Kadınlarda Kalp Krizi Farklı Belirti Verebiliyor!
Baş dönmesi ve mide bulantısını hafife almayın


Kadınlarda kalp krizi, her zaman erkeklerde olduğu gibi tipik göğüs ağrısıyla ortaya çıkmayabiliyor. Nefes darlığı, açıklanamayan yorgunluk, mide bulantısı, baş dönmesi, sırt veya çene ağrısı gibi belirtiler de kalp-damar hastalığının habercisi olabiliyor. Özellikle menopoz sonrasında riskin artabildiğine dikkat çeken Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hatice Bütül Erer, kadınların kendilerine özgü risk faktörlerinin ve belirtilerinin dikkate alınması gerektiğini belirtiyor.
Kalp ve damar hastalıkları, kadınlarda da önemli bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor. Ancak kadınlarda ortaya çıkan kalp-damar hastalıklarının belirtileri ve risk faktörleri her zaman erkeklerle aynı seyretmeyebiliyor. Özellikle kalp krizinin yalnızca göğsün ortasında başlayan şiddetli bir ağrıdan ibaret olduğu düşüncesi, bazı kadınların belirtileri geç fark etmesine neden olabiliyor.
Kadınlarda kalp krizi; nefes darlığı, alışılmadık yorgunluk, mide bulantısı, baş dönmesi, soğuk terleme, sırt veya çene ağrısı gibi daha farklı yakınmalarla da kendini gösterebiliyor. Bu belirtilerin stres, yoğunluk veya mide problemi olarak değerlendirilerek geçiştirilmemesi önem taşıyor.
Memorial Şişli Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Hatice Bütül Erer, kadınlarda kalp hastalıklarının yaş, menopoz, gebelik öyküsü ve eşlik eden sağlık sorunlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, kadınların kalp sağlığı konusunda farkındalığının artırılmasının önemine dikkat çekiyor.
Menopozla birlikte kalp-damar riski artıyor
Kadınlarda kalp-damar hastalıklarının görülme riski yaşla birlikte değişiyor. Östrojenin kalp-damar sistemi üzerinde koruyucu etkilerinin bulunması nedeniyle kadınlarda koroner arter hastalığı erkeklere kıyasla daha ileri yaşlarda ortaya çıkabiliyor. Ancak menopozla birlikte bu koruyucu etkinin azalması, kardiyovasküler risk faktörlerinin daha belirgin hale gelmesine yol açabiliyor.
Hipertansiyon, diyabet, yüksek kolesterol, obezite, sigara kullanımı, fiziksel hareketsizlik ve ailede erken yaşta kalp-damar hastalığı öyküsü de kadınların risk profilinin belirlenmesinde önem taşıyor.
Kalp krizi sonrası sonuçlar üzerinde yalnızca cinsiyet değil; yaş, eşlik eden hastalıklar, kalp krizinin tipi ve tedaviye ulaşma süresi gibi birçok faktör etkili oluyor. Bu nedenle kadınların kalp-damar hastalıklarına karşı doğal olarak korunduğu düşüncesi doğru değil.
Kadınlarda kalp krizi her zaman göğüs ağrısıyla başlamıyor
Kadınlarda kalp krizinin en önemli özelliklerinden biri, belirtilerin her zaman klasik tabloya uymayabilmesi. Göğsün ortasında baskı veya sıkışma görülebileceği gibi ağrı farklı bölgelerde de hissedilebiliyor.
Nefes darlığı, açıklanamayan yorgunluk, mide bulantısı veya kusma, sırt ve çene ağrısı, baş dönmesi, soğuk terleme ve mide rahatsızlığı kalp-damar sistemiyle ilişkili olabilecek belirtiler arasında yer alıyor.
Özellikle daha önce yaşanmamış ve nedeni açıklanamayan şikâyetlerin tekrarlaması halinde bunların yalnızca stres veya yorgunluğa bağlanmaması gerekiyor. Kadınlarda belirtilerin daha farklı algılanabilmesi, tanının gecikmesine neden olabilecek faktörlerden biri olarak değerlendiriliyor.
Genç kadınlarda da kalp krizi riski göz ardı edilmemeli
Kalp hastalıklarının ileri yaşla özdeşleştirilmesi genç kadınların risklerinin gözden kaçmasına yol açabiliyor. Oysa özellikle bazı risk faktörlerinin bulunduğu genç kadınlarda kalp-damar hastalıkları görülebiliyor.
Spontan koroner arter diseksiyonu (SCAD) da bu açıdan önemli bir tablo. Kalbi besleyen koroner damarın duvarında meydana gelen yırtılma sonucunda damar akımının bozulmasıyla ortaya çıkabilen SCAD, kadınlarda kalp krizine neden olabiliyor.
Gebelik, doğum sonrası dönem ve yoğun fiziksel veya duygusal stres gibi durumlarla ilişkili olabilen bu tablo, kalp krizi belirtileriyle ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle genç yaş, tek başına kalp kaynaklı bir şikâyetin göz ardı edilmesi için gerekçe oluşturmuyor.
Gebelikte yaşanan bazı sorunlar ileride kalp riskini artırabiliyor
Kadınların kalp sağlığı değerlendirilirken yalnızca mevcut sağlık durumuna değil, geçmiş gebelik öyküsüne de bakılması gerekiyor.
Preeklampsi, gebelik hipertansiyonu, gebelikte diyabet ve erken doğum gibi bazı gebelik komplikasyonları, ilerleyen yıllarda kardiyovasküler hastalık riskinin daha yüksek olmasıyla ilişkili olabiliyor.
Bu nedenle bu öykülere sahip kadınların ilerleyen yaşamlarında tansiyon, kan şekeri, kolesterol, vücut ağırlığı ve diğer kardiyovasküler risk faktörlerinin düzenli olarak değerlendirilmesi önem taşıyor.
Menopoz sonrası yeni başlayan şikâyetleri önemseyin
Menopoz, kadınların kalp-damar risk profilinin yeniden değerlendirilmesi gereken dönemlerden biri. Menopozla birlikte östrojen düzeyindeki değişimin yanı sıra kilo artışı, kan basıncında yükselme, kolesterol değerlerinde değişiklik ve metabolik risklerde artış görülebiliyor.
Bu nedenle menopoz sonrasında ortaya çıkan yeni göğüs baskısı, nefes darlığı, çarpıntı, bayılma veya efor kapasitesinde belirgin azalma gibi yakınmaların değerlendirilmesi gerekiyor.
Bununla birlikte herhangi bir belirti bulunmayan ve düşük risk grubundaki genç kadınlarda herkese aynı şekilde rutin kardiyoloji kontrolleri uygulanması gerekmeyebilir. Risk değerlendirmesinin kişinin yaşına, mevcut hastalıklarına ve yaşam tarzına göre yapılması daha doğru bir yaklaşım oluşturuyor.
“Kırık kalp sendromu” gerçek bir kalp hastalığı
Yoğun duygusal veya fiziksel stresin kalp üzerinde yalnızca psikolojik etkileri bulunmuyor. Takotsubo sendromu olarak da bilinen “kırık kalp sendromu”, özellikle menopoz sonrası kadınlarda daha sık görülen ve kalbin sol karıncığında geçici kasılma bozukluğuna yol açabilen bir kalp hastalığı.
Sevilen birinin kaybı, yoğun korku veya üzüntü, boşanma gibi ağır duygusal streslerin yanı sıra ameliyat, ciddi enfeksiyon, travma ve bazı nörolojik hastalıklar da bu tabloyu tetikleyebiliyor.
Göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, terleme, bulantı ve nadiren bayılma görülebiliyor. Belirtileri kalp krizine benzediği için başlangıçta iki tabloyu birbirinden ayırmak kolay olmayabiliyor.
Kırık kalp sendromunda koroner damarların açık olması tanı sürecinde önemli bir bulgu olabiliyor. Çoğu hastada kalp fonksiyonları zaman içinde belirgin şekilde toparlansa da hastalık tamamen zararsız kabul edilmiyor; akut dönemde kalp yetersizliği ve ritim bozuklukları gibi ciddi komplikasyonlar gelişebiliyor.
Kadınlarda kalp hastalığı riski nasıl değerlendirilir?
Kadınlarda kardiyovasküler risk değerlendirilirken tek bir faktöre odaklanmak yerine bütüncül bir yaklaşım gerekiyor. Yaşın yanı sıra tansiyon, LDL ve non-HDL kolesterol, diyabet, sigara kullanımı, obezite, fiziksel aktivite düzeyi ve aile öyküsü birlikte ele alınabiliyor.
Özellikle 40’lı yaşlardan itibaren kişinin genel risk profilinin değerlendirilmesi, gelecekte ortaya çıkabilecek kalp-damar hastalıklarına karşı koruyucu adımların planlanmasına yardımcı olabiliyor.
Gerekli durumlarda güncel risk hesaplama araçlarından yararlanılarak kişinin kardiyovasküler riski daha ayrıntılı şekilde değerlendirilebiliyor.
Baş dönmesi ve mide bulantısını hafife almayın
Kadınlarda kalp krizi belirtilerinin farklılaşabilmesi nedeniyle yeni başlayan veya tekrarlayan yakınmaların dikkate alınması önem taşıyor. Özellikle göğüs rahatsızlığına eşlik eden nefes darlığı, soğuk terleme, bulantı, baş dönmesi veya çene ve sırt ağrısı gibi belirtiler kalp kaynaklı olabilir.
Belirtilerin kalp kriziyle ilişkili olup olmadığı evde kesin olarak anlaşılabileceğinden, şüpheli durumlarda tıbbi değerlendirme geciktirilmemeli. Özellikle ani başlayan ve şiddetli yakınmalarda acil sağlık hizmetlerinden yararlanılması gerekiyor.
Kadınlarda kalp sağlığının korunması yalnızca menopoz sonrasına bırakılacak bir konu değil. Gebelik dönemindeki sağlık sorunlarından yaşam tarzına, tansiyondan kolesterole kadar pek çok faktör uzun vadeli riski etkileyebiliyor. Bu nedenle kişisel risk profilinin yaşamın farklı dönemlerinde yeniden değerlendirilmesi, kalp-damar hastalıklarının erken fark edilmesi açısından önem taşıyor.




