milliyetçiliğimizde nasibini aldı.
Geriye dönmek mümkün değil mi bu noktadan dersiniz?
Ya da çözümü nedir ki bunun?



