PMOS’ta Küçük Değişiklikler Büyük Fark Yaratıyor!
Yaz Ayları İçin Beslenme Rehberi


Yaz aylarında artan sıcaklık, değişen beslenme düzeni ve yetersiz sıvı tüketimi, PMOS (Polikistik Metabolik Over Sendromu) olan kadınlarda metabolik dengeyi olumsuz etkileyebiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Uzm. Dyt. Büşra Şen, doğru beslenme alışkanlıklarının insülin direncinin kontrol altına alınmasına, hormonal dengenin desteklenmesine ve hastalığa bağlı belirtilerin hafiflemesine katkı sağlayabileceğini belirtti.
PMOS yönetiminde beslenme neden bu kadar önemli?
Polikistik Over Sendromu (PKOS), üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen hormonal hastalıklardan biri olarak biliniyor. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar, hastalığın yalnızca hormonal değil, aynı zamanda metabolik yönünün de güçlü olduğunu ortaya koyuyor. Bu nedenle bilimsel yayınlarda giderek daha fazla kullanılan PMOS (Polikistik Metabolik Over Sendromu) kavramı, özellikle insülin direnci ve metabolik sağlık üzerindeki etkileri ön plana çıkarıyor.
Memorial Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Büşra Şen, “PMOS yalnızca adet düzensizliği, tüylenme artışı ya da akne gibi belirtilerle sınırlı değildir. Hastalığın metabolik boyutu da bulunuyor. İnsülin direnci arttıkça vücut daha fazla insülin üretir ve bu durum yumurtalıklarda androjen üretimini artırarak belirtilerin şiddetlenmesine katkı sağlayabilir.” dedi.
Yaz sıcaklarında su tüketimi ihmal edilmemeli
Yaz aylarında artan sıcaklık nedeniyle terlemeyle birlikte sıvı kaybı da yükseliyor. Yeterli su tüketilmediğinde ise metabolik denge bozulabiliyor ve insülin direncinin yönetimi zorlaşabiliyor.
Bu nedenle Uzm. Dyt. Büşra Şen, “Susamayı beklemeden gün boyunca düzenli su tüketmek büyük önem taşıyor. Şekerli ve kalorili içecekler yerine su, ayran veya şekersiz içecekler tercih edilmeli.” ifadelerini kullandı.
Kan şekerini dengeleyen karbonhidratlar tercih edilmeli
PMOS yönetiminde en önemli hedeflerden biri kan şekeri dalgalanmalarını önlemek oluyor. Bunun için yüksek glisemik indeksli besinler yerine daha dengeli karbonhidrat kaynaklarının tercih edilmesi öneriliyor.
Bu konuda Uzm. Dyt. Büşra Şen, “Karabuğday, siyez buğdayı gibi tam tahıllar ile nohut, yeşil mercimek, maş fasulyesi ve Meksika fasulyesi gibi kurubaklagiller hem daha uzun süre tokluk sağlar hem de insülin yanıtının daha dengeli olmasına katkıda bulunur.” dedi.
Liften zengin yaz sofraları metabolik sağlığı destekliyor
Yaz mevsimi, sebze çeşitliliğinin en fazla olduğu dönemlerden biri olması nedeniyle PMOS’lu kadınlar için önemli fırsatlar sunuyor.
Semizotu, enginar, kereviz, bakla ve diğer mevsim sebzelerinin günlük beslenmede daha fazla yer alması gerektiğini belirten Uzm. Dyt. Büşra Şen, “Liften zengin beslenme bağırsak mikrobiyotasını destekleyebilir, inflamasyonun azalmasına katkı sağlayabilir ve insülin direncinin yönetimini olumlu yönde etkileyebilir.” değerlendirmesinde bulundu.
Meyvenin tamamen yasak olmadığını da hatırlatan Şen, meyvelerin porsiyon kontrolüyle ve mümkün olduğunca meyve suyu yerine bütün haliyle tüketilmesini önerdi.
Protein ağırlıklı hafif öğünler tercih edilmeli
Yaz aylarında ağır ve yağlı yemekler yerine protein açısından zengin hafif öğünler oluşturulması hem kan şekerinin dengelenmesine hem de tokluk süresinin uzamasına katkı sağlayabiliyor.
Bu konuda Uzm. Dyt. Büşra Şen, “Yumurta, yoğurt, kefir, balık, tavuk ve kurubaklagiller gibi kaliteli protein kaynaklarının ana öğünlerde yer alması iştah kontrolünü desteklerken kan şekeri dalgalanmalarının da önüne geçmeye yardımcı olur.” diye konuştu.
Sağlıklı yağlar hormon dengesini destekleyebilir
Omega-3 yağ asitlerinden zengin besinlerin PMOS yönetiminde önemli yer tuttuğunu belirten uzmanlar, balık, zeytinyağı, ceviz ve keten tohumu gibi besinlerin düzenli tüketilmesini öneriyor.
Öte yandan rafine şeker, beyaz unla hazırlanan ürünler, paketli atıştırmalıklar ve şekerli içeceklerin sık tüketiminin insülin direncini artırabileceğini belirten Uzm. Dyt. Büşra Şen, “Bu tür besinler hormonal dengeyi de olumsuz etkileyebilir. Dengeli beslenme alışkanlıkları uzun vadede daha başarılı sonuçlar sağlar.” dedi.
Küçük kilo kayıpları bile önemli kazanımlar sağlayabiliyor
PMOS tedavisinde hedefin hızlı kilo vermek değil, sürdürülebilir kilo kontrolü olduğunu vurgulayan uzmanlar, bilimsel çalışmaların vücut ağırlığındaki küçük değişimlerin bile önemli etkiler oluşturabildiğini gösterdiğini belirtiyor.
Bu konuda Uzm. Dyt. Büşra Şen, “Vücut ağırlığının yalnızca yüzde 5 ila 10 oranında azalması bile adet düzeni, insülin direnci ve metabolik göstergelerde belirgin iyileşmeler sağlayabiliyor. Bu nedenle sürdürülebilir yaşam tarzı değişiklikleri kısa süreli diyetlerden çok daha değerlidir.” ifadelerini kullandı.
Akdeniz tipi beslenme PMOS’ta öne çıkıyor
Sebze, tam tahıl, kurubaklagil, kaliteli protein kaynakları ve zeytinyağı ağırlıklı Akdeniz tipi beslenme modeli, PMOS yönetiminde en çok önerilen beslenme yaklaşımlarından biri olarak gösteriliyor.
Yaz aylarında taze sebze ve meyvelerin bol olması sayesinde bu beslenme modelinin daha kolay uygulanabildiğini belirten Uzm. Dyt. Büşra Şen, “Akdeniz tipi beslenme hem metabolik sağlığı destekleyen hem de uzun vadede sürdürülebilirliği yüksek bir beslenme modelidir.” dedi.
Son yıllarda kıvırcık nane (spearmint) çayıyla ilgili yapılan bazı çalışmaların tüylenme sorunu yaşayan kadınlarda testosteron düzeyleri üzerinde olumlu etkiler gösterebileceğine işaret ettiğini de hatırlatan Şen, “Ancak bu konuda kesin sonuçlara ulaşabilmek için daha fazla bilimsel araştırmaya ihtiyaç var. Bitkisel ürünler tek başına tedavi olarak değerlendirilmemeli ve mutlaka uzman önerisiyle kullanılmalıdır.” uyarısında bulundu.
Doğru yaşam alışkanlıkları tedavinin ayrılmaz bir parçası
PMOS’un yalnızca hormonal bir hastalık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Uzm. Dyt. Büşra Şen, “Doğru beslenme, düzenli fiziksel aktivite, yeterli su tüketimi ve sürdürülebilir yaşam alışkanlıkları tedavinin en önemli parçalarını oluşturur. Özellikle yaz aylarında yapılacak doğru besin seçimleri hem belirtilerin hafiflemesine hem de uzun vadede metabolik sağlığın korunmasına önemli katkı sağlayabilir.” diyerek yaşam tarzı değişikliklerinin tedavi sürecindeki kritik rolüne dikkat çekti.



