

Erkeklerde en sık görülen kanser türü olan prostat kanseri, Movember Farkındalık Ayı kapsamında gerçekleştirilen bir basın toplantısında yeniden gündeme taşındı. Türkiye’de her yıl 25 bin yeni prostat kanseri vakası görüldüğünü belirten uzmanlar, erken teşhisin hayat kurtardığını vurguladı. Astellas Türkiye’nin desteğiyle düzenlenen toplantıya, Türk Tıbbi Onkoloji Derneği’nden Prof. Dr. Nuri Karadurmuş ve Prof. Dr. Bülent Karabulut ile Kanser Savaşçıları Derneği Başkanı Dr. Belma Kurdoğlu Akgün katıldı. Uzmanlar hem hastalığın Türkiye’deki güncel tablosunu paylaştı hem de erkeklerin neden düzenli taramayı ertelediğini anlattı.
Prostat kanserinde tablo: Her 8 erkekten 1’i risk altında
Basın toplantısında Türkiye’deki durum net bir dille özetlendi: Prostat kanseri, hem dünyada hem de ülkemizde erkeklerde ikinci en sık görülen kanser. Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, “Türkiye’de yılda yaklaşık 25 bin erkeğe prostat kanseri tanısı koyuyoruz. Özellikle 70 yaşından sonra görülme sıklığı belirgin şekilde artıyor” diyerek hastalığın toplumdaki yaygınlığını açıkladı.
Uzmanlara göre prostat kanseri her zaman belirti vermiyor. Bu nedenle bazı hastalarda tanı tamamen tesadüfen konabiliyor. Prof. Dr. Karadurmuş, toplumda olumsuz algı nedeniyle erkeklerin taramadan kaçtığını, oysa birçok kanserde olduğu gibi prostatta da erken teşhisin tedaviyi kolaylaştırdığını ifade etti.
Genç yaşlarda artış var mı?
Prostat kanseri genellikle ileri yaşlarda görülse de uzmanlar artık 40’lı yaşlarda da tanı alan erkeklerin olduğunu belirtiyor.
Bunun en önemli nedenlerinden biri: aile öyküsü.
Prof. Dr. Karadurmuş risk artışını şöyle özetledi:
Babasında prostat kanseri olanlarda risk 2 kat
Kardeşinde varsa risk 3 kat
Hem baba hem kardeş varsa risk 5 kat
Bu nedenle uzmanlar 40 yaşından itibaren PSA testi ve ürolojik muayene öneriyor. PSA, prostat bezinin ürettiği bir protein ve kandaki seviyesi yükseldiğinde kanser riskini değerlendirmek için önemli bir gösterge.
Tedavide kişiye özel dönem
Toplantının en dikkat çeken başlıklarından biri de tedavideki hızlı gelişmeler oldu. Prof. Dr. Bülent Karabulut, son 15 yılda prostat kanseri tedavisinde adeta bir dönem değişikliği yaşandığını anlattı.
Robotik cerrahi sayesinde hastaların iyileşme süresi kısaldı.
Gelişmiş radyoterapi teknikleri yan etkileri azalttı.
Tümörün genetik özelliklerini inceleyen testlerle kişiye özel ilaç tedavileri planlanmaya başladı.
Yeni nesil ilaçlarla eskiye göre 3–4 kat daha güçlü tedavi yanıtı elde ediliyor.
Prof. Dr. Karabulut, “Bu gelişmeler prostat kanserini uzun vadede kontrol altında tutulabilen bir hastalığa dönüştürdü” diyerek tedavideki iyimser tabloyu anlattı.
Neden Movember? Bıyığın ardındaki mesaj
Kasım ayı dünya genelinde Movember olarak biliniyor. Erkekler, prostat kanseri ve diğer erkek sağlığı sorunlarına dikkat çekmek için ay boyunca bıyık bırakıyor.
Toplantıda özellikle bu kampanyanın kişisel farkındalık oluşturmadaki gücüne vurgu yapıldı.
Movember’ın amacı:
Prostat kanseri konusunda erkekleri bilgilendirmek
PSA testinin önemini hatırlatmak
Erkek ruh sağlığına dikkat çekmek
Düzenli sağlık kontrolü alışkanlığını artırmak
Toplantının düzenlenme nedeni de tam olarak buydu: Erkekleri taramaya teşvik etmek ve tabuları yıkmak.
Kadınlar neden kritik bir rol oynuyor?
Kanser Savaşçıları Derneği Başkanı Dr. Belma Kurdoğlu Akgün, prostat kanserinde en ilginç noktaya dikkat çekti:
“Erkekler semptomlarını çoğu zaman önemsemiyor ama eşleri ve kızları küçük değişiklikleri hemen fark ediyor.”
Araştırmalar kadınların;
randevu aldırmada,
doktora gitmeyi teşvik etmede,
tedavi sürecinde moral desteği sağlamada
çok daha aktif bir rol üstlendiğini gösteriyor. Bu nedenle farkındalık çalışmalarında kadınlara da mesaj verilmesi gerektiği belirtildi.
Erken teşhis en güçlü silah
Tüm uzmanlar ortak bir mesajla toplantıyı noktaladı:
“Prostat kanseri erken teşhis edildiğinde yüksek oranda tedavi edilebilir.”
Bu yüzden:
40 yaş sonrası düzenli PSA testi
Yıllık üroloji muayenesi
Belirtiler varsa beklemeden doktora başvurma
hayati önem taşıyor.
Movember kapsamında yapılan bu toplantı, prostat kanserinin Türkiye’de hâlâ yeterince konuşulmadığını; ancak farkındalık arttıkça erken tanı oranlarının yükseldiğini gösteren güçlü bir hatırlatma niteliği taşıyor.



