Bu Testlerle Kanserde Tanı Dakikalara İndi
Moleküler Testlerle Kanserde Tanı Dakikalara İndi, Tedavi Kişiselleşti


Kanserde moleküler testler, genetik analiz ve hızlı tanı teknolojileri sayesinde artık tümörlerin biyolojik özellikleri günler içinde değil, dakikalar içinde ortaya konabiliyor. Bu gelişme, özellikle kanser tanısında doğruluğu artırırken, hastaya özel tedavi planlarının çok daha erken aşamada oluşturulmasına olanak sağlıyor.
Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, yeni nesil moleküler ve genetik yöntemlerin klasik patoloji anlayışını köklü biçimde dönüştürdüğünü ve kanserle mücadelede yeni bir dönemin kapılarını araladığını vurguluyor.
Kanserde Tanı Süreci Kökten Değişiyor
Geleneksel patoloji yaklaşımında tanı, ağırlıklı olarak mikroskop altında hücre ve doku yapısının incelenmesine dayanıyordu. Ancak günümüzde tümörün yalnızca nasıl göründüğü değil, hangi genetik ve moleküler özellikleri taşıdığı da tanının merkezine yerleşmiş durumda.
Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, özellikle beyin tümörleri alanında yaşanan dönüşüme dikkat çekerek, artık tanının tek bir test ya da tek bir görüntüye dayanmadığını belirtiyor. Mikroskobik bulgular, genetik analizler, hastanın klinik durumu ve manyetik rezonans (MR) görüntülerinin birlikte değerlendirilmesiyle çok daha güvenilir sonuçlara ulaşıldığını ifade ediyor.
Bu bütüncül yaklaşım, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) güncel tümör sınıflamalarında da temel prensip haline gelmiş durumda.
“Kansere Dakikalar İçinde Tanı” Ne Anlama Geliyor?
“Kansere dakikalar içinde tanı” ifadesi, tüm genomun baştan sona analiz edilmesinden ziyade, hastalık açısından kritik öneme sahip genetik bilgilerin çok kısa sürede elde edilebilmesini ifade ediyor.
Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, gerçek zamanlı dizileme yapabilen nanopore gibi teknolojiler sayesinde DNA’dan gelen sinyalin anında okunabildiğini ve bu sayede tanıya hız kazandırıldığını belirtiyor. Özellikle ameliyat sırasında uygulanan “frozen” (dondurulmuş doku) yöntemiyle, tümörden alınan örneklerin eş zamanlı olarak hem mikroskop altında incelendiğini hem de genetik analiz sürecinin başlatıldığını aktarıyor.
Bu yaklaşım sayesinde, cerrahi ekip operasyon devam ederken tümörün temel moleküler profili hakkında bilgi sahibi olabiliyor ve cerrahi strateji bu verilere göre şekillendirilebiliyor.
Mikroskop Altında Aynı, Genetikte Farklı Tümörler
Birbirine çok benzeyen iki tümör, moleküler düzeyde tamamen farklı biyolojik davranışlar sergileyebiliyor. Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, bu farkın tedavi seçimini doğrudan etkilediğini ifade ediyor.
Özellikle akciğer kanseri gibi bazı kanser türlerinde belirli genetik mutasyonlar saptandığında, klasik kemoterapi yerine hedefe yönelik akıllı ilaçların çok daha etkili sonuçlar sağlayabildiğini vurguluyor. Bu nedenle genetik testler artık yalnızca “tümör nedir?” sorusuna değil, “hangi tedavi bu hastada işe yarar?” sorusuna da yanıt veriyor.
Metilasyon Analizi Tanı Doğruluğunu Artırıyor
Beyin tümörlerinde son yılların en güçlü tanı araçlarından biri olan DNA metilasyon analizi, özellikle ayırt edilmesi zor olgularda büyük avantaj sağlıyor. Bu yöntem sayesinde nadir tümör alt tipleri daha güvenilir biçimde sınıflandırılabiliyor ve hastalığın klinik seyri daha iyi öngörülebiliyor.
Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, Avrupa Birliği destekli TRANSCAN projesi kapsamında yürütülen çalışmaların, ameliyat sırasında genetik bilginin cerraha ulaştırılmasını hedeflediğini belirtiyor.
Görüntüleme ve Patoloji Artık Birlikte Çalışıyor
Beyin tümörlerinde yalnızca patoloji değil, radyoloji alanında da büyük bir dönüşüm yaşanıyor. İleri görüntüleme teknikleri, moleküler ve patolojik verilerle entegre edilerek tümörün biyolojik davranışı hakkında daha fazla bilgi sunuyor.
Acıbadem Üniversitesi bünyesinde kurulan Beyin Tümörleri Araştırma Grubu’nun (AUBTRG), patoloji, moleküler biyoloji, radyoloji, biyoinformatik, beyin cerrahisi ve onkolojiyi aynı çatı altında buluşturduğu belirtiliyor. Bu multidisipliner yapı, tanı ve tedavi süreçlerinin hızlanmasına önemli katkı sağlıyor.
Tümörün Gizli Haritası Ortaya Çıkıyor
Türkiye’de ilk kez Acıbadem Üniversitesi’nde altyapısı kurulan mekansal transkriptomik (spatial transcriptomics) teknolojisiyle, tümörü oluşturan farklı hücrelerin dokudaki konumları ve aktif gen profilleri bozulmadan incelenebiliyor.
Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, bu yöntemin tümörün hangi bölgelerinin daha agresif, hangilerinin tedaviye dirençli olduğunu göstermesi açısından büyük değer taşıdığını ifade ediyor.
Kanserde Yeni Dönem: Hastalığı Değil Hastayı Merkeze Alan Yaklaşım
Günümüzde kanser tanı ve tedavisi, giderek daha fazla kişiselleşiyor. Moleküler ve genetik veriler sayesinde her hasta için en uygun tedavi stratejisi belirlenebiliyor.
Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, patolojinin artık yalnızca tanı koyan bir disiplin değil, klinik karar süreçlerinin merkezinde yer alan bir alan haline geldiğini vurgulayarak, kanserle mücadelede hız, doğruluk ve kişiselleştirmenin birlikte ilerlediği yeni bir çağın başladığını belirtiyor.



