Cinsellikte Yaşanan Sorunları “Normal” Kabul Etmeyin!
Cinsel sorunlar utanılacak bir durum değil: Doğru değerlendirme ile çözülebiliyor


Cinsellik, yaşamın doğal ve önemli bir parçası olmakla birlikte fiziksel sağlığın yanı sıra kişinin duygusal iyilik hali, benlik algısı ve yaşam kalitesiyle de yakından ilişkili. Buna karşın cinsellikle ilgili sorunlar toplumumuzda hâlâ konuşulması zor konular arasında yer alıyor. Pek çok kişi yaşadığı problemi uzun süre paylaşmadan yaşamaya devam edebiliyor.
Her ne kadar dile getirilmese de cinsel işlev bozukluklarının toplumda oldukça sık görülen sorunlar arasında yer aldığı belirtiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Süheyla Ayşe Mutlu, cinsel sorunların utanılacak bir durum olmadığını belirterek doğru değerlendirme ve kişiye özel tedavi yaklaşımları hakkında bilgi verdi.
Cinsel işlev bozukluğu yaşam konforunu olumsuz etkileyebilir
Cinsel işlev bozukluğu; cinsel istekte, uyarılmada, cinsel yanıtın herhangi bir aşamasında, orgazmda veya cinsel birleşme sırasında ortaya çıkan ve kişinin ya da çiftin yaşamında belirgin sıkıntıya yol açan sorunları ifade ediyor.
Kadınlarda en sık karşılaşılan sorunlar arasında cinsel istekte azalma, uyarılma ve ıslanma sorunları, orgazm güçlüğü, cinsel ilişki sırasında ağrı ve vajinismus bulunuyor. Erkeklerde ise cinsel istekte azalma, sertleşme güçlüğü, erken veya gecikmiş boşalma ile orgazm veya boşalma sorunları öne çıkıyor.
Cinsel yaşamda herkes için geçerli olan tek bir “normal” sıklık veya performans ölçütü bulunmadığına dikkat çekiliyor. Cinsel ilişki sıklığının az olması tek başına bir hastalık anlamına gelmiyor. Burada önemli olan kişinin veya çiftin bu durumdan rahatsızlık duyması ve sorunun yaşam kalitesini ya da ilişkiyi olumsuz etkilemesi.
Cinsel sorunların nedeni tek bir faktör olmayabilir
Cinsel işlev bozuklukları çoğu zaman tek bir nedene bağlı gelişmiyor. Bedensel, psikolojik, ilişkisel ve sosyal faktörler birbirini etkileyebiliyor.
Hormonal değişiklikler, menopoz, gebelik ve doğum sonrası dönem, diyabet, kalp-damar hastalıkları, nörolojik hastalıklar, kronik ağrı, bazı jinekolojik ve ürolojik hastalıklar ile geçirilmiş cerrahi girişimler cinsel işlevleri etkileyebilen bedensel nedenler arasında yer alıyor.
Bazı ilaçlar da cinsel isteği, uyarılmayı, orgazmı veya boşalmayı etkileyebiliyor. Örneğin bazı antidepresanlar ve bazı tansiyon ilaçları cinsel işlevler üzerinde yan etkilere yol açabiliyor.
Bunun yanında kaygı, depresyon, yoğun stres, beden algısıyla ilgili sorunlar, geçmişte yaşanan olumsuz cinsel deneyimler, cinsellikle ilgili suçluluk veya yanlış inanışlar, partnerle iletişim sorunları ve ilişkide yaşanan çatışmalar da cinsel işlevleri etkileyebiliyor.
Özellikle cinsel isteğin değerlendirilmesinde kişinin yaşam koşulları, partneriyle ilişkisi, cinsellikle ilgili düşünce ve inanışları ile içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevrenin birlikte ele alınması gerekiyor. Cinsel isteği yalnızca hormon düzeyleriyle açıklamak çoğu zaman yeterli olmuyor.
Cinsel sorunlarınızı hekiminizle paylaşmaktan çekinmeyin
Cinsellik konusunda toplumda hâlâ çok sayıda yanlış bilgi ve mit bulunuyor.
“Cinsellik belirli bir yaşa kadar devam eder”, “Kadın cinselliği yalnızca eşini mutlu etmek içindir”, “Erkek her zaman cinselliğe hazır olmalıdır” veya “Cinsel sorunlar zamanla kendiliğinden geçer” gibi söylemler, kişilerin profesyonel yardım aramasını geciktirebiliyor.
Cinsel işlev bozukluğu yaşayan kişinin bunu bir “başarısızlık” olarak değerlendirmemesi gerektiği vurgulanıyor. Sorunun altında yatan nedenlerin doğru şekilde değerlendirilmesi ve uygun tedavinin planlanması, cinsel yaşamın yanı sıra genel yaşam kalitesinin de iyileşmesine katkı sağlayabiliyor.
Tanı ve tedavi kişiye özel planlanıyor
Cinsel işlev bozukluklarında ilk ve en önemli aşamalardan biri, kişinin yaşadığı sorunu güvenli ve yargılayıcı olmayan bir ortamda anlatabilmesi.
Değerlendirmede cinsel öykünün yanı sıra genel sağlık durumu, kullanılan ilaçlar, hormonal ve diğer tıbbi durumlar, psikolojik durum, ilişki dinamikleri ve kişinin cinsellikle ilgili düşünce ve inanışları göz önünde bulunduruluyor.
Gerekli durumlarda jinekolojik veya ürolojik muayene ve laboratuvar incelemeleri yapılabiliyor. Bazı hastalarda psikiyatri, psikoloji, üroloji veya diğer ilgili branşlarla iş birliği gerekebiliyor.
Tedavi ise sorunun nedenine ve kişinin ihtiyaçlarına göre planlanıyor. Tıbbi tedaviler, hormonal tedaviler, cinsel terapi, psikoterapi, çift terapisi veya bunların birlikte kullanılması tedavi seçenekleri arasında yer alabiliyor.
Her hastaya aynı tedavinin uygulanmasının doğru olmadığı belirtilirken, temel amaç sorunun kaynağını ve kişinin veya çiftin ihtiyaçlarını belirleyerek kişiye özel bir yaklaşım geliştirmek.
Cinsel sorunlar yaşam kalitesini de etkileyebilir
Cinsel işlev bozuklukları yalnızca cinsel yaşamı değil; kişinin özgüvenini, beden algısını, duygusal iyilik halini ve partneriyle ilişkisini de etkileyebiliyor.
Sorunun uzun süre konuşulmaması veya ertelenmesi, çiftler arasında iletişim problemlerine ve zaman içerisinde ilişkinin olumsuz etkilenmesine neden olabiliyor.
Bu nedenle cinsel yaşamda kişiyi rahatsız eden, tekrarlayan veya ilişkiyi etkileyen bir sorun olduğunda bunu kabullenmek ya da kendiliğinden geçmesini beklemek yerine profesyonel destek alınması önem taşıyor.
Hangi durumlarda uzmana başvurmalı?
Cinsel istekte belirgin azalma, cinsel ilişki sırasında ağrı, birleşme güçlüğü, orgazm sorunu, sertleşme veya boşalma ile ilgili problemler kişinin yaşamını veya ilişkisini olumsuz etkiliyorsa uzman değerlendirmesi önem taşıyor.
Cinsel sorunların her zaman tek bir nedene bağlı olmadığı ve her bireyin yaşadığı problemin farklı özellikler taşıyabileceği unutulmamalı. Doğru değerlendirme sonrasında altta yatan nedenin belirlenmesi, uygun tedavi seçeneğinin planlanmasına ve kişinin hem cinsel yaşamının hem de genel yaşam kalitesinin iyileştirilmesine yardımcı olabiliyor.



