Kanserle Mücadelede Muş’tan Yükselen Bir Ses
Genç Birikim Derneği Onkoloji Günleri'nin 12.'sini başarıyla gerçekleştirdi.

Üç gün boyunca Muş, yalnızca bir şehir değil; bilimin, umudun ve dayanışmanın merkezi oldu. Genç Birikim Derneği’nin düzenlediği 12. Uluslararası Onkoloji Günleri, 1071 Malazgirt Kongre ve Kültür Merkezi’nde adeta bir umut şölenine dönüştü.

Salona girdiğiniz anda sizi karşılayan ilk şey, farklı dillerde konuşan ama aynı duyguyu paylaşan insanların varlığıydı. 18 ülkeden yaklaşık 400 katılımcı… Akademisyenler, gönüllüler, kanseri yenmiş hastalar… Hepsinin gözlerinde ortak bir ışık vardı: “Yalnız değiliz.”
Muş Valisi Avni Çakır’ın sözleri, aslında programın ruhunu özetliyordu: “Umudu yeşerten, kalpleri onaran, yaraları saran şey, gönül bağı, dayanışma ve kardeşliktir.” Bu cümle, salondaki herkesin kalbine dokundu. Çünkü orada sadece bilim konuşulmuyordu; aynı zamanda insanın insana nefes olduğu bir tablo sergileniyordu.
Etkinliğin en çarpıcı anlarından biri gazeteci Fulya Soybaş’ın konuşmasıydı. Meme kanserini yenmiş bir kadın olarak kürsüde, dimdik ayakta şunları söyledi: “İnsan kanser olduğu zaman öleceğini düşünüyor maalesef. Ama insan bilmediği şeyden korkarmış. Bugün geldiğimiz bu noktada bilimin ışığında aslında kanserin ölüm olmadığını anladık. Kanser eşittir ölüm demek değil artık.” Salonda derin bir sessizlik oldu. Herkes kendi hikâyesini düşündü, belki de kendi korkusuyla yüzleşti.

Genç Birikim Derneği Başkanı Salih Yüce ise programın sonunda, yıllar önce kendi kanser mücadelesinden süzülmüş birikimiyle kürsüye çıktı. “18 ülkeden yaklaşık 400 kişinin katılımıyla program yaptık. Bunu her yıl büyüterek devam ettirmek istiyoruz” derken yüzünde gurur vardı. Onun kişisel hikâyesi, bugün binlerce insana umut oluyor.
Panellerde konuşulan başlıklar – “Ürolojik Kanserler”, “Genetik Taramalar”, “Destek Bakım” – elbette çok değerliydi. Ama bana sorarsanız asıl değer, bu panellerin arkasında insanların birbirine tuttuğu ellerdeydi. Çünkü bilimsel bilgi kadar, yaşanmışlıklar ve dayanışma da şifanın bir parçasıydı.
Azerbaycan’dan gelen genç gönüllü Anar Amrahli’nin sözleri, bana programın gençlere açtığı kapıyı düşündürdü: “Burada çok şeyler öğrendik, yeni arkadaşlar edindik. Muş’a ilk defa geliyorum, çok güzel bir yer.” Onun gözlerindeki heyecan, geleceğin aslında gençlerle kurulacağını bir kez daha hatırlattı.
Üç günün sonunda çekilen toplu fotoğraf, aslında bir kapanış değil, bir başlangıçtı. Farklı ülkelerden, farklı yaşlardan, farklı hikâyelerden gelen onlarca insan aynı karede gülümsüyordu. O kare, “Birlikte iyiyiz” mottosunun yaşayan kanıtıydı.
Muş, bu kez tarihini ya da doğasını değil, umuda ev sahipliği yaptı. Ve bana kalırsa bu üç gün, sadece bir etkinlik değil; kanserle mücadelede insanın birbirine nasıl güç verdiğinin en somut örneği oldu.



